‘Kulak Burun BoÄŸaz-KKB’ kategorisi için arÅŸiv
Haz
2008
Kabakulak
04 Haz 2008 / 11:32 am yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBTükürük bezlerin yangılanmasına ve büyümesine yol açan ivegen ve bulaşıcı bir virüs hastalığı. Çocuklar ve yeni yetmeler arasında yaygındır. Hastalığı hafif geçiren pek çok kimsede hiç bir belirti görülmez fakat vücutlarında virüse karşı bağışıklık cismi oluştuğu için hayatları boyunca süren bir bağışıklık kazanırlar.
Virüs genellikle tükürük bezini etkilerse de, vücudun diğer organlarına, özellikle erkeklerde erbezlerine ve kadınlarda yumurtalıklara ve merkezsel sinir sistemine yayılabilir. Tükürük bezinin şişmesi yüz biçiminin bozulmasına ve çeşitli ağrılara sebep olur. Hasta konuşurken ya da hapşırırken tükürüğünde bulunan virüs, saçılan tükürük damlalarıyla çevreye yayılır.
Kabakulağın kuluçka devresi oldukça uzundur; virüsün vücuda girmesinden on sekiz ya da yirmi dört gün sonrasına kadar hiçbir belirti görülmeyebilir. Hastalık ateşin yükselmesiyle başlar; ateş 38°C ye kadar çıkabilir. Bazen bu belirtilerden önce baş ve boğaz ağrısı ile boyun kaslarında sertleşme gibi rahatsızlıklar da başgösterir. Tükürük bezleri şişince hastalığın kabakulak olduğu anlaşılır. Kabakulakta en çok etkilenen bezler, kulak altı tükürük bezleridir. Bu bezlerin genişlemesi çeneden boyna doğru yayılan bir şişkinliğe yol açar.
Kimi zaman şişkinlik yüzün yalnız bir yanında başlar, diğer taraf ancak iki üç gün sonra etkilenir. Kabakulak olaylarının yüzde doksan beşinde şişkinlik iki yanda birden görülür ve 2-3 gün sonra her iki bez de şişmiş olur. Hasta özellikle çenesini oynatırken ağrı duyar. Hastalık normal gelişmesini izlerse, ateş 4 gün sonra düşer ve şiş azalır. Şişkinliğin bütünüyle inmesi için 7-10 gün geçmesi gerekir. Hastada bundan sonra tam bir iyileşme görülür.
Bazı kiÅŸilerde ense ve boÄŸazın ÅŸiÅŸmesi gibi hastalığı ağırlaÅŸtırıcı durumlar görülür. Hastalığa ergenlik döneminden sonra tutulan erkeklerin yüzde yirmisinin erbezleri etkilenir. Ancak virüs erbezlerinin yalnız birini etkiler; erbezi dokusunun bütünüyle yok olduÄŸu durumlar çok azdır. Bu nedenle kabakulak virüsünün kısırlığa yol açma olasılığı çok’ zayıftır; cinsel güçsüzlüğe sebep olması ise söz konusu olmaz. KabakulaÄŸa ergenlik döneminden sonra yakalanan kadınların yüzde on beÅŸinde yumurtalıklarda ve memelerde yangılanma olabilir.
Kabakulak virüsü menenjite de yol açabilir. Kabakulağa yakalananların yüzde on ikisi, beyin yangısıyla birlikte gelişen menenjite tutulurlar. Hasta şiddetli baş ağrısı duyar ve çoğunlukla delirium halinde olur. Bu durumlar kulak altı tükürük bezlerinde şişlik görülmemesi halinde de meydana gelebildiği için teşhis güçtür. Kabakulak menenjiti her yaşta görülebilir.
Hastanın virüs bulaştıktan sonra dört haftalık bir karantina devresine girmesi doğru olur. Ancak çocuklar hastalığın ilk haftasında okula gidebilir. Şiş belirmesi halinde hasta yatırılmalı ve en az iki hafta süreyle başkalarıyla ilişkisi kesilmelidir.
Kabakulağa yakalananların katı besinler yemeleri mümkün olmayacağından sulu yiyeceklerden oluşmuş bir perhiz uygulanması gerekir. Şişen tükürük bezleri ve erbezlerine gliserinli güzelavrat otu sürülebilir. Bu bölgelerin ılık suyla yıkanması da ağrıyı azaltır. Çocuklarda görülen kabakulak hafif geçtiğinden bu hastalığın önüne geçilmesi konusuna günümüzde pek önem verilmemektedir. Oysa kabakulağın ağır seyrettiği durumlar ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle hastalık etkili bir şekilde denetlenmelidir.
Hastalık, ilk belirtilerin görülmesinden altı gün öncesiyle sekiz gün sonrasına kadar bulaşıcıdır. Aşılanmamış kişilerin bulunması halinde alınacak en etkili tedbir hastanın hastalığın bulaşıcı döneminde başkalarıyla ilişkisinin kesilmesidir.
Virüs bulaşmış kimselere normal insandan alman immünoglobülin (bir grup bağışıklık cismi içeren protein) aşılanması hastalığın gelişmesini engellemez. Öte yandan iyileşmekte olan hastaların serumundan alman gammaglobülin (bir tür immünoglobülin), özellikle hastayla temasta olduğundan erbezleri yangılanabilecek erkekler için etkili bir koruma tedbiridir. Bununla birlikte bu tür bağışıklık, hastalığı ancak geçici olarak önleyebilir ve hastalık daha tehlikeli olabileceği bir yaşa kadar erteleneceği için sakıncalı sayılır. Bir yaşındaki çocuklara kabakulak aşısı ya tek başına ya da kızamık ve kızamıkçığa karşı da bağışıklık kazandıran üçlü bir aşı şeklinde yapılır. Yan etkileri, olmayan bu üçlü aşının yüzde doksan beş oranında koruyucu olduğu kabul edilmektedir
Haz
2008
Guatr
04 Haz 2008 / 11:19 am yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBBoynun ön kısmında bulunan kalkanbezinin (tiroit) büyüyüp şişmesi. Kalkanbezi, damarları bol bir iç salgıbezidir. Başlıca görevi tiroksin ve buna ilişkin birtakım hormonlar salgılamaktır. Tiroksin vücut metabolizmasını düzenleyen bir basit hormondur. Bundan ötürü kandaki tiroksin oranı önemlidir. Gerek bu oran, gerek tiroksinin salgılanması, sempatik sinirlerle tireotrop hormonun denetimi altındadır. Tireotrop hormon, kanda tiroksin oranı düştüğü zaman hipofiz bezinin ön lobundan salgılanan hormondur.
