‘KategorilenmemiÅŸ’ kategorisi için arÅŸiv
Haz
2008
Gargoylizm
04 Haz 2008 / 10:57 am yazar admin kategori KategorilenmemişMukopolisakarit metabolizmasındaki bozukluklara bağlı olan ve az görülen kalıtsal bir hastalık. Hurrler belirtisi de denilir. Çeşitli dokularda toplanan mukopolisakaritler sidikle dışarı atılırlar.
Gargoylizm çoğunlukla doğuştan vardır. Yüz doğuştan geniş, burun yassı, dudaklar aralıklı ve dil dışarıdadır. Zeka geriliği yanında, gez bozuklukları ve sağırlık da görülür. Akciğerler ve dalak büyür, uzun kemikler kısalır genişler ve omurlar biçimsizleşir. Tedavi olanağı yok gibidir
May
2008
PİŞİK
09 May 2008 / 09:50 am yazar admin kategori Cilt Hastalıkları, Enfeksiyon Hastalıkları, KategorilenmemişPİŞİK
Bebek Bezi ve PiÅŸik
Yeni doğan bebek, tuvalet kontrolünü hayatının ilk dönemlerinde yapamaz. Bebek idrar ve dışkısını kontrolsüzce dışarı atar. Bu atıklar, bebeğin son derece hassas olan cildi üzerine, tahriş edici etkiye sahiptir. Cildin yüzeyindeki ince, koruyucu yağ tabakası, bu nem ve atıklarca geçilir ve cilt tahriş olur.
Buna fırsat vermemek amacı ile, insanoğlu çok eski devirlerden beri, bebeklerin altına, atıkları emebilecek ve cildi mümkün olduğunca kuru tutacak yaprak, toprak ve daha sonraları bezler koymuşlardır. Günümüzde kağıt bazlı, bir kez kullanımlık bebek bezleri, bu konuda en yaygın kullanılan çözümdür.
İster kumaş, ister kağıt bezler kullanılsın, zaman zaman bebeklerin poposunda kendisini parlak kırmızı renk ile gösteren tahriş durumları ortaya çıkar. Bu tablo pişik olarak adlandırılır. Neyse ki pişikler çoğunlukla çok ciddi tablolar halinde seyretmez. Bazı basit, temel koruyucu işlemler, bebeği pişikten veya daha ciddi durumlardan korur.
Kumaş ya da kağıt bezlerin kullanılmasında en önemli konu, sık değiştirmektir. Kullanılan bez ne zaman ıslanır veya dışkı ile kirlenirse değiştirilmelidir. Amaç bebeğin altının kuru tutulmasıdır.
Eğer yeteri sıklıkta, bezleri değiştiriyorsanız, başka hiçbir şeye ihtiyacınız yoktur. Talk pudrası, günümüzde çocuk sağlığı uzmanlarınca önerilmemektedir. Eğer ille de bir pudra tatbik etmek gerekirse, mısır nişastası (bu amaca yönelik olarak hazırlanmış) önerilmektedir. Yapılan bazı çalışmaların, kullanılan pudra zerreciklerinin havada asılı kaldığı ve solunum ile bebeğin akciğerlerine gittiği, nadir de olsa pnömoni (akciğerde enfeksiyon, zatüre) yaptığı gösterilmiştir. Yeterli sıklıkta altı değişen bebeğin, pudraya ihtiyacı yoktur. Özellikle, büyükanne-babalar torunlarına bol bol pudra serpmek, losyon sürmekten büyük keyif almaktadırlar. Bu yaklaşım pişiği engellemez. Bazı çocuk sağlığı uzmanlarına göre, kullanılan pudra ve parfüm içeren bazı ürünler, aslında bebek cildi için pişiklere neden olabilecek kimyasal maddeler içermektedir. Bu tür ürünlerin alerjik madde içermediğinden emin olmalısınız.
