Wordpress Themes

‘Psikiatri’ kategorisi için arÅŸiv

7
Nis
2008

İnsanlar zaman zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissederler. İşinden ayrılmak, sevdiğini kaybetmek veya başarılı olamamak üzüntüye yol açan yaşam olaylarındandır. Kısaca üzüntü normal yaşamın bir parçasıdır. Ancak bu üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkması ruh sağlığı sorunudur ve depresyon olarak tanımlanır. . Depresyon duygu düşünce ve davranışı etkiler. Tedavi edilmediği taktirde aylar yıllar bazen de ömür boyu sürebilir.

Depresyon değişik şekillerde ortaya çıkabilir:
Bazısında neden olmaksızın aniden ortaya çıkar
Bazısında stresli bir yaşam olayından sonra başlar
Bazen tek atak olarak yaşam boyu sürebilir
Bazen tekrarlayan ataklar halindedir
Bazen semptomların şiddetli olması ile hastalar iş yapamaz hale gelebilir
Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hissederler
Aşağıdaki belirtilerden bazıları aynı anda sizde bulunuyorsa depresyon geçiriyor olabilirsiniz:

Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz, çaresiz, hissetme, içinde boşluk duygusu olması
Karar verme güçlüğü, konsantrasyon zorluğu, bellek bozukluğu
Daha önce zevk alınan iş ve aktiviteleden zevk alamama (cinsel isteksizlik dahil)
İşte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması
Diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği
Enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme
Uyku bozukluğu (uykuya dalamama,uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma veya fazla uyuma şeklinde olabilir)
Yeme bozukluÄŸu (iÅŸtahta azalma veya artma),
Nedeni belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme
Son zamanlarda fazla alkol almaya başlama veya yatıştırıcı ilaçları kullanma ihtiyacı hissetme
Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma veya kendi cenaze merasimini düşünme
Depresyon tanısı almak için bu belirtilerin hepsinin birden sizde olması gerekmez. Bu şikayetlerin birkaçı aynı anda sizde bulunuyorsa doktora başvurmanız gerekir. En sık görülen belirtilerden biri uyku ve iştah bozukluğudur. Bu belirtilerin çoğu aynı anda bulunuyorsa ağır depresyondan söz edilir. Depresyon ciddi bir hastalıktır. Kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam eder veya ağırlaşır. Ağır depresyonda kişi iş güç yapamaz hale gelebilir ve bu durumda intihar riski yüksektir.

Uyku bozukluğu bir hastalık değildir başka hastalıklarda görülebilen bir belirtidir. Nedeninin araştırılması gerekir. Bedensel hastalıklar (astım, kalp hastalığı v.b.) nedeniyle olabileceği gibi psikiyatrik hastalıkların (depresyon, mani v.b.) çoğunda görülebilir. Depresyon hastaları sıklıkla uyku bozukluğundan yakınırlar. Bu nedenle uykusuzluk şikayetiniz varsa ve bir süredir devam ediyorsa çevrenizdeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak altta yatan nedeni araştırmanızda fayda vardır.

ABD de depresyon hastalarının 2/3′ü çeÅŸitli nedenlerle tedavi görememektedir.Türkiyede bu konuda yapılmış araÅŸtırma yoktur ancak benim kanıma göre bu oran yurdumuzda çok daha yüksektir. Psikiyatriste baÅŸvurmama nedenlerinden bazıları ÅŸunlardır: hastalık bilinememekte, hastalar çevresi tarafından zayıf oldukları gerekçesi ile suçlanmakta, hastalık dolayısı ile iÅŸ güç yapamaz durumda olan hastalar yardım isteyecek enerjiyi kendilerinde bulamamakta bazende yanlış tanı konup tedavi yanlış uygulanmaktadır.

Depresyon hastalarının yardım istemek için genelde yardıma ihtiyacı vardır. Depresyonun doğası gereği hastalar genelde kendiliğinden yardım istemezler. Hastalar sıklıkla enerji, ilgi ve istek azlığından yakınırlar. Bu nedenle depresyonu olan hastaların aileleri, arkadaşları veya diğer hekimleri tarafından psikiyatriste yönlendirilmeleri gerekir. İntihar düşüncesi varsa acilen psikiyatriste başvurmak gerekir. Halk arasında yaygın olan inanışa göre intihar düşüncesini ifade eden kişiler pek intihar etmezler. Ancak yapılan araştırmalar bu inanışın doğru olmadığını göstermiştir. Bu nedenle bir yakınınız intihar düşüncelerini sık ifade ediyorsa bunu önemseyin ve en yakın zamanda bir uzmana başvurmasına yadımcı olun. Depresyona yakalanmak sizin tercihiniz değildir ancak tedavi olup olmamak sizin elinizdedir.

admin

Yorum gönder

26
Mar
2008

Aslında herkesin herhangi bir zamanda uyku problemi olur. Bunun için pek çok neden bulunmaktadır. Uykusuzluk en az üç hafta süren uykuya başlama ve devam etmede güçlük olarak tanımlanmıştır. Bir ya da iki gece bozulan uyku, uykusuzluk kavramına uymaz. Aynı zamanda gün boyunca yorulmadıysanız, ne kadar kötü uyuduğunuzu düşünürseniz düşünün uykusuzluk yakınmanız yoktur. Böyle bir durum bile zaman zaman uyuma probleminin olmadığı anlamına gelmemektedir ve bozuk bir uykunun sıkıntısını bilmek için uykusuzluk çekiyor olmanız gerekmez.
Genç kişilerin yaşlılardan daha az uyku problemi var gibi görünmektedir. Buna karşın yukarıda belirtildiği gibi bunun yaşlandıkça uyku paternlerinizde meydana gelen değişiklikle ilgisi olabilir. 20 li yaşlarında her 10 kişiden biri uyku problemi olduğundan yakınırken yetmişli yaşlardaki kişilerin 3 te biri şikayet etmektedir.