Guatrların fizyolojik sınıflandırılması kalkanbezinin salgıladığı tiroksin düzeyine göre yapılır. Basit guatrda (buna andemik guatr ya da nontoksik guatr ya da kolloit guatr da denir) bez genellikle ötiroittir yani normal miktarda hormon salgılar. Hipertiroidizme bağlı olan guatrlar da vardır. Bunlarda bez fazla hormon salgılar. Bu duruma tirotoksikoz hastalığı ya da Hashimoto hastalığı denilir. Hipotiroidizm ise kalkanbezinin çok az hormon salgıladığı durumdur; özellikle miksödem hastalığında bu durum görülür.
En yaygın olan tür basit guatrdır. Yapılan tahminler dünyada aşağı yukarı 200 milyon kişide bu hastalığın olduğunu göstermektedir. Basit guatrın başlıca nedeni, kalkanbezinin tiroksini gerekli düzeyde tutabilmek için kandan yeterince iyodür alamamasıdır. Bu nedenle hipofiz bezi harekete geçerek tireotrop hormon salgılamaya başlar ve kalkanbezi genişler. Genişleyen bezden daha çok kan geçer, daha çok iyodit çıkar ve tiroksin düzeyi normale döner. Kalkanbezinin irileşme derecesi iyodürün kandaki düzeyine bağlıdır; zaten alkanbezinin normal büyüklüğü ile normal dışı büyüklüğü arasındaki sınır pek belirli değildir. Toprağı iyodür bakımından fakir olup dışarıdan da az besin getirtebilen pek çok fakir ülkede kandaki iyodür düzeyi düşüktür. Çünkü buralarda besinlerde çok az iyodür vardır. Bu ülkelerde guatr yaygın bir hastalıktır.
Guatr etkeni olabilen birçok bileşik vardır. Bunlar arasında iki grup büyük önem taşır. Birinci grup inorganik iyonlar, özellikle tiyosinatlar ve perkloratlardır. Kalkanbezi bunları kandan alır. Bu maddeler bezin temizleme gücü bakımından iyodürle rekabet durumundadır. Bundan ötürü de iyodürün gelişini azaltır ve guatra yol açarlar. Hastaya fazla iyodür verip dengeyi iyodür lehine çevirmekle bu durum giderilir. İkinci grup etken organik bileşiklerden meydana gelir. Bunların etkisi fazla iyotla önlenemez; fazla tiroksin vermek gerekir. İkinci grup en çok besinlerde, birinci grup ise alman kimyasal maddelerde toplanmıştır.
Basit guatrın iyodür verilerek tedavisi, doÄŸrudan doÄŸruya deÄŸilse bile, dolaylı olarak, hastalığın kendisi kadar eskidir. Guatr, varlığı M.Ö. 2700 yılında Çinliler tarafından saptanmış bir hastalıktır. Yine çok eski Çin kitaplarında guatra karşı deniz yosunu ve hayvan kalkanbezi yenmesi öğütlenmektedir. Yunanlılar deniz tuzunu, İngilizler ise XVIII. yüzyılda yanmış süngeri kullanmışlardır. Bunların hepsi etkili olmuÅŸ yollardır. Günümüzde ise en çok kullanılan ilaç Lugol eriyiÄŸidir. Lugol eriyiÄŸi iyot ile potasyum iyodür eriyiÄŸi karışımıdır. Bu karışım her gün ağızdan ufak dozda alınır. İsviçre’de yapılan bir denemenin baÅŸarısından sonra birçok ülkede sofrada iyotlu tuz kullanılmakla toplu bir korunma programı uygulanmaktadır. ABD’de son zamanlarda yeni bir yöntem uygulanmaktadır. İyot sıvı yaÄŸda eritilmekte ve kas arasına şırınga edilmektedir. Bu, beÅŸ yıllık iyot gereksinmesini karşılamaktadır. Bu yolla gerek tedavide gerek korunmada büyük adımlar atılmıştır.
Basit guatrda kalkanbezi görevini normal olarak yapmaya devam ettiğinden bu durumun hastanın görünüşünü çirkinleştirmekten başka bir sakıncası olmadığı düşünülebilir. Ancak unutmamalıdır ki, guatr sonucunda başka birtakım bozukluklar olabilir. Bu nedenle tedavisiz bırakılmamalıdır. Guatr sonucu fibroz, gırtlağın tıkanması ve kalkanbezi kanseri olabilir. Kalıtsal yolla çocuklara zeka geriliği sağır-dilsizlik, delilik geçebilir. Guatrlılarda ölü doğum da görülebilir.
Hipertiroit guatr (buna eksoftalmik guatr ve toksik guatr da denilir) da gözler dışarı doğru fırlamıştır. Kalkanbezi bu çeşit guatrda yalnız irileşmekle kalmaz, etkinliği de fazlalaşır. Bunun sonucunda hastanın metabolizması yükselir; iştahı açılır; daha sonra zayıflama görülür; kalp atışı hızlanır; solunum zorlaşır; korku ve zihin bozuklukları ortaya çıkar. Bir zamanlar tehlikeli olan bu hastalık, bugün kolay teşhis edilip antitiroit ilaçlarla tedavi edilmektedir. Bu ilaçlar bezin salgılamasını azaltır. Kötü sonuçlara ulaşan toksik guatra . pek az rastlanmaktadır.