Bebeğin, kirli altını temizlemenin en etkin yolu sabunlu su ile yıkamak, su ile durulamak ve kurulamaktır. Bir çok aile kokulu sabun veya alkol içeren ürünler kullanırlar. Bu ürünler de pişiklere neden olabilirler. Pişik görüldüğünde, hemen sadece sabunlu su ile temizliğe dönülmelidir. Bazı uzmanlar, dışkı yapılmış poponun, içine 1-2 damla bebek yağı ilave edilmiş ılık su ile hafifçe yıkanmasını önermektedirler. Bu alan, daha sonra temiz, yumuşak, emici bir bez ile temizlenir.
Bebeğin altının değişimi sırasında 10-15 dakika süre ile bez bağlanmadan, bebeğin altının açık olması ve hava ile teması da oldukça koruyucudur.
Bebeğin altı bağlanırken, mümkün olduğunca bel bölgesinde gevşek bağlanmalı ve havanın bez içinde dolaşması sağlanmalıdır.
Bebeğin altı bağlandıktan sonra naylon bir külot (muşamba) veya sızdırmayı engelleyici katman koyulmamalıdır. Cildin hava almasını engellediği gibi nemin de içeride kalmasına neden olarak pişiklerin oluşumuna neden olur.
EÄŸer PiÅŸik Varsa
Bebeğin altını sabunlu su ile temizleyin, durulayın ve kurulayın.
Pişik olan bölgeleri, idrar ve dışkıdan korumak için kalın tabakalar halinde, pişik için eczanelerde satılan kremlerden kullanınız.
Ne Zaman Doktora Gitmeli?
Bütün bebeklerde zaman zaman pişik görülebilir. Bunlar yüzeysel tahrişlerdir. Yukarıda açıkladığımız basit önlemler ile birkaç gün içinde geçmiyor ise doktorunuza başvurmalısınız. Pişik ilerledikçe cilt, daha parlak kırmızı bir renk alır, kasıklar da kızarır, kırmızı alanlardan odaklanan yuvarlak kırmızı lekeler sağlam ciltte de görülür. Çok ağrılı hale gelir, kaşıntı olabilir. Özellikle pişik kremlerine rağmen 3-4 gün devam eden olgularda, maya veya mantar enfeksiyonu düşünülür. Eğer pişik alanlarında sivilcemsi yapılar, küçük kabarcıklar görülüyor ise mikrobik enfeksiyonlar düşünülmeli ve hekime gidilmelidir.
Bebek Bezi ve Sağlık
Bebek bezi, bebeğinizin sağlığı açısından size büyük ipuçları verir. Bebeğin günde kaç kez idrar yaptığını veya dışkılama yaptığını takip edebilirsiniz.
Bu da size
-Bebeğinizin yeterli su alıp almadığını
-Yeni aldığı besine karşı reaksiyonunu
-Üriner ve sindirim sistemi
sağlığı hakkında bilgi edinmenizi sağlar.
Normalde bebeğin idrar rengi neredeyse renksizdir veya hafif sarıdır. Alınan besinler, ilaçlar ve bazı hastalıklar idrar renginin değişmesine neden olur. Özellikle yeni doğan bebekler yeteri kadar su alamıyorlar ise idrar rengi pembe olabilir. Bunun nedeni ürat kristalleridir. Böyle durumlarda doktorunuza başvurmalısınız.Doktorunuz bebeğin idrarını test ederek, renk değişikliğinin susuzluktan mı yoksa başka bir nedenden mi olduğunu ayırt edecektir.
Bebek bezlerini tuvalete atmayınız. Kullan-at bezlerde mutlaka bebeğinizin cins, kilo ve yaşına göre uygun ürünler kullanınız.
May
2008
Mezoterapi
09 May 2008 / 09:44 am yazar admin kategori Cilt Hastalıkları, Enfeksiyon Hastalıkları, Kategorilenmemişmezoterapi
Mezoterapi, uzun zamandan beri estetik tıpta en sık talep konusu olan lipodistrofi veya sellülit konusunda en seçkin tedavi biçimini oluÅŸturmaktadır. İlk kez 1952 ‘de Dr. Michel Pistor tarafından uygulanmıştır. 1987 ‘de Fransız Tıp Akademisi tarafından geleneksel tıbbın bir parçası olarak kabul edilmiÅŸtir.