Farklı kişiler klasik olarak aşağıdaki problemlerin bir ya da daha fazlasıyla, farklı şekillerde karşılaşmaktadır:
- Uykuya başlama ve uyuma zamanı arasının uzunluğu (sıklıkla bir o yana bir bu yana dönme)
- Gece boyunca pek çok kere uyanma, bunun sonucu olarak da sabahleyin kötü uyku uyumuş olma duygusu
- Erken uyanma ve daha sonra tekrar uyuyamama
Kötü uykunun nedenleri
EndiÅŸe
- stres ve anksiyete
İlaçlar
- aşırı alkol
- aşırı nikotin
- aşırı kafein
- çeşitli reçeteli ilaçlar
Dış faktörler
- ses
- ışık
- aşırı sıcak ya da soğuk
- rahatsız yatak
Tıbbi durumlar
- aÄŸn
- horlama ve uyku apnesi
- nefessiz kalma (örn. kalp ya da akciğer hastalığının yol açtığı)
- idrar sıklığı
- depresyon
Günlük hormonal ritmin bozulması
- uzun mesafe uçak yolculuğu
- gece iÅŸi
Fizyolojik
- yaşlılık
Anksiyete
Endişe, uyuma güçlüğü için öne sürülen en sık nedendir. Aslında; neredeyse herkes bir gece endişe nedeniyle rahatsız bir gece uykusu geçirmiştir - düşünceler kafanızda uykunuzu engelleyecek şekilde dolanırken klasik olan bir o yana bir bu yana dönme hikayesi. Eğer bu uyumada bir güçlüğün nedeniyse o zaman endişeye yol açan problemlerle uğraşmalı ya da en azından uyumak için geçmişin ya da ertesi günün endişelerini unutmak mümkün olacak şekilde yeni alışkanlıklar geliştirmektir.
İlaçlar
İlaçlar kötü uykunun en alışılmış diğer bir nedenidir. Uyku paternlerinde oluşturdukları rahatsızlıklar gençleri yaşlılardan daha az etkilemektedir.
Aslında, sıklıkla gecenin sonunda içilen bir ya da iki bardak kahve 30 lu yaşlarındaki insanların bile iyi uyumasını engellerken, 20 li yaşlarındakiler hemen hiçbir etki hissetmez ve çok iyi uyurlar.
Kafeinin sizi uyanık tuttuğu iyi bilinmektedir, özellikle de kahve gece geç içildiğinde nikotinin de benzer etkisi vardır.
Alkolün bozuk bir uykuya yol açtığı belki de daha az iyi bilinmektedir. Sıklıkla gecenin sonunda içilen sevdiğiniz bir kadeh içkinin iyi bir gece uykusu uyumanıza yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu alkolün alımdan birkaç saat sonra oluşan geri dönüm ya da çekilme etkisi nedeniyledir. Zira uykuya çabucak dalıp fakat sabahın erken saatlerinde uyanma deneyimi.
Uyku hapları doktorlar tarafından hastalarına geniş ölçüde reçete edilmektedir ve şaşırtıcı şekilde doktorların kendileri tarafından da kullanılmaktadır. Bu durum, kullanımlarının ortaya çıkardığı problemin şu anda iyi bilinmesi gerçeğine karşın devam etmektedir. En iyisi uyuma ile ilgili kısa dönem problemlerde yararlı olmalarıdır, fakat bu ilaçları uzun dönemler için kullanmak anlamlı değildir. Başka bir özellik de uzun süreli uyku hapları kullanmanın uyuma problemine neden olan sorunu ortadan kaldırmanıza yardımcı olmayacağı ve uyku haplarını aldıktan sonraki etkinin oldukça dramatik olabileceğidir. Tüm formülasyonlar REM ve non-REM uykusunun doğal ritmini değiştirmemesine karşın pek çoğunun etkileri belirsizdir.
Dış Faktörler
Çok gürültülü, çok sıcak, çok soğuk ya da yeteri kadar karanlık olmayan bir oda kolaylıkla uyku problemine yol açabilir. Eğer durum böyle ise o zaman odayla ilgili bazı değişikliklerin sırası gelmiştir. İdeal olarak da kat kat gecelik giymeyi gerektirmeyecek şekilde rahat olmanızı sağlayacak kadar sıcak olmalıdır (fakat tercihen rahatsız edici kadar da sıcak olmamalıdır!). Oda iyi havalandırılmalıdır - eğer mümkünse kısmen açık bir pencere ile uyuyun. Uyuyanların tümü, özellikle de iyi uykucular uykularını alabilmek için makul derecede bir sessizliğe gereksinim duyarlar ve tabii ki eğer ortam karanlık değilse uykuya dalmak daha güçtür - örneğin perdeler sokak lambalarını ya da dışarıdaki diğer ışıkları kapatmaya yetecek kadar kalın mı?
Pek çok kişi orta derecede sert bir yatakta kendini en rahat şekilde hisseder - kısa dönemde yumuşak bir yatak daha rahat görünebilir, fakat uzun dönemde sırtınız için iyi değildir ve iyi bir uykuyu harekete geçirmesi olanaklı değildir. Çift kişilik yataklar bir problem ortaya çıkarabilir, özellikle de eşlerden biri diğerinden daha sert bir yatak severse. Bununla birlikte, iyi bir çift kişilik yatak ortada bombe yapmaz.
Tıbbi koşullar
Uykusuzluğa neden olabilecek pek çok tıbbi problem vardır. Uyku apnesi esasen aşırı kilolu erkekleri etkileyen ilginç bir durumdur. Bu durumda uykuya dalışta hava yolları soluk almayı engelleyecek şekilde 20 ila 30 saniye kadar tıkanmış gibi gözükür. Bu da hastayı uykudan uyandıracak şekilde iki ya da üç kez güçlükle nefes almasına yol açar. Ardından hiçbir şekilde iyi bir uyku uyunamaz. Horlama da aşırı kilolu olmakla bağlantılıdır ve horlayan kişi genellikle iyi uyuyabilmesine karşın, eşi ve hattı aynı evdeki diğer insanlar oldukça etkilenebilir.
Uyku Sorununuzun Olası Yanıtları
Eğer problemli uykunuz varsa bu durumu düzeltmeye çalışmak için yapabileceğiniz pek çok şey vardır:
- Sizi uyandıran ya da uyutmayan şeyleri belirleyen birçok şey olabilir.
- Ozel problemlerle gün içinde ya da akşam ilgilenmeye çalışın - tamamen üstesin -den gelinmediyse en azından ertesi gün ilgilenmek üzere hareket planı yapmaya çalışın; daha sonra onları gece boyunca bir kenara koymak için çaba sarf edin. Bazı kişiler hareket planlarını yazmayı yararlı bulmaktadır.