Hipotiroit guatr (miksödem de denilir) bir öncekinin hemen hemen tersidir. İrileÅŸmiÅŸ olan kalkanbezim’n etkinliÄŸi yeterli deÄŸildir. Hasta tiroksin eksikliÄŸinden sıkıntı çeker. Metabolizma düşer; zihin çalışması ağırlaşır; fiziksel etkinlik yavaÅŸlar. Yüz ve gözkapakları ÅŸiÅŸer; dudaklar kalınlaşır; dil irileÅŸir. Deri solgundur; saç yumuÅŸaklığını kaybeder. Nabız atışı azalır. Tansiyon düşer. «Sümüksü ve ÅŸiÅŸkin» anlamına gelen miksödem sözcüğü derinin bu hastalıktaki durumunu gösterir. Kansızlık da olabilir. Hiperkarotenemi ve A vitamini yokluÄŸu görülür; çünkü karoteni A vitaminine dönüştürmek için tiroksine gerek vardır.
Her yaşta olabilmekle beraber, miksödem menopoz dönemindeki kadınlarda yaygındır. Hashimoto hastalığının veya süreğen basit guatrın bir sonucu olabilir. Bir çeşit akıl hastalığında (kretinizm) kalkanbezi şişmeden, yani guatr olmadan da hipotiroidizm yani kalkanbezi etkinliği azlığı görülebilir. Aynı duruma atiroit kimselerde de rastlanır. Kretinizmin guatrlı bir çeşidi de vardır. Tedavi her gün ufak dozda verilen tiroksinle yapılır; sonuç çoğu zaman olumludur
Haz
2008
Burun Yangısı
04 Haz 2008 / 09:51 am yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBGenellikle burunda sulu, akışkan ya da mukus ve akışkanlığı az bir akıntı oluşmasına yol açan yangı; virüsler bakteriler ya da alerjik tepkilere yol açan etkenler tarafından oluşturulur. Burun akıntısına tıp dilinde rinore denilir. Burun yağısına ise rinit adı verilir. Burnun iç yüzeyini kaplayan mukoza zarının yangı sonucu şişmesi, buruna açılan ve sinüs denilen kemik boşluklarının deliklerini de tıkayabilir. Bu durumda sinüzit, yani bu kemik boşluklarının yangısı oluşur.
Saman nezlesi alerjik bir burun yangısıdır. Hasta, özellikle ilkbaharda havada uçuşan çiçek tozlarını koklayınca. sürekli olarak hapşırmaya başlar, burun mukoza zarı şişip kızarır, burnu akar. Bu durumun giderilmesi için, hangi çiçeğin tozuna karşı alerji bulunduğu saptanır ve hasta bu tozun gittikçe yoğunlaşan eriyiklerinin şırınga edilmesi yöntemiyle tedavi edilir.
İtalya’da 1971′de piyasaya sunulmuÅŸ olan disodyum kromogiikat adlı bir maddenin bu hastalıkta koruyucu bir etki gösterdiÄŸi ileri sürülmektedir. Perennial rinit ev tozlarına, evcil hayvanların tüylerine karşı oluÅŸan alerjik bir burun yangısıdır. Vazomotor rinit ise. daha çok psikolojik etkenlerle oluÅŸan bir burun yangısıdır
Haz
2008
Burun Tıkanıklığı
04 Haz 2008 / 09:50 am yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBBurun tıkanıklığı, nefes almada zorluk çekme insanlığın en eski şikayetlerinden biridir. Bazıları için bu çok önemli olmasa bile kimileri bu şikayetlerden dolayı çok zorluk çeker. Doktorlar burun tıkanıklarının nedenlerini dört bölümde inceler ve bunlar arasında bazen benzer noktalarda olabilmektedir. Özellikle şikayetlerine birden fazla şeyin neden olduğu hastalarda bu ortak noktalar artmaktadır.
YAPISAL NEDENLER
Bu sınıf içinde burnun ve ince bir kıkırdaktan oluşan ve burnu iki ayrı bölüme ayıran burun septumunun bozuklukları incelenir. Bu bozukluklar genellikle insanın hayatında geçirdiği herhangi bir kaza sonucu oluşmaktadır. Kaza çocukluk çağında olmuş olabileceği gibi unutulmuş bile olabilir.
Yeni doğan bebeklerin yüzde yedisinde doğum esnasında burun zedelenmesi olabilmektedir. Şu bir gerçektir ki insan, hayatı boyunca en az bir kere burnunu bir yere çarpar. Bu nedenlerden dolayı burun deformiteleri ve septum deviasyonları çok sık görülen nedenlerdir. Eğer bunlar soluk almayı güçleştirirse cerrahi olarak düzeltilebilir.
Çocuklarda en sık rastlanan burun tıkanıklığı nedeni geniz etinin büyümesidir. Bu bademciğe benzeyen ve damağın gerisinde burnun arkasında yer alan bir dokudur. Bu problemi olan çocuklar geceleri sesli nefes alırlar, hatta horlarlar. Bunun yanı sıra bu çocuklar sürekli olarak ağızlarından nefes alırlar, yüzlerinde bir mutsuzluk ifadesi vardır. Hatta dişlerinde de bozukluklar söz konusu olabilir. Geniz etini almaya yönelik cerrahi girişimler önerilebilir.
Bu kategori içinde yer alan başka nedenler arasında burun tümörleri ve yabancı cisimler de vardır. Çocuklar küçük parçacıkları burunlarına sokma eğilimindedir. Bunlar düğme, çengelli iğne, oyuncak parçaları, bezelye ve nohut olabilir. Tek taraflı kötü kokulu akıntı hissettiğinizde dikkatli olun. Çünkü bu yabancı cisim tarafından tıkalı bir burnun uyarısı olabilir. Bu durumda muhakkak bir doktora başvurulmalıdır.