Fransa’ da ortalama 15.000 doktor, günde 60.000 den fazla hastayı mezoterapi yöntemi ile tedavi etmektedir. Uluslar arası Mezoterapi DerneÄŸine üye olan Avrupa, Afrika ve Güney Amerika’da 14 ülkede yöntem baÅŸarı ile uygulanmaktadır.
Mezoterapinin kelime anlamı orta deri tedavisidir. Temeli, tedavi edilecek bölgeye 4-6 mm uzunluğunda çok ince iğneler kullanılarak çok küçük miktarlarda ilaçları lokal olarak enjekte etmeye dayanan tamamen tıbbi bir eylemdir. Endikasyona göre değişen çeşitli ilaç karışımları 5-10 dakika gibi bir süre içerisinde deri altına enjekte edilir.
Hangi Durumlarda Uygulanır ?
ESTETİK KULLANIMLARI;
Sellülit
Saç Dökülmesi
Ergenlik ve Hamilelikte Oluşan Çatlaklar
Yüz Gençleştirme
Yara İzleri, ( skatrisler )
DİĞER KULLANIM ALANLARI;
Romatoloji
Dolaşım Problemleri ( varis, varis ülserleri )
Migren
Spor HekimliÄŸi
Mezoterapi seans aralıkları minimum 1 hafta olmalıdır.Bir seansta enjekte edilen ilaç dozu 10 cc yi aşmamalıdır.Mezoterapide ortaya çıkan yan etkiler genellikle seans aralığı ya da dozaja dikkat edilmedi ise görülmektedir.
Uygulanmaması Gereken Durumlar
Kalp YetmezliÄŸi
Diyabet
Böbrek Rahatsızlıklarında
Antikuagülan Tedavi Altındaki Hastalarda
Sonuç
Mezoterapi, etkinliği bütün dünyada kanıtlanmış bir geleneksel tıp yöntemidir. Bir çok ülkede uygulanıyor olması, her gün binlerce doktorun hastalarına uygulaması, yararlı bir yöntem olduğunun en güçlü kanıtıdır. Hasta ile hekim arasında etkin bir dialoğun olması sonuçların biran önce ve en iyi şekilde elde edilmesi için gereklidir. Ancak mezoterapiden, her zaman çok kısa sürelerde sonuç alıp, mucize bir düzelme de beklenmemelidir
Nis
2008
Baş dönmesi, vertigo
07 Nis 2008 / 07:41 am yazar admin kategori KategorilenmemişBaş dönmesi, vertigo
Baş dönmesi deyince dengede kalma rahatsızlıkları anlaşılır, başı dönen kişide salanma veya dönme gibi haller görülür. Kişi mekenda hareketettiğini veya eşyanın hareket ettiğini zanneder. Dengede kalamama ile birlikte salanma, dönme, bulantı, kusma, terleme, veyahutta gözlerinin önünün kararması gibi haller ortaya çıkar. Mekanda dengede durabilmek için vücut beyine bilgiler gönderir, gözler, iç kulaktaki duygu organı ve duygu hücreleri hepsi birden vücudun dengede durmasını sağlarlar.
Dengede kalmayı birçok sisteme borçluyuz, bu sistemlerden bir çoğunda aynı rahatsızlıkların görülmesi sonucu çeşitli baş dönme rahatsızlıkları görülür. Baş dönmesi, seyahat esnasında baş dönmesi, ani hareketlerde baş dönmesi, kalp ve kandolaşımı anormalikleri nedeniyle baş dönmesi gibi bir çok baş dönmesi türü mevcuttur. Almanyada hastaların % 10?unda baş dönmesi rahatsızlıkları görülmaktedir ve bunlardan % 45?inin yaşı 70?in üzerinde olan insanlardır. Ayrıca gençlerdede baş dönmesi sık görülmaktedir. Baş dönmesi akut ve kronik oluşuna göre ikiye ayrılır.