- Gece geç saatte harekete geçirici aktivitelerden uzak durun - bunun içinde iş (bazen önlenemeyen ya da kurs!), ağır egzersiz ve tartışmalar vardır.
- Hemen yatma saati öncesi aşın yemeyin
- Kahve, çay ve tütün gibi uyarıcılardan gece geç saatte uzak durun
- Gece aşırı alkolden kaçının - alkol uyumanıza yardımcı olacak gibi gözükse de harekete geçirdiği uyku kalite açısından zayıftır ve ertesi sabah kendinizi zinde hissetmemenizi yoiaçar.
- Kendinize her akşam yapacağınız rutin bir iş bulun. Bu sizi rahatlatacak ve hoşunuza gidecek bir şey olmalıdır.
- Yatak odasını sadece uyku için kullanın - yatak odasında okuma (bunun uyumanıza yardım ettiğini bildiğiniz takdirde aksi olabilir), televizyon seyretme, yemek yeme ve kesinlikle çalışma yapılmamalıdır
- Hergün hatta erken kalkmanız gerekmeyen günlerde bile kendinizi erken kalkmak üzere ayariayın
- Eğer uyanma güçlüğünüz varsa, odanın diğer bir tarafına çalar saat koymayı ya da uyandığınızda hemen ışıkları açmayı deneyin
- Düzenli egzersiz yapmaya çalışın
- Yatak odasını yatmak için hazırlayın, fakat sadece yorgun olduğunuzda yatağa gidin
- Tüm bunlara karşın uykuya daima güçlüğünüz olduğunu fark ederseniz yatakta uyanık bir halde oradan oraya dönmeyin. Kalkın ve başka bir odada rahatlatıcı bir şeyler yapın. Kendinizi yorgun hissedene kadar da yatağa geri dönmeyin.
- Gece yarısı ya da sabah erken uyanırsanız yatakta yatmayı sürdürmeyin. Kalkın ve başka bir odada bir şeyler yapın. Eğer gece yarısı kendinizi böyle bir durumda bulursanız endişelenmeyin. Normalde yapma fırsatı bulamadığınız bir şeyler yapın,örneğin kitap okuyun, hafif müzik dinleyin ya da normalde yoğun olan dünyanızın huzur, sessizlik ve sakinliğinin tadını çıkarın.

admin

Yorum gönder

26
Mar
2008

Panik atak kesinlikle kontrol altına alınabilir.
Tedavide Temel ilkeler sunlardır :
Panik atakları ortadan kaldırmak Sürekli atak yaÅŸayacağım diye bunaltı, kaygı yaÅŸamayı önlemek. Panik atak korkusuyla yapılmayan davranışların yapılır hale gelmesi (tek başına yola çıkabilmek, kapalı mekanlara girebilmek, yalnız kalabilmek gibi… )

Panikle birlikte görülebilen diğer bedensel ve psikolojik sorunları gidermek Zamanla paniği önemsemeyecek ve unutacak seviyeye gelmek Panikten dolayı bozulan aile, is-sosyal yaşamın eskisi gibi normalleşmesi. Hiçbir panik belirtisi ve davranışı olmadığı halde tedaviye bir süre daha devam ettirmek.Atakların Oluşmaması İçin, Hastaların Geliştirdiği Davranışlar
Panik Bozukluğu olan hastalar, yaşadıkları panik ataklar nedeniyle zamanla yaşamlarında bazı değişiklikler yaparlar. Çok şiddetli ölüm korkusu veya kontrolünü yitirme duygusu yaşadıklarından düsünce davranışların da aşırılıklar abartılar, korkular, dikkati çeker, fakat bütün bunlar hastanın elinde ve iradesinde değildir. Yapılan panik tedavisiyle bütün belirtiler ortadan kalkar.
Örnekler:
“Her an bana bir ÅŸey olabilir, düşüp bayılırım” korkusuyla aÅŸağıdaki davranışlar geliÅŸtirilir:
Yanında su taşıma,
Sürekli kalbini ve nabzını dinleme ve tutma,
Tansiyon aletiyle dolaşma, sürekli tansiyonunu ölçme ve ölçtürme,
Yakınlarının adreslerini, telefonlarını özel bir şekilde yanında taşıma,
Panik krizi yaşanır endişesiyle cinsel ilişkiden kaçma, sportif aktiviteleri bırakma,
Sürekli yanında birilerinin bulunmasını isteme, yalniz kalamama, sokaÄŸa çıkamama, kalabalık, kapalı yerlere girememe, toplu taşıma vasıtalarına binememe…
BulunduÄŸu muhitten uzaÄŸa gidememe,
Tatile seyahate çıkamama,
Birçok sağlık sigortasına üye olup, kartları yanında taşıma,
Bir yere gideceği zaman sağlık kuruluşlarının olduğu güzargahlar dan gitme,
Sık sık, acil ünitelerine başvurup kalp grafikleri (EKG) çektirme, Check-Up,lar Yaptırma,
Berbere diş hekimine gidememe, Boğazını sıkan bir şey giyememe,
Sütyen takmaktan sıkıntı duyma,
Cenaze arabası, ambulans, itfaiye aracı görünce hastanelere gidince fenalasma hissi,
Uykuda panikle ölürüm diye uyumama ve uykusunu kaçırma,
Tansiyon yükselecek, kalp krizi geçirilecek veya felç kalınacak korkusu ile aşırı rejim-diyet uygulaması (bazi panik krizlerinde tansiyon ciddi bir şekilde yükselmekte ve yapılan kan tahlillerinde kolesterolda yüksek çıkmaktadır.),
Tv’lerdeki, basındaki intihar, cinayet, felaket haberlerinden aşırı etkilenme, onlar gibi olma korkusu,
Otomobilde panik yaşarım korkusu ile, otomobiline binememe, otomobilini satma,
Uçağa, vapura binememe,
Tek başına banyo yapamama, tuvalete gidememe, kapıda birisini bekletme,
Bayılırım, ölürüm diye aylarca banyo yapamama,
Panik krizi geçtikten sonra, aşırı yorgunluk, keyifsizlik halinin ortaya çıkması.
Tünellerden, köprülerden geçememe, yüksek yerlere çıkamama. Kendisini aşağı atma korkusu,
Panik anında bayılırım korkusuyla organlarını ve cildini belli etmeyecek giysi giymek.
Değerli takı takmamak,
Panik sürecinde tuvalete gitme isteği,

Daha fazla güvenebileceÄŸi birilerinin yanına taşınma (aileden biri, doktoru ya da hastanelere yakın…)
Uyumadan önce dua etmek. Birgün panikle ölebilirim diye yakınlarına ve sevdiklerine servetini dağıtma ve vasiyet yazma.
Her gömleğinin, ceketinin cebine kriz anında kullanılmak üzere ilaç koyma,
Issız ve şehirden uzak yerlere gidememe

Hasta-hekim arasında çok iyi bir iletişim olmalıdır. Hasta hekimine her an ulaşmalıdır.Tedavide kullanılan ana ilaçlar antidepresanlardır. Yardımcı olarak; sakinleştiriciler, yatıştırıcılar, bedensel belirtileri önleyen ilaçlar kullanılır.

Antidepresanların bir kısmı eski kuÅŸak ilaçlardır. (Anafranil, tofranil, ludiomil, insidon, laroxyl, tolvon… gibi )Yeni kuÅŸak, ilaçlar (efexör, seroxat, cipram, remeron, prozac, lustral, serzone, faverin, gibi.. )Bu ilaçların bir kısmı paniÄŸi tedavi eder. Hekimin yaptığı muayene ve tecrübesi sonuca en uygun ilaç seçilir. Bir ilaç her hasta da aynı sonucu vermeyebilir.