ENFEKSİYON
Normal bir insan yılda ortalama bir iki kez soğuk algınlığı geçirebilir. Bu gençlerde daha fazla, bağışıklık sistemi gelişmiş yaşlı kişilerde ise daha azdır. Soğuk algınlığı virüsler tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bazı virüsler hava yoluyla geçerken çoğunlukla el burun yoluyla bulaşır. Virüs bir kere buruna yerleşince vücutta bulunan histamin adında bir kimyasal maddenin salgılanmasına neden olur.
Bu madde sonucunda buruna giden kan miktarında belirgin bir artış gözlenir. Sonuç olarak burun zarları şişer. Diğer taraftan burun zarlarından sıvı salgılanması da artar. Antihistaminikler ve dekonjestanlar bu şikayetlerin azaltılması için kullanılabilir. Fakat soğuk algınlığı zaman içinde kendi kendine geçer.
Virüs enfeksiyonları sırasında burnun ve sinüslerin bakteri enfeksiyonlarına olan direnci azalır. Bu da soğuk algınlığı sırasında neden sıklıkla burun ve sinüs enfeksiyonu görüldüğünü açıklar. Burun akıntısı berrak görünümünden sarı veya yeşile dönerse bu bakteriyel enfeksiyonu gösterir ve muhakkak doktora başvurulmalıdır.
Ani sinüs enfeksiyonlarında burunda tıkanıklık, Koyu bir akıntı, hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yanaklarda ve üst dişlerde, gözler arasında ve gerisinde veya üzerinde ağrı ve hassasiyet bulunur. Kronik sinüs enfeksiyonları ağrı yapabilirde yapmayabilir de. Fakat burun tıkanıklığı ve burun akıntısı sürekli vardır. Bazı hastalarda sinüslerden polip denilen yapılar gelişir. Hastalık aşağı hava yollarına da yayılarak kronik öksürük, bronşit ve astıma neden olabilir. Akut sinüzit genellikle antibiyotik tedavisine cevap verir, kronik sinüzit için ise genellikle cerrahi tedavi önerilir.
ALLERJİ
Saman nezlesi allerjik rinite verilen isimdir. Allerji ; yabancı bir cisim, polen, ev tozu akarı, hayvan atıkları veya ev tozundaki bazı parçacıklara karşı oluşan aşırı enflamasyon yanıtıdır. Bazen besinler de rol oynamaktadır. Polenler ilkbaharda veya sonbahar da sorun yaratırlar. Bunun yanında ev tozu bütün bir yıl boyunca rahatsız edebilir. Bunun ideal tedavisi şikayetlere neden olan şeylerden uzak durmaktır. Ancak çoğu zaman bu pratik değildir.
Allerjik hastalarda, soğuk algınlığında olduğu gibi, vücutta histamin salgılanmasına neden olan parçacıklar sonucunca burun tıkanıklığı ve akıntısı oluşur. Antihistaminik ilaçlar histaminin etkisini önleyerek şikayetleri ortadan kaldırılabilir. Dekonjestanlar genişlemiş kan damarlarnı büzerek burnun açılmasını sağlarlar. Antihistaminiklerin büyük çoğunluğu uykuya meyli artırırken dekonjestanlar tam bunun aksi olarak uyarıcı etki gösterir. Bu nedenle bu ilaçları bir arada kullanmak en doğru seçim olacaktır.
UYARI
Antihistaminik kullanırken uykuya meyili olanların otomobil kullanmaları veya tehlikeli işlerde çalışmaları çok sakıncalıdır. Dekonjestanlar kalp hızını ve kan basıncını artırdıkları için yüksek tansiyonu, kalbin ritim bozukluğu, glokomu ve idrara çıkmada zorluğu olan hastalarda kullanılmamalıdır. Hamileler alacakları herhangi bir ilaç için mutlaka doktorlarına başvurmalıdırlar.
Kortikosteroidler (Kortizon) birçok allerjik hastada belirgin bir şekilde etkindir ancak bilinen yan etkilerinden dolayı muhakkak doktor kontrolunda kullanılmalıdır. Bunun yanında bu ilaçlar burun spreyi olarak kullanıldıklarında da etkilidirler ve bu kullanım şekli daha güvenlidir.
Allerji iğneleri en spesifik tedavi yöntemidir ve yüksek düzeyde başarıya sahiptir. Bazan hastanın hangi maddelere karlı allerjik oluşunu anlamak için kan ve deri testleri yapılır. Doktor tedavinin başlangıç şemasını belirleyecektir. Bunlar genelde enjeksiyonlar şeklinde olacaktır. Bu tedavi insandaki antikorları bloke ederek allerjik reaksiyonun önlenmesi yoluyla etki gösterir. Birçok hasta ilaçların yan etkilerinden dolayı enjeksiyonu tercih eder. Allerjisi olan hastaların sinüs enfeksiyonu olma eğilimleri daha da artmışdır.
VAZOMOTOR RİNİT
Rinit burunun ve burun zarlarının enflamasyonu demektir. Vazomotor kan damarları ile ilgili demektir. Burun zarları çok miktarda genişleme ve daralma yeteneğine sahip atar damar, toplar damar ve kılcal damarlara sahiptir. Normalde bu damarların yarısı açık yarısı kapalıdır. Fakat kişi ağır egzersiz yapıyorsa uyarıcı etkili hormonların (adrenalin) salgılanması artar. Adrenalin damarların büzülmesine neden olur. Bunun sonucunda zarlar büzülür, hava yolu açılır ve kişi daha rahat nefes alır.
Bunun tam tersi allerjik atakta veya kişi soğuğa maruz kalınca gelişir. Kan damarları genişler ve burun tıkanır. Allerji ve enfeksiyonlara ek olarak bazı başka nedenler de burun damarlarının genişlemesine sebep olarak vazomotor rinite yol açar. Bunlar arasında stres, tiroid foksiyonlarında yetersizlik, hamilelik, bazı tansiyon ilaçları, doğum kontrol hapları ve dekonjestan ilaçların aşırı veya uzun kullanılması sayılabilir.