Baş dönmesinin sebepleri:
1-) Alçak ve yüksek tansiyon
2-) Beyünde kandolaşımı anormalikleri, iltihaplar veya ur
3-) Migren, baş ağrısı
4-) Kansızlık
5-) Seyahat hastalığı
6-) Kanda şekerin düşmesi
7-) Kimyasal ilaçların yantesiri
Aşırı alkol kulanma
9-) KBB rahatsızlıkları, orta kulak iltihaplanması, veya denge organındaki sinirlerin iltihaplanması (içkulak)
10-) Boyun omurlarındaki rahatsızlıklar nedeniyle sinirlerin sıkışması
Baş dönmesini teşhis:
Baş dönmesine sebep olan etkenleri araştırırken beyin kanaması gibi bir durumun olmadığının doktorlarca tesbiti şarttır. Beyin kanaması olmadığının tesbitinden sonra baş dönmesinin sebepleri araştırılır. Ayrıca hastanın düşme sonucu boynunda ve başında yaralanma olmadığının teşhisi gerekir. Hastanın teskin edilmesi ve sakin bir yerde dinlenmesi gerekir. Baş dönmesi hafifledikten sonra bunun sebeplerinin ne olduğu araştırılır. Bu araştırmalar KBB, nevralji, ortopedi veya radiyoloji uzmanlarınca yapılır, çünkü rahatsızlığın sebebine göre teşhis yöntemleride değişir.
Tedavi:
Baş dönmesinin tedavisi ağırlığına ve sebeplerine göre farklılık gösterir. Akut hallerde genelikle ilaç venden (toplar damar) verilir. Bu ilaçlar genelikle korkuyu önler, kandolaşımını düzenler vede enfeksiyonu önler. Kulak kiride kulağı tıkyarak baş dönmesine sebep olur, kulak kiri temizlenince baş dönmesi geçer. Baş dönmesi geçtikten sonra rahatsızlığın sebebi teşhisedilir ve teşhisten sonra uygun kimyasal veya doğal ilaçlar kulanılır. Baş dönmesi rahatsızlığı olan hastalar ilaçlara karşı farklı tepki gösterirler. Hastaların otojenik training veya meditasyon gibi rahatlatıcı psikolojik tedavi yöntemlerinin denenmeside iyi gelir. Günümüzde insanların çoğu özeliklede gençler çok stresli yaşadıklarından bu tür psikolojik tedavi tedavi yöntemleri etkili olur.
B-) Kandolaşımı ve metabolik hastalıkların sebep olduğu baş dönmesi:
Hasta sendeller, sallanır, sersemler ve kendini zayıf hisseder. Gözlerinin önü kararır, başını boş hisseder ve kulak çınlaması görülebilir.
Baş dönmesinin sebepleri:
Baş dönmesinin sebepleri nadiren: Kalp krizi, kalp ritim bozuklukları, kandaki şekerin aşırı düğük olması ve yüksek tansiyon akut hayati tehlikeye sebep olurlar. Hastanın anında kliniğe götürülerek hemen müdahale yapılması halinde problem ortadan kalkabilir. Anında müdahale ile yüksek tansiyon, nabız anormalikleri, kansızlık, enfeksiyon, kandaki şekerin az veya yüksek olması, tiroidin aşırı veya az çalışması, aşırı nikotin, koffein, alkol, ve kimyasal ilaçların yantesirine müdahaleedilebilir. Ev doktoru hastasının geçmişini bildiğinden daha çabuk teşhiskoyup tedaviye geçebilir
Baş dönmessini teşhis:
Yukarıda olduğu gibi ev doktoru muayene ederek tesbitte bulunur. Baş dönmesinin sebepleri araştırılır kandolaşımı ve metabolik problemler olup olmadığı incelenir. Nabız, yüksek tansiyonun ölçülmesi, kandaki şekerin ölçülmesi ve EKG?nin ölçülmesi, ile rahatsızlık hakkında bilgi sahibi olunur. Hastanın durumu düzeldikten sonra diğer teşhis yöntemlerine başvurarark teşhis kesinleştirilir.