Ilaçların bir kısmı (eski kuşak) başlangıçta belirtileri arttırabilir, ağız kuruluğu, sıcaklık hissi, terleme, kiloartışı , kabızlık, cinsel problemler yapabilir. Yeni kuşakta bulantı, titreme, cinsel problemler, kilo artışı gibi yan etkileri olabilir. Bunlar kalıcı değildir. Bir süre sonra azalabilirler.Panik bozuklukta ilaç tedavisinin en aşağı bir buçuk yıl olması gerekir.

-Hekim önerisi dışında kesinlikle ilaç almamak gerekir.
-Panik belirtileri düzelir düzelmez ilaçları ne azaltmak nede kesmek gerekir. Yoksa kısa sürede tekrarlar.
-Yardımcı ilaçlar yeşil reçeteye tabi olanlar (Xanax, diazem, nervium benzeri ilaçlar.)Ve bazı kalp-tansiyon ve mide ilaçlarıdır. Bunların kısa süreli kullanılması gerekir.
-Başka hastalıklarınız nedeniyle ilaç alacaksanız doktorunuza danışın.
-ilaçlar zamanla iştahınızı arttırır. Özellikle -tatlıya- karşı dayanılmaz istek olur. Bunun için tedbir alın bol su için, meyve ağırlıklı beslenin.
Ilaç tedavisi dışında -biliÅŸsel, davranışsal, terapi’nin panikte iyi sonuç verdiÄŸi bilinmektedir.

Burada kiÅŸinin bedensel belirtileri algilama ve onlara “kötü anlamlar yükleme” olayı anlatılır.Düşünce, beden ve belirtilerin iliÅŸkisi; belirtilerini-düşünceyi nasıl etkilediÄŸi konuÅŸulur. Yani önce hastalığın nasıl oluÅŸtuÄŸu, belirtilerinin anlamını ne olduÄŸu ve nelere yol açamayacağı anlatılır. Daha sonra kaçınma davranışlarının nasıl yok edileceÄŸini geçilir. Bunları mutlaka bir terapistle birlikte yürütmek gerekir.
Terapiye istekli ve azimli olduktan sonra bir ayla üç ay arasında epey yol alınır.
-Panikli olmak bir “kader” olmamalı.
Panikatak Tedavisi İçin Öneriler
1-Hastalık hakkında doktorunuzdan ve yayınlardan çok iyi bilgi alın.
Temel Kural: “Düşmanını Tanı” Sana ne yapıp ne yapamayacağını bil!
2-Dahili, fiziksel muayeneler ve tahlillerde hiçbir şey yoksa; bir daha tahlil yaptırmayın ve dahili muayeneye gitmeyin.
3-Her hastanın tedavi süresi, onun kişiliğine durumuna bağlı olduğundan tedavi süresini bilin ve bu süreyi en verimli bir şekilde kullanın.
4-Yakınlarınızıda doktorla görüştürün. Hastalığın sizin elinizde ve iradenizde olmadığını öğrensınler ve size “yüklenmesinler”
5-Umudunuzu ve kendinize olan güveninizi hiçbir zaman yitirmeyin. “BaÅŸaracağım, bu hastalığı yeneceÄŸim ve yaÅŸama sımsıkı sarılacağım. Kendime inanıyorum ve güveniyorum!”
Telkinini sık sık yenileyin.
6-Mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapın.
7-Her gün duş alın.
8-Yüzme imkanınız varsa yüzün.
9-Yılda iki kez tatil yapın.
10-ÇözemediÄŸiniz ve sizinle direkt iliÅŸkisi olmayan sorunlarda üzülmeyin. “Kulak arkası edin.”
11-Kahve, koyu çay, kolalı içeceklerden uzak durun.
12-Midenizi tıka basa doldurmayın, uzun süre aç kalmayın.
13-Sizin gibi panik yaşayan insanlarla bir araya gelin. Sosyal-kültürel faaliyetlerde bulunun.
14-Panik krizini hissettiğiniz an dikkatinizi başka yere vermeye çalışın.
15-Nefes egzersizleri yapın (Derin nefes alıp içinizde tutun ona kadar sayın ve ağzınızdan üfler gibi yavaş yavaş verin)
16-Her gün gevşeme (relaksasyon) egzersizleri yapın. Bütün vücut kaslarınızı kasıp
sonra gevÅŸetin.
17-Sex yaşamınızı canlandırın, fanteziler üretin.

admin

Yorum gönder

26
Mar
2008

Depresyon toplumda çok sık görülmekle beraber, ilk kez depresyonun tanımlanması Hipokrat dönemine kadar eskilere uzanır. Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır. Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi herşeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemesede kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda herşeyin olumsuz taraflarını görür. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir. Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir. Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir. Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son onbeş gündür devam ediyor olması gerekir.

DEPRESYONUN DİĞER BELİRTİLERİ NELERDİR ?
Önceden zevk aldığı günlük aktivite ve meşguliyetlerden zevk alamama, gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoğunluğunda kederli ve üzgün olma, gençlerde ve çocuklarda daha çok çabuk sinirlenme duygudurum değişikliği, uyku azalması, sık sık uyanma, erken uyanma veya çok fazla uyuma, iştahsızlık veya çok aşırı yeme, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon azalması, cinsel istekte azalma, çabuk yorulma, akla gelen ölüm düşünceleri, kendini değersiz -çaresiz- işe yaramaz - beceriksiz - suçlu görme, olayları olumsuz değerlendirme, geleceğe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceği gibi, önemli bir kısmı da bulunabilir.
DEPRESYON TEDAVİSİ NASILDIR ?
Depresyon tedavisi son zamanlarda daha kolay hale gelmiÅŸtir. Genellikle ve çoÄŸunlukla kullanılan tedavi yaklaşımı ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinede ‘’serotonin ” ve ” noradrenalin” üzerinden etki yapan antidepresan dedÄŸimiz ilaçlar kullanılır. Aynı zamanda biliÅŸsel olumsuzlukları ve öğrenilmiÅŸ çaresizlik düşüncelerini gidermek ve tadaviyi hızlandırmak için psikoterapiye de ihtiyaç olabilir. Nedene yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileÅŸmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kiÅŸinin hayatını mevcut depresyonun ez az ÅŸekilde etkilemesi için, durumun bir psikiyatrist tarafından deÄŸerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye baÅŸlanması önemli olabilmektedir.

admin

Yorum gönder

26
Mar
2008

Kiside ilerleyen yas ile , beyindeki bir takim degismeler sonrasi olusan bellekte bozulma (yakin döneme ait hafizada güçlükler) yanisira, konusma, söylenen seyleri ya da daha önce bilinen seyleri yapamama, çevresindeki esya ve varliklari taniyamama; hesaplama, plan yapma, yürütme, sorunlari çözme, davranislari yeri geldiginde sonlandirabilme, uygun yargida bulunma gibi daha çok beynin frontal bölgesine ait becerilerde kayiplar ile kendini gösteren ilerleyici bir rahatsizliktir.Hangi yas grubunda , ne oranda görülmektedir?
65 yas üzerindeki grubun % 2-4′ünde, 85 yas üzerinde ise % 20 oraninda görülmektedir.
Bu duruma neden olan rahatsizliklar