Bütün bu nedenlerin başlangıcında burun tıkanıklığı geçici ve geri dönebilir niteliktedir. Yani neden ortadan kaldırılırsa hastalık düzelecektir. Bunun yanında eğer yeterince uzun sürerse bu sefer de kan damarları elastikiyetini kaybedecek ve olay geri dönülmez bir duruma dönüşür. Varisleşmiş damarlara benzerler. Hasta sırt üstü yattığında veya bir tarafına döndüğünde aşağı kısımları kanla dolar
Haz
2008
Burun Hastalıkları
04 Haz 2008 / 09:49 am yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBKulak, boğaz, burun uzmanlık dalı kapsamına giren burun hastalıkları, burun derisinin fazla alkollü içki kullananlarda görülen ve yağ bezlerinin büyümesi sonucu yer yer kabartılı bir görünüme yol açan rinofima hastalığından, burnun iç zarının yangılarına dek birçok hastalıkları ve bozuklukları kapsar.
Tıp dilinde rinit denilen burun yangıları alerjik, atrofik (burun mukoza zarının körelmesi), mantara baÄŸlı, virüs ve bakterilerin etkisiyle oluÅŸmuÅŸ rinitler olarak çeÅŸitli türlere ayrılırlar. Burun boÅŸluklarının iç yüzeyini döşeyen mukoza zarın ufak bir kesecik meydana getirecek ÅŸekilde uzaması sonucu oluÅŸan burun polipleri, eÄŸer boynuzcukların üstünde meydana gelmiÅŸlerse, yerinden alındıktan sonra genellikle yeniden oluÅŸmazlar. Buna karşılık burun sinüslerinde oluÅŸanların yeniden belirme olasılığı yüksektir. Orta boynuzcuÄŸun arka bölümünde oluÅŸan ve Ewing’in epitelyum papilomu denilen polip, zamanla kötü bir ur ÅŸekline dönüştüğünden Özel bir önem taşır.
Burun ve kemik boşlukları (sinüsler) urları, genellikle birlikte ele alınırlar. Burun deliklerinde, deri ile mukoza zarının birleştiği yerde oluşan bazal hücreli urlar ve burun bölmesinde oluşan damar uru olan anjiyom, en sık görülen urlardır. Bu urlar genellikle burun kanamasına yol açarlar. Burun bölmesinden oluşan anjiyomların kesilip alınmasından sonra, çıkarıldıkları alandaki kıkırdak bölmenin de elektrikli bir aygıtla dağlanması gerekir.
Dev hücreli urlar, kemikleşen fibromlar ya da sarkomlar, burun ve sinüslerin kötü urlarıdır. Bunlar hızla büyüyerek sinüsleri, burun boşluklarını tıkarlar. Bazen damakta tükürük bezlerini andıran yapıda bir ur oluşur ve burun sinüs boşluklarına kadar uzanır. Karmaşık urlar denilen bu burun urları, tükürük bezlerinden oluşan ve mikroskobik yapıları açısından bunlara benzeyen urlardan daha tehlikelidirler. Burnun mukoza zarından oluşan epitel hücreli urlar yavaş gelişmekle beraber, kötü gelişim gösteren urlardır.
Haz
2008
Bademcik Hastalıkları
04 Haz 2008 / 09:14 am yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBBademcik dokusunun görevi tam anlamıyla anlaşılmamıştır. Girintilerine yakalanmış olan bakterilere karcı bağışıklık cisimleri meydana getirilmesinde rol oynadığı sanılmaktadır. Bebeklerde ve çocuklarda bademcikler erişkinlerinkinden daha büyüktür. Eskiden bu dokuların boyutlarının alışılmışırikinden büyük olması, ameliyat edilip çıkarılmaları için yeterli bir sebep sayılırdı. Ergenlik devrinde boyutlarının küçüldüğü anlaşıldığından, çocukluk yaşlarındaki normal üstü boyutları artık bir ameliyat nedeni olarak kabul edilmemektedir.
Başta stafılokoklar ve streptokoklar olmak üzere, birçok bakteriler ve virüsler bademciklerde yangı oluşmasına yol açabilir. Sığırdan geçen verem mikrobu türünün giriş kapısı da bu dokulardır; ancak bu türün yol açtığı verem hastalığı gittikçe azalmaktadır. Sığırdan geçen verem mikrobu önce bu dokulara yerleşir, sonra boyunda süreğen lenf dokusu yangıları meydana getirir.
Bademciklerde ivegen yangılar genellikle yutak yangısıyla bir arada görülür. Boğaz ve yutağı döşeyen mukus zarın kızarması ve şişmesi dikkati çeker. Virüslerin yol açtığı soğuk algınlıklarında da aynı bulguya rastlanır. Antibiyotikleri kullanmakla kısaltılamayan bu virüslü soğuk algınlıkları, genellikle birkaç günde kendiliğinden geçer. Bu süre zarfında aspirin gibi ağrı gidericilerle hastalığın belirtilerini gidermek en olumlu sonucu sağlar. Ancak, bademciklerin yüzeyinde cerahat birikirse, bu elverişli ortama bakteriler yerleşebilir. Bu durumda antibiyotik kullanılması iyileşmeyi çabuklaştırır.
Bademcikler çevresinde oluşan apse, boğazın yumuşak dokusunda birikip yutağı daraltabilir. Böyle bir durumda hemen cerrahi girişime başvurulması gerekir. Bazı çocuklarda sık sık boğaz yangısı görülür. Bu yangının sıklığı nedeniyle okula gidebilme süreleri kısıtlanan ve vücut gelişimleri engellenen çocuklarda bademciklerin ameliyatla alınması doğru olur.
Bademcik ameliyatında yutak bademcikleri çıkarılır. Bu amaçla iki ana cerrahi girişim yönteminden yararlanılır. «Giyotin» tekniğinde fazla doku hızla kesilip alınır. Son yıllarda anestezinin sağladığı olanaklar geliştiği için daha rağbet gören ikinci yöntemdeyse, bademcik tümüyle yerinden çıkarılır. Eğer adenoidler de büyümüşse bunlar da çıkarılır. Ameliyattan önce ve ameliyat sırasında boğazın iç kısmının elden geldiği kadar mikropsuz bir durumda bulundurulmasına çalışılır. Ameliyattan sonra hastaların boğaz ağrılarını gidermek için birkaç gün sureyle ağrı giderici ilaçların ve gargara yapılmak için hazırlanmış eriyiklerin kullanılması uygundur.
Bademcik ameliyatı basit bir işlem olmakla birlikte, zaman zaman ölüme bile yol açabileceğinden küçümsenmemelidir.
Haz
2008
Burun Hastalıkları
04 Haz 2008 / 08:59 am yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBKulak, boğaz, burun uzmanlık dalı kapsamına giren burun hastalıkları, burun derisinin fazla alkollü içki kullananlarda görülen ve yağ bezlerinin büyümesi sonucu yer yer kabartılı bir görünüme yol açan rinofima hastalığından, burnun iç zarının yangılarına dek birçok hastalıkları ve bozuklukları kapsar.
Tıp dilinde rinit denilen burun yangıları alerjik, atrofik (burun mukoza zarının körelmesi), mantara baÄŸlı, virüs ve bakterilerin etkisiyle oluÅŸmuÅŸ rinitler olarak çeÅŸitli türlere ayrılırlar. Burun boÅŸluklarının iç yüzeyini döşeyen mukoza zarın ufak bir kesecik meydana getirecek ÅŸekilde uzaması sonucu oluÅŸan burun polipleri, eÄŸer boynuzcukların üstünde meydana gelmiÅŸlerse, yerinden alındıktan sonra genellikle yeniden oluÅŸmazlar. Buna karşılık burun sinüslerinde oluÅŸanların yeniden belirme olasılığı yüksektir. Orta boynuzcuÄŸun arka bölümünde oluÅŸan ve Ewing’in epitelyum papilomu denilen polip, zamanla kötü bir ur ÅŸekline dönüştüğünden Özel bir önem taşır.
Burun ve kemik boşlukları (sinüsler) urları, genellikle birlikte ele alınırlar. Burun deliklerinde, deri ile mukoza zarının birleştiği yerde oluşan bazal hücreli urlar ve burun bölmesinde oluşan damar uru olan anjiyom, en sık görülen urlardır. Bu urlar genellikle burun kanamasına yol açarlar. Burun bölmesinden oluşan anjiyomların kesilip alınmasından sonra, çıkarıldıkları alandaki kıkırdak bölmenin de elektrikli bir aygıtla dağlanması gerekir.
Dev hücreli urlar, kemikleşen fibromlar ya da sarkomlar, burun ve sinüslerin kötü urlarıdır. Bunlar hızla büyüyerek sinüsleri, burun boşluklarını tıkarlar. Bazen damakta tükürük bezlerini andıran yapıda bir ur oluşur ve burun sinüs boşluklarına kadar uzanır. Karmaşık urlar denilen bu burun urları, tükürük bezlerinden oluşan ve mikroskobik yapıları açısından bunlara benzeyen urlardan daha tehlikelidirler. Burnun mukoza zarından oluşan epitel hücreli urlar yavaş gelişmekle beraber, kötü gelişim gösteren urlardır
Haz
2008
Adenoid
03 Haz 2008 / 11:03 pm yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBLenfatik dokunun yutak burun boşluğunda, solunmayı engelleyecek kadar aşırı büyümesi. Oldukça yaygın olan bu hastalık, genellikle üç ve on iki yaşları arasındaki çocukları etkiler. Tropikal ve subtropikal bölgelerde daha az rastlanır. Toplumsal ve ekonomik etkenler de hastalığın oluşumunda rol oynarlar.
Varlıklı aile çocukları arasında hastalanma oranı düşüktür. Belirtileri arasında en belirgin olanlar, ağızdan solunma ve burundan çıkan sessiz harflerin söylenmesinde karşılaşılan güçlüktür. Hastaların uyurken gürültülü bir şekilde horlamaları da dikkati çeker. Zamanında tedavi edilmezlerse, kullanılmayan burun delikleri daralır, damak yükselir ve ön dişler aşırı derecede çıkık görülürler. Bu özellikler bir araya gelerek bir «adenoidli hasta yüzü» tipi oluştururlar.
Adenoid oluşumuna yol açan lenfatik doku, yutak burun boşluğunun arka duvarında yer alan mukus zarının içinde gömülü olarak bulunur. Bu alan, yumuşak damağın bulunduğu düzeyden biraz daha yüksekte, burun deliklerinin içe açılan bölümlerine yakın bir yerde bulunduğundan, ancak özel aydınlatma yöntemleri ve aynaların kullanılmasıyla görülebilir. Bu lenfatik dokunun ne işe yaradığı kesinlikle bilinmemekle beraber, bademcik adı verilen lenf dokusu ve dilin arka bölümünde bulunan aynı nitelikteki doku ile birlikte, boğazın üst bölümünü çevreleyen bir lenf dokusu halkası meydana getirir. Böylece vücuda yutularak alınan bütün mikroplara karşı duran ilk savunma hattını bütünler. Bu lenfatik doku halkası ilk olarak Alman anatomi uzmanı Heinrich Waldeyer (1836-1921) tarafından tanımlandığı için, Waldeyer halkası diye anılır.