Yaklasik olarak % 60 kadari Alzheimer dedigimiz rahatsizliktan dolayi,%10-20’si beyin damar hastaliklari ve tikanmalari, tekrarlayan felçlerden ötürü, % 10′u alkole bagli, geri kalani ise travma,ilaç zehirlenmeleri, kafa içindeki tümörler, abse ve diger vücut hastaliklari (bazi vitamin eksiklikleri, tiroid, paratiroid ,böbrek üstü bezleri, karaciger, böbrek, hipofiz hastaliklari gibi) sonrasi olusmaktadir .
Riski arttiran etkenler:
I lerleyen yas (özellikle 75 yas üzeri), Alzheimer tipinde yakin akrabalarda risk artmaktadir. Damarsal tipte ise yüksek tansiyon, kalp-kapak hastaliklari,beslenme yetersizlikleri riski yükseltmektedir.
Alzheimer tipi rahatsizlik neden olmaktadir?
Beyinde bulunan sinir hücrelerinin kaybi , bunlarin yerini is görmeye uygun olmayan maddelerin almasi ve sinir hücreleri arasindaki iliskiyi saglayan maddelerin üretiminde azalma olmasi ön planda düsünülmektedir. Bulasici degildir. Daha nadiren 50′li yaslarda da görülmektedir. Çok yavas, sinsi bir seyir izlemektedir.
Demansli Bir Hastaya Yapabileceginiz Yardimlar:
Ilk olarak hastanin tek basina yasamamasi gerekmektedir. Yaninda yakinlari kalmiyorsa, hiç degilse bir bakici bulunmalidir.
Bu kisi de hastalik konusunda bilgilendirilmeli ve karsilasilabilecek tehlikeler konusunda uyarilmalidir. Hasta ile iletisim en üst düzeyde saglanmalidir. Olabildigince konusmaya, kendi düsünce ve hislerini anlatmaya çalisilmalidir.Hasta yapamadiklari ya da farkliliklari nedeniyle yargilanmamalidir. Kendisinin yapabilecekleri isleri yapmalari yönünde desteklenmelidirler. Onun her isini sizin yapmaniz uygun bir davranis degildir. Yemesi, içmesi, uyumasi,tuvalet aliskanliklari, ilaçlarinin alimi belirli bir düzen içinde olmalidir. Olabilecek degisikliklerde erken müdahale etmek gerekmektedir. Hastanin bulundugu mekan,odasi, esyalari, giysilerinde degisiklikler yapilmamali, hasta kendini alisik oldugu düzen içinde yasamalidir.
Aksamlari idrar kaçirmayi önlemek için ilaç kullanimi öncesinde, tuvalete daha çok gitmeyi saglama, aksam idrarini çogaltacak bazi maddelerden (çay ,mesrubat,idrar söktürücü gibi) kaçinilmalidir. Alkol,,kahve sinirliligi arttirip, münakasalara yol açabileceginden ,alimlari engellenmelidir. Kendisi ile tartisilmamali, azarlanmamali , yapamayacagi seyler istenmemelidir. Yürümesini kolaylastiracak yürüteçlerin kullanimi tesvik edilmeli, hizli yürüme yerine sakin ,önüne bakar sekilde dikkatli yürümesi saglanmalidir. Uykusu için ilaç baslanmadan önce gündüz uykusunun önlenmesi, yatagini sadece gece kullanmasi, ayni saatte yataga girme ve gündüz hareket miktarini arttirma, gece sivi aliminin azaltilmasi uygundur. Varsani ve sanrilari oluyorsa, zitlasmayin,onunla konusacak baska seyler bulun. Alinmayin, kizmayin ,onun gönlünü almaya çalisin. Yanici,keskin parçalari olan ev-mutfak gereçlerini evden uzaklastirin. Sicak-soguk hissi yasla birlikte kayboldugu için banyosunun suyunu siz ayarlayin. Pencereler, balkon ve merdivenler yanina, düsmeye engel olacak trabzanlar yerlestirebilirsiniz. Tüm bunlari saglama imkanina sahip degilseniz, bir bakimevine basvurmak idealdir. Bulunacagi ortamdaki benzer özellikteki yasitlari ile daha hosça vakit de geçirebilir. Bu durum utanilacak birsey degil, bilakis kisinin daha sosyal bir yasanti sürmesine olanak saglayabilmektedir.
Dikkat Edilecek Noktalar :
Eve giren çikan kisilerin çok sayida olmasi hasta için zararlidir. Kisi asiri gürültü, çok parlak renkli isiklardan korunmalidir. Hersey hastayi dinlendirecek ve hos bir sekilde dikkatini çekecek özellikte olmalidir.

Ev esyalari düsmeyi,kazalari ve yaralanmayi önleyecek özelliklerde olmali, keskin seylere dikkat edilmeli, yere saglam oturan özelliklerde olmali, zemini kayganlastirip, düsmelere yol açabilecek malzemelerden kaçinilmali, esyalar rahat hareket edecek, dolasmaya engel olmayacak sekilde düzenlenmelidir. Evden tek basina disariya gitmeler, kaza ve kaybolmalara yol açabileceginden bakim verenlerin dikkat etmesi saglanmalidir.
Görme keskinligi azaldigi için kazalari ya da esya ve gölgeleri yanlis degerlendirmeyi (illüzyon) önlemek amaci ile oda iyi aydinlatilmalidir. Kisinin daha önce severek kullandigi bir takim ufak esyalari (saat, kalem,tesbih, ruj, parfüm, çanta gibi) yaninda olmali, sevdigi ve anilarini tazeleyebilecegi ,konusma olanagi yaratabilecek albüm,resimlikler gözönünde bulunmalidir. Geçmiste yapip zevk aldigi hobi ve aliskanliklarini ( bahçe ile ugrasma, çok yormayan sporlar, resim, elisi, kolleksiyonculuk, ufak tefek tamiratlar, sarki söyleme , film seyretme gibi) sürdürmeye özendirilmelidir.