Çocuklarda bu halkayı meydana getiren lenf dokusu fazla bir yer tutmaz. Ama, çocuk büyüdükçe, gerek yutak-burun alanında bulunan, gerekse boğazın iki yanında yer alan bademcikler aşırı bir gelişme göstererek adı geçen solunum yollarını daraltırlar. Genellikle ergenlik devrinde, bu gelişim durur; yutak burun alanındaki lenfatik doku körelir; boğazdakilerse normal erişkinlerdeki boyutlarını bulurlar. Yutak-burun boşluğundaki ve boğazın iki yanındaki lenf dokusunun her çocukta biraz fazlaca büyümesi, normal gelişim esnasında görülmesi olağan olan bir durumdur. Bazen bu dokular oldukça fazla geliştikleri halde aşırı bir belirtiye ya da aksamaya yol açmazlar. Ancak, bazen çok büyüyerek yutak burun boşluğunu tama yakın örterler. Bu durumda, burun ön deliklerinden giren havanın, burun arka deliklerinden geçip solunum borusuna ulaşması güçleşir ve hastalığın belirtileri ortaya çıkar.
Lenfatik dokunun aşırı büyümesi sonucunda soluması, yemesi, uyuması ve hatta işitmesi bile bir dereceye kadar güçleşmiş olan çocuğun yutak-burun boşluğunda yerel belirtiler de görülür. Hastalığın tedavisi geciktirilirse, ortaya çıkacak olan kısmi sağırlığın, çocuğun öğrenme yeteneğini kısıtlaması beklenebilir.
İşitme güçlüklerinin ortaya çıkmasının nedeni, lenfatik dokunun büyümesi sonucu, orta kulak ile ağız boşluğu arasında yer alan ve kulak zarının her iki tarafındaki hava basıncının dengelenmesini sağlayan östaki borusunun ağza açılan deliğinin de tıkanmasıdır. Bu tıkanma, yalnız işitme bozukluğuna değil, kulak ağrısına da yol açar. Böyle bir tıkanma sonucu, orta kulakta birikebilecek akıntılar, ağız boşluğuna akıtılmayacağından, bunların mikroplanması orta kulak yangısına ve kulak zarının delinmesine sebep olabilir. Yetersiz beslenme, kalabalık ortamda yaşama, sık sık solunum yolları yangılanmasına yakalanma, sık soğuk alma, kafa kemiklerinin sinüs adı verilen boşluklarının yangısı olan sinüzite yakalanma, bu hastalığın gelişiminde rol oynayan etkenlerdir.
Bazı vakalarda hekimler çocuÄŸu yaklaşık olarak on iki hafta sonra yeniden muayene etmeyi uygun görebilirler. 1945′te yapılmış olan bir inceleme ve 1952′de 681 çocuk üzerinde yapılmış bir çalışma, on iki haftalık bir bekleme devresi sırasında hastalığın yaklaşık olarak çocukların yüzde sekizinde geçtiÄŸini ve böylece bazı hastaların kendiliÄŸinden iyileÅŸerek ameliyat olmaları gereÄŸinin ortadan kalktığını ortaya koymuÅŸtur. İstatistikler ameliyatın en çok 5-7 yaÅŸları arasındaki çocuklara yapıldığını göstermektedir.
Ameliyat sırasında çok kere Waldeyer halkasının diğer bölümleri de yani boğazın iki yanında yer alan bademcikler de çıkarılır. Hastalar çok çabuk iyileşirler ve genellikle bir gün sonra taburcu edilirler.
Adenoidlerin sebep oldukları bu rahatsızlık, eski çağlardan beri bilinmektedir. Hastalığın akla yatkın bir şekilde tedavisi, ancak XIX. yüzyılın ikinci yarısında Danimarkalı cerrah Wilhelm Meyer (1824-1895) tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu hastalığın bütün belirtilerini gösteren genç bir kadını muayene ederken, yeni geliştirilmiş olan bir aynayı kullanmasını bilmediğinden, hastasının boğazının bu bölümünü parmağı ile inceleyen Meyer, ellediği alanın «solucan kümesini andıran bir et fazlalığı» ile kaplı olduğunu farketmiş ve sonra, bu fazlalığın oradan koparılması sonucunda, hastanın şikayetlerinin kaybolduğunu saptamıştı
Nis
2008
Kulak çınlaması hastalık habercisi
23 Nis 2008 / 12:36 am yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBKulak çınlamasının, özellikle diyabet ve kalp rahatsızlığı başta olmak üzere çeşitli hastalıklara eşlik edebildiği, bu yüzden nedeninin mutlaka araştırılması gerektiği bildirildi.
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun BoÄŸaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas AydoÄŸan, halk arasında “kulak çınlaması” olarak bilinen “tinnitus rahatsızlığı”nın, kulak içindeki gürültü, çınlama ve ıslık benzeri seslerle belirti verdiÄŸini söyledi.
Kulaktaki sesleri kişi harici kimsenin duymadığını ve genellikle sessiz ortamlarda fark edilebildiğini belirten Doç. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu:
“Bir dizi saÄŸlık sorununun neden olabildiÄŸi semptom olan çınlama, oldukça yaygın görülüyor. En büyük hasta grubunu ise hastalığın nedenini fark edemediÄŸimiz grup oluÅŸturuyor.
Kulakta tırmalayıcı ÅŸekilde duyulan ses, kiÅŸinin yaÅŸam kalitesini düşürdüğü gibi, çoÄŸu zaman psikolojik bozukluklara da yol açabiliyor. Hasta çoÄŸu zaman ilaç tedavisinin yanı sıra çınlamanın yol açtığı sorunlar için de psikolojik destek almak durumunda kalabiliyor.”
Çınlamanın, tek başına ortaya çıkabildiği gibi başta diyabet, kalp rahatsızlıkları, kolesterol gibi çeşitli hastalıklarla birlikte görülebildiğini ifade eden Doç.Dr. Aydoğan, hastalığın oluş nedeninin mutlaka bulunması gerektiğini söyledi.