admin

Yorum gönder

26
Mar
2008

Asagidaki belirtilerden en az dordunun varligi ile birlikte eriskinligin erken donemlerinde baslayan yetersizlik duygulari, sosyal acidan kendini geri cekme ve baskalarinca olumsuz degerlendirilmeye asiri duyarli olma, fazla incinme ile seyreden bir kisilik bozukludur.1- Baskalari tarafindan kabul gormeme, kucumsenme, elestirilme, dislanma endiseleriyle sosyal iliski gerektiren islerden uzak durma
2- Sevilip, sayildigina kesin inanmadikca baskalariyla iletisim kurmak,gorusmek istemez
3- Hafife alinip, dalga gecilecegi endisesi ile yakin iliskilerde rahat davranamaz,bu iliskilerde tutukluk yasayip, kendini ve sahip olduklarini ortaya koyamaz
4- Baskalarinin da bulundugu iletisim gereken ortamlarda dusunce icerikleri yogun bir sekilde elestirilme, dislanma dusunceleri ile kaplanmistir
5- Hissettikleri yetersizlik duygulari nedeniyle, daha once karsilasmadiklari kisilerle ayni ortamda bulunduklarinda istedikleri gibi hareket edememelerine, konusma ve davranislarinda kisitlilik hissetmelerine yol acar.
6- Kisiler kendilerini sosyal acidan yeteneksiz, renksiz, etkisiz ,zayif veya diger kisilere gore daha degersiz bireyler olarak gorurler.
7- Kucuk dusup, mahcup olacaklari seklindeki dusunce yapilari nedeniyle kendi baslarina bireysel girisimlerde bulunamaz ve yeni aktivitelere baslamak ya da baskalarina katilmak istemezler.
Bu kisiler yeni sorumluluk ve dolayisiyle elestiri alma olasiligi, odak noktasi olma,ustlerle daha cok iliski kurma ve inisiyatif kullanma durumlari nedeniyle islerinde daha ust konumlara yukselme tekliflerini reddedebilirler. Baskalari hakkinda baslangicta “beni elestirir, beni aralarina almazlar” diye dusunduklerinden yeni iliskilere girmekten kacinirlar. Kendilerinden bahsetmekte, ic dunyalarini acmalari konusunda yanlis anlasilma ve reddedilme endiseleri nedeniyle zorluk yasarlar.
Utangac,urkek, yalniz, kendini gizlemeye calisan, sesi solugu cikmayan, kendini frenleyen kisilerdir.Olagan seylerden bile bir cok tehlikenin olusabilecegini dusunup, hayatlarini alistiklari ortam ve kisilerle gecirmeye calisir, “kozalari icinde yasamaya calisirlar”. Korkulu ,endiseli ve diken uzerinde gibi olan davranislari baskalarinca alay konusu olabilir.
Baskalarina kiyasla toplumdan uzak yasamayi yeglerler, bu nedenle taniyanlari azdir ve iletisimleri de az oldugundan yeterli destek bulamazlar. Buna ragmen sevgi,saygi, yakinlik gormek ister, mukemmel iliski hayalleri ile yasarlar.
Beraber gorulen bozukluklar:
Sosyal fobi
Depresif bozukluklar
Diger kisilik bozukluklari (borderline , paranoid, sizoid, sizotipal k.b.)
Toplumda %0.5-1 oraninda gorulmektedir. Cocukluk yaslarinda utangac, yabancilar arasina cikamayan, yeni durumlar karsisinda endise edip, gerileyen, oyunlara katilmakta isteksiz ya da pasif kalan cocuklardir. Yillar gecip, iliski geregi arttikca daha cok cekingenlikleri ortaya cikar.

admin

Yorum gönder

13
Mar
2008

Obsesif-kompulsif bozukluk yada toplumdaki yaygın adıyla ” titizlik hastalığı”, kiÅŸiyi rahatsız edici gelen, bir türlü akıldan çıkmayan, tekrarlayıcı dürtü yada düşüncelerin varlığı ( obsesyon, yani saplantı ) ve kiÅŸi bu saplantılarından kurtulabilmek için geliÅŸtirdiÄŸi davranışlardan(komplsiyon, yani zorlantı) oluÅŸur. ÖrneÄŸin zihinden uzaklaÅŸtırılamayan ”hastalık bulaÅŸacağı saplantısı”na karşı geliÅŸtirilmiÅŸ olan sürekli yıkanma ve temizlenme davranışı bunun en sıkveyaygın ÅŸeklidir. Cinsel saplantılar, zarar verme ya da zarar görme saplantıları, dini saplantılar ve bunlardan kurtulabilmeye yönelik geliÅŸtirilen sayı sayma, tekrarlama, kapıyı veya ocağı kapattıktan sonra defalarca kontrol etme gibi kiÅŸiyi zorlayan davranışlarla da sıkça karşılaşılmaktadır. Bu hastalıkların kesin nedeni henüz yeterince bilinmemekle birlikte, tedavisi konusunda önemli ve yüz güldürücü geliÅŸmeler vardır. Psikoterapi ve ilaç tedavisi yararlı olmaktadır

admin

Yorum gönder

13
Mar
2008

Tekrarlayan, beklenmedik Panik Atakları ve
Ataklar arasındaki zamanlarda başka
Panik Ataklarının da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma yada
Ataklara ve olası kötü sonuçlara karşı önlem olarak ( işe gtimeme, spor, ev işi yapmama, bazı yiyecek yada içecekleri yiyip içmeme, yanında ilaç, su ,alkol, çeşitli yiyecekler taşima gibi) bazı davranış değişikliklerinin görüldüğü ruhsal bir rahatsızlıktır.
Panik atak geçirme endişesi, kişinin sosyal, mesleki ve ailevi yaşantısını önemli ölçüde etkileyebilir. Dışarı yalnız çıkmak istemeyebilir. Toplu taşıma araçlarına binmekten kaçınır. Kalabalık yerlerde bulunmak, kapalı yerlere girmek yoğun bir endişe yaratır. Kendisini emniyette ve rahat hissetmek için ilaç, kolonya, şeker gibi nesneleri yanında taşıyabilir.

admin

Yorum gönder

13
Mar
2008

1 . Anksiyete

Anksiyete (bunaltı), hemen hemen her insan tarafından yaşanan bir duygudur.
Asıl amacı, yaşamın sürdürülmesi ve uyum davranışının gelişimini sağlamaktır. Ancak bir yere kadar sağlıklı olan bu duygunun yaşanması, bir noktadan sonra kişinin yaşamını ve diğer insanlarla olan ilişkilerini olumsuz olarak etkilemeye başlar. Bunaltı duygusu, olaylara içerdikleri tehlikelerle orantısız, uygunsuz ve abartılmış yanıtlar verilmesine neden olur.

Bunaltı, çeşitli bedensel ve ruhsal belirtilerle kendini gösterir. Başlıca bedensel belirtiler arasında çarpıntı, kalp hızında artma, tansiyon yükselmesi veya düşmesi, yüz kızarması, nefes darlığı, yorgunluk hissi ve çabuk yorulma, titreme, karın ağrısı, bulantı-kusma, ağız kuruluğu, sık idrara çıkma, terleme ve ateş basması sayılabilir. Sıklıkla gözlenen ruhsal belirtiler ise, kontrolünü yitirme, aklını yitirme ve ölüm korkusudur. Tüm bu belirtiler, kişide endişe, dehşet, tedirginlik, gerginlik, sinirlilik ve çaresizlik gibi duyguların yaşanmasına neden olur.

Bunaltı, kalıtımsal, biyokimyasal, çevresel, kişisel etmenlerle ortaya çıkabildiği gibi,
çeşitli hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak da oluşabilir.

Bunaltı en sık gözlenen ruhsal belirtilerdendir. Fobiler, panik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk gibi çeşitli tipleri mevcuttur. Bunların arasında en sık karşılaşılanı fobiler, yani korkulardır.

Fobi, gerçekte tehlikeli olmayan bir nesne, etkinlik veya durumdan dolayı kişide sıkıntı yaratan ve mantıksız olan bir korku duyulması durumudur. Kişiler, kedi, köpek, böcek gibi hayvanlardan kan görmekten, yaralanma veya sakatlanmadan, doktor veya diş hekiminden, kapalı yerlerde kalmaktan, yükseklikten veya uçağa binmekten aşırı derecede korkabilirler. Bu tür durumlar, özgül fobi, yani belli bir nedeni olan aşırı korku olarak adlandırılır.

Kişinin, sosyal ortamlarda veya beceri gerektiren etkinliklerin yapılması söz konusu olduğunda, utanç duyacağı durumlara düşecek davranışlar yapabileceği korkusuyla bu tür ortamlara girmekten çekinmesi ise, sosyal fobi olarak adlandırılır. Kişiler az tanıdıkları insanların önünde konuşmaktan, yemek yemekten, toplantılarda söz almaktan kaçınmaya başlarlar.

Panik atak; aniden baÅŸlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehÅŸet içinde bırakan yoÄŸun sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Hastalarımızın çoÄŸu zaman ‘kriz’ adını verdiÄŸi bu nöbetlere biz PANİK ATAÄžI diyoruz

admin

Yorum gönder

13
Mar
2008

Genel olarak 12-18 yaÅŸları arasında baÅŸlayan ve ÅŸiÅŸmanlamaya karşı ağır korku yüzünden bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile belirlenen bir bozukluktur. Toplumda ortaya çıkma sıklığı bilinmemekle birlikte eskiden sanıldığı gibi çok ender rastlanan bir rahatsızlık deÄŸildir. Anoreksia Nervozalı bireylerin yaklaşık %95′ i kadındır. Ve bir kiÅŸinin kız kardeÅŸinde bu tür bir bozukluk varsa o kiÅŸide aynı hastalık riski belirgin oranda artmaktadır. Bozukluk daha üst sosyoekonomik sınıflarda daha sıktır.

En temel belirti aşırı kilo alma korkusudur. Bu durum kişinin yiyecek konusunda neredeyse fobik olacak noktaya dek varmasına neden olabilir. Şişmanlama korkusunun yanı sıra beden imgesinde de bozulma vardır. Buna bağlı olarak bu kişiler çok zayıf ve ince olsalar bile kendilerini şişman bulabilirler. Vücut ağırlığını kontrol altında tutabilmek için iki yolu kullanırlar: Kişilerin bir bölümü yiyecek alımını ileri derecede kısıtlarlar. Zaten aldıkları çok az yiyeceğin de çok az kalorili yiyecekler olmasına dikkat ederler. Bu kişiler buna rağmen ağır egzersizler de yaparlar. Diğer gruptaki kişilerde yiyecek alımının ileri derecede azaldığı açlık dönemleri ile aşırı yeme dönemlerinin birbirini izlediği gözlenir. Bu gruptaki kişiler, aşırı yemeden sonra şişmanlayacakları korkusuyla boğazlarına parmaklarını bastırarak kusarlar. Sık sık bunu yapan kişilerin el sırtında deri sertleşmesi olabilir. Sık kusan kişilerde mide asidinin etkisiyle dişlerde bozukluklar, çürümeler olur.

Bu kişilerin yeme davranışlarında ve yiyeceklerle olan ilişkilerinde gariplikler gözlenebilir. Yiyecekleri saklayabilir, yemek yapmak için mutfakta saatlerce uğraşabilirler.

Anoreksia Nervoza’ nın nedenleri günümüzde kesin olarak bilinmemektedir. Hastalığın oluÅŸumu psikolojik, sosyolojik ve biyolojik olmak üzere üç boyutta ele alınabilir. Hastalığın ergenlikte ortaya çıktığı; bu dönemin cinsel ve sosyal çatışmalarla yüklü oluÅŸu dikkate alınacak olursa; cinsel ve sosyal çatışmalarla baÅŸa çıkma konusundaki yetersizliklerin yiyeceklerden fobik kaçınma ÅŸeklinde ortaya çıkması öne sürülebilir.

Aşağıdakilerin varlığı halinde bu rahatsızlıktan bahsedilmektedir.

1-Bulunduğu yas grubu ve boy uzunluğu acısından normal kabul edilen en az kilo ya da bu ağırlığın üzerindeki bir kiloyu kendisi için uygun bulmayıp,kabul etmeme.

2-Yas ve boy göz önüne alındığında beklenenden daha düşük bir kilosu olmasına rağmen kilo almak veya şişmanlamaktan aşırı derecede korkma.

3-Kişinin kilosu ya da vücut şeklini algılayışında bozukluk vardır. Kişinin kendini değerlendirişinde kilo ya da vücut seklinin ,olağandan çok daha fazla ve anlamsız ölçüde bir yer kaplaması veya o anki kilosunun düşük olmasının öneminin farkına varmama.

4-Bayanlarda birbirini izlemesi gereken en az 3 adet döneminin olmaması

Bu rahatsızlığın kısıtlı ( bu durum yaÅŸanırken kiÅŸide bir anda “patlayıncaya dek” yeme ya da kendini kusmaya ya da lavman- idrar söktürücüler ile yediklerini çıkarma davranışının olmadığı) tip ya da bu sayılan davranışların olduÄŸu tiksinircesine yeme/ çıkartma tipi olarak 2 ÅŸekli vardır.

Hastaların çoğunun düşünce içeriği yemek ile ilişkilidir. Kimileri kalan, artan, yiyemedikleri yiyecekleri bırakamayıp, biriktirir, bazıları da hiç yapamayacağı yemek tariflerini edinmeye çalışabilir. Topluluk içinde yemek yeme konusunda isteksiz davranabilirler. Başlangıç ta çevrelerinden ilgi ve beğeni görmek için , kendileri üzerinde kontrol sağladıklarını görmek amacıyla alınan besinleri kısıtlamaya başlarlar. Eski kilolarına ya da çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin kilosuna inmek için hedef belirler. Kendileri gün içinde farklı zamanlarda tekrar tekrar tartar
Tıkınırcasına yeme-çıkartma tipine ait grubun alkol-madde kötüye kullanımı, daha çok duygusal durumda dalgalanmalar ve cinsel aktivitelere sahip olup, dürtülerini kontrollerinin daha zor olduğu gözlenmiştir.