Aydoğan, diğer rahatsızlıklara eşlik edenlerin yanı sıra orta kulak damarlarıyla ilgili sorunlar, kireçlenme, damarlarda aşırı yağlanma, yüksek sese maruz kalma gibi nedenlerin de çınlamaya yol açabileceğini söyledi.
Stresin çınlamayı tetiklediğini bildiren Doç.Dr. Aydoğan, bu durumda kişinin stresi yaratıcı etkenleri mutlaka azaltması gerektiğini ifade etti.
Rahatsızlığın en fazla uyku sorununa yol açtığını vurgulayan AydoÄŸan, “Ses dolayısıyla uyku sorunu çeken kiÅŸiler, hafif bir müzik ve kısık seste dinlenen radyo ile çınlama sesini örterek uykuya geçebilir” dedi.
(Alıntı)
Nis
2008
Geniz eti (adenoid) nedir ?
07 Nis 2008 / 07:22 am yazar admin kategori Kulak Burun Boğaz-KKBGeniz eti, burun ile boğaz arasına yerleşmiş bir dokudur. Görevi, burundan giren bakteri ve virüs cinsi mikropları yakalamak ve vücudun mikroplarla savaşmasına yardımcı maddeler olan antikorları üretmektir.
Eğer çocuğunuzda sürekli ya da sık tekrarlayan geniz eti büyümesi veya iltihabı varsa, doktorunuz geniz etinin ameliyatla alınmasını önerebilir. Çocuklar geniz eti alındıktan sonra daha sık hastalanmazlar; çünkü, vücutta geniz eti gibi görev yapan başka dokular aynı fonksiyonları yeterince yapabilirler.
Büyümüş veya iltihaplı geniz etinin belirtileri nelerdir ?
Geniz etinin büyümesi halinde çeşitli belirtiler görülebilir. Çocuğunuzda aşağıdaki belirtilerinden biri veya birkaçı bulunabilir:
Burundan nefes almakta güçlük
Sürekli ağızdan nefes alma
Burun tıkalı gibi genizden konuşma
Nefes alırkan hırıltılı ses çıkması
Uyku sırasında horlama
Uykuda birkaç saniye süreyle nefesini tutma (uyku apnesi)
İştahsızlık ve gelişme geriliği
Büyümüş geniz etinin tedavisi :
Ameliyat ne zaman gereklidir ?Doktorunuz çocuğunuzun iltihaplı geniz etini ilk önce antibiyotiklerle tedavi etmeye çalışabilir. Eğer geniz eti iltihaplı değilse, doktorunuz bir süre beklemeyi önerebilir, çünkü çocuklarda geniz etinin bir miktar büyümesi normaldir. Zamanla çocuğunuzun geniz eti kendiliğinden küçülebilir. Doktorunuz, çocuğunuzda aşağıdaki durumlardan biri veya birkaçı varsa geniz eti ameliyatı önerebilir:
Nefes alma güçlüğü
Uyku apnesi
Sık tekrarlayan geniz eti iltihabı
KonuÅŸma bozukluÄŸu
Geniz eti ameliyatı (adenoidektomi) sırasında neler olur ?
Ne kadar basit görünüyor olursa olsun, her ameliyat çocuk ve ebeveynler için genellikle korkutucudur. Onu nelerin beklediğini anlatarak, çocuğunuzun kendini ameliyata hazırlamasına yardımcı olabilirsiniz.
Geniz eti ameliyatında :
Çocuğunuz, genel anestezi verilerek uyutulacaktır. Bu, ameliyatın bir ameliyathanede yapılacağı ve çocuğunuzun ameliyat sırasında bir anestezi uzmanı tarafından izleneceği anlamını taşır.
Çocuğunuz yaklaşık 20 dakika süreyle uyuyacaktır
Cerrah, geniz etini çocuğunuzun ağzının içinden alacaktır. Geniz eti ameliyatı için deride bir kesi yapılmasına gerek yoktur.
Çocuğunuz uyanma odasında ayılacaktır. Solunum güçlüğü veya kanama belirtisi olması halinde tekrar ameliyathaneye alınması gerekebilir. Genellikle hastanede toplam kalış süresi 5-10 saat arasında olmaktadır.
Geniz eti ameliyatından sonra nelere dikkat etmeliyiz ?
Beslenme:
Ameliyat günü çocuğunuz sulu ve yumuşak gıdalar almalıdır (Ör. su, süt, .narenciye olmayan meyve suları, muhallebi, puding, yoğurt, dondurma, sütle yumuşatılmış patates püresi).
Ameliyatı takibeden gün yukarıdakilere ek olarak yumuşak sebze yemekleri, makarna, pilav yiyebilir.
Üçüncü günden itibaren ekmek kenarı, bisküvi, cips gibi boğazı tahriş edebilecek sert gıdalar hariç normal beslenmesine geçebilir.
Banyo: Ameliyatın ertesi günü çok sıcak ve uzun süreli olmamak koşuluyla çocuğunuz banyo yapabilir.
Okul: Doktorunuzun önereceği sürede çocuğunuzu okula göndermeyin. Bu süre 3-7 gün arasında olabilir.
Spor: Bir hafta süreyle spor aktiviteleri kısıtlanmalıdır.
İyileşme: Bazı çocuklarda ameliyat oldukları günün gecesinde uykuda farkedilir bir solunun rahatlaması olur. Bazı çocuklarda ise genizde ve burunda biriken salgılar nedeniyle rahatlama bu kadar erken ve belirgin olmayabilir; çocuğunuz hırıltılı nefes almaya, horlamaya ve ağızdan solunuma devam edebilir. Ameliyat bölgesinin tam iyileşmesi ve ameliyat öncesi şikayetlerin düzelmesi için bir-iki hafta geçmesi gerekir. Bazı çocuklar alışkanlık kazandıkları ağız solunumuna devam ederler; bunu farkettiğinizde burundan nefes almasını hatırlatın.