Kişiler kilo kayıplarını arttırmak için fiziksel egzersizler yapar ya da yorucu fiziksel uğraşılar içine girerler. Öyle ki kişi daha çok enerji harcayıp, kilo verebilmek için oturmayıp, ayakta durmayı yeğleyebilir ya da durduğu yerde el ve ayaklarını hareket ettirebilir. Kişinin toplumsal ilişkileri azalabilir. Sadece is, fiziksel egzersiz ve kilo düşünceleri ile ilgilidir. Bir deri bir kemik kalsa bile kilolu olduğu düşüncesindedir. Kişiler kendilerine listeler hazırlayarak kendilerine yasakladıkları yiyecekleri belirterek, bunları yemeyeceklerine yeminler ederler. Yarim kilo bile almaları onları zayıflıktan şişmanlığa geçtikleri seklinde düşündürür. Uzun sure bir konuya dikkatlerini veremezler . Kendilerine güvensizlik yoğun bir şekilde kendini hissettirmektedir. Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar.

Çocuk gelişiminin erken evrelerinde, anne-çocuk iletişiminde çocuğun kendi başına,özgür davranışları üzerine yapılan müdahalelerin önemine dikkat çekilmektedir.

Anoreksia başlangıcı sonrasında genellikle obsesif- kompulsif davranışlar başlayabilir. Özellikle temizlik saplantıları ( ev temizliğine yönelik aşırı aktiviteler gibi) ve ders çalışma ile ilgili saplantılara rastlanabilir. Cinsel gelişimlerinde sorun olduğu gibi , cinsel isteksizlik ve diğer cinsel sorunlar da beraberindedir.

Bu kişilerde hastalığın yol açtığı vücutsal değişimler:

Hastalarda kansızlık, vücut su- tuz dengesinin bozulması, kanda kolesterol ve üre düzeylerinin artışı, karaciğer enzimlerinin yükselmesi, tiroid bezi hormonlarının düşmesi, kadınlarda ostrojen dediğimiz kadınlık hormonu ,erkeklerde testesteron denen erkeklik hormonu düzeylerinde düşme sonucu cinsel işlevlerde azalma, kalp atımında azalma ve düzensizlikler, beyin boşluklarının beyin dokusuna oranla kapladığı hacmin artışı oluşabilmektedir.

Kimlerde görülmektedir:

Bu rahatsızlık düzenli ve bol çeşitli yemek yeme olanaklarının olup, göze hoş görünmenin zayıf bir vücut yapısı ile paralel düşünüldüğü bati toplumlarında, kentsel alanlarda daha çok gözlenmektedir. Hastaların % 90-95 i kadındır. Anoreksia nervosa genç kızlarda % 0,5 oranında saptanmakta, genellikle 12-25 yas arasında rastlanmaktadır.

Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre hastalığın yüz bin kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır.

Rahatsızlığın oluşumunda etkili risk faktörleri:

- Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik ölçütü olması durumu yaygınlaştırmaktadır. Bazı mesleki alanlar ( hosteslik, modellik, dans ve müzikle uğraşanlarda) bu yüzden özellikle risk altındadır.

-Bu rahatsızlığı olanların ailelerinde depresyon, alkolizm, şişmanlık ve gene bir yeme bozukluğuna daha çok rastlanmaktadır. Bu kişilerin annelerinin daha çok diyet yapıp,yeme bozukluğunun olduğu, sürekli diyet yapma düşünceleri ile haşır nesir oldukları, kızlarının da diyetleri konusunda yoğun düşünceler içinde olabildikleri gözlenmiştir.

- Aile yapıları itibariyle, bağımsız hareket serbestisinin verilmediği ve aile işleyişi açısından yeterli keyif alınmayan doyum sağlanamayan ilişkilerin varlığı.

-Öncesinde var olan aşırı şişman beden yapısı

-Çocukluk cağı başlangıçlı diabet ( seker hastalığı) varlığı

- Geçmişte yaşanan cinsel, fiziksel tacizler.

Rahatsızlıktaki kişisel düşünce yapıları:

- Kişisel açıdan kendilerini yardıma muhtaç ama yardim edilemez görürler

- Kendi ve çevreleri üzerindeki denetimi kaybetme korkuları vardır.

- Aşırı bir şekilde başkalarının görüşlerine bağımlı olarak özgüvenlerini koruyabilen, onların yeterli ya da olumlu desteği olmadığında kendilerini bir hiç olarak görürler

- Bir şey ya tam olmalı ya da hiç olmamalı seklinde bir düşünce yapısı olan kişilerdir.

Hastalığın seyri:

Hastaların yarısının ilerleyen donemde iyileştiği, dörtte bir oranında hastanın kısmen iyileştiği, ancak bir miktar yakınmalarının sürdüğü belirlenmiştir. Hastalık sonucu olum oranının % 5 civarında olduğu gözlenmiştir.

Hastalığın gidisine olumsuz etki yapan faktörler:

-Ailede aşırı geçimsizlik, tartışmalı ortam

-bulimianın hastalığa eslik etmesi

-Kusma, dışkılamayı arttırıcı ilaç kullanımları

-Obsesif-kompulsif, histerik, depresif, nörotik davranış yapıları, zeminde bulunan psikiyatrik sorunlar nedeniyle, kişide vücutsal yakınmaların fazlaca gündeme gelmesi (gastrit, kolit vb.)

-Hastalığı inkar eden davranışlar içine girilmesi.

Hastalığın gidisini olumlu etkileyen etmenler arasında ise erken başlangıç yaşı, hastalığı kabul etmek ve kendine güvenen bir kişilik yapısının bulunması sayılmaktadır.

Tedavi:
Anoreksia Nervozalı hastaların tedavisi çoğu kez güçlüklerle doludur. Hastaların çoğunda, hastalık birkaç yıl önce başlamıştır. Tedaviye katılmak ve tedavi planları için isteksizdirler. Bu sebeple genellikle çocuklarının bu durumundan üzüntü ve endişe duyan anne babaları tarafından doktora getirilirler. Tedavide bireysel psikoterapi, grup ve aile terapisi, ilaç tedavisi gibi yöntemler kullanılabilir

Psikoterapide hastanın kendi duygularını uygun bir şekilde ifade edebilmesi, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip, çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulmasına çalışılır.Tedavide davranışçı terapi, aile terapisi ve grup terapisi kullanılabilir

admin

Yorum gönder

Araba Resimleri Fenerbahce Resimleri Resimler Guzel Resimler turk car spor haberleri sarki sozleri