Baş dönmesini tedavi:
Baş dönmesi şayet sıradan değilse Evdoktoru çağrılır veya Evdoktoruna gidilir. Genelikle toplar damardan yapılan iğne ile ilaçın etkisi hemen görülür. Yüksek tansiyon düşürücü, alçak tansiyonu yükseltici ilaçlar kulanılır. Kandaki şeker normal seviyesine çekilir, baş dönmesi nedeniyle sinirsel gerginlik yaşayanlara teskinedici ilaçlar verilir. Akut baş dönmesinde yapılması gerekenler Evdoktoru veya acil servisce yapılan müdahalelerle giderilir. Tedavinin devamı hastanın durumuna göre hastahanede devamedilir. Baş dönmesi problemi olan şahıs şişmansa zayıflaması gerekir. Beslenmekte önemlidir, çünkü hayvansal besinler damar sertliğine sebep olur, buda kılcal kandolaşımını olumsuz etkiler, bu nedenle mümkün oldukca daha çok sebze ve meyve yenmelidir
Nis
2008
ALS Hastalığı
07 Nis 2008 / 07:39 am yazar admin kategori KategorilenmemişMotor Nöron Hastalığı
MOTOR NÖRON HASTALIĞI
(AMiYOTROFİK LATERAL SKLEROZ-Charcot Hastalığı )
Yazan: Coşkun ÖZDEMİR
GİRİŞ
Hastalığın baÅŸlıkta görüldüğü gibi birden fazla ismi var. Ünlü Fransız Nörolog Charcot tarafından 1869� da ilk kez tarif edildi. Bu nedenle onun adı ile de anılıyor. Çok daha sık olarak Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) olarak anılmaktadır. Avrupa’da Motor Nöron Hastalığı tercih ediliyor. Kongre duyurularında ALS/MND olarak adlandırılıyor hastalık.
Amyotrofik Lateral Skleroz adı bir taraftan kas atrofisine öte yandan yan kordon yani-piramidal yolun tutuluşuna işaret ediyor. Motor Nöron Hastalığı ile kastedilen hem birinci (piramidal yol) hem de ikinci motor nöronun tutuluşudur. Gerçekten hastalığın belirtileri, başlıca birinci ve ikinci nöronun tutuluşuna ait olanlardır. İkinci nöron tutuluşu kraniyal nüvelerin ve medulla spinalisteki ön boynuz hücrelerinin dejenerasyonu nedeni iledir. O halde klinik tablo, refleks canlılığı, spastisite, Babinski ve Hoffmann belirtileri (I. Nöron) ve kas atrofisi, fasikülasyon, bülber nüveler tutulmuşsa dilde atrofi ve fibrilasyon (II Nöron) yutma, çiğneme güçlüğü, konuşmada dizartri olarak şekillenecektir.
Birinci nöron tutulması reflekslerin artışına, ikinci nöron ise azalmasına yol açacaktır. Hangisinin tutuluşu öncelik gösteriyorsa reflekslerin azalması ya da artması buna bağlı olarak değişecektir. Büyük çoğunlukla görülen, atrofiye karşın reflekslerin canlı oluşudur. Birinci nöron, II nöron ve bulber belirtilerin birlikte bulunuşu hastalığın ileri dönemlerinde karşılaşacağımız bir tablodur. Hastalığın başlıca özelliği progresiv (ilerleyici) bir karakterde olmasıdır. Çoğunlukla 3-4 yıl içinde hastalar geç döneme ulaşır ve kaybedilirler.
Başlangıç çoğunlukla gayet sinsidir. Elin küçük kaslarında güçsüzlük ve erime sıklıkla başlangıç belirtisidir. Buna, hastaların seyirme olarak tarif ettiği fasikülasyonlar eklenir. Hasta bacaklarında kramplardan şikayetçi olabilir. Başlangıç, bulber alanda ve dizartri, boğuk ses, yutma güçlüğü şeklinde olabilir. Bazen bacaklarda, distal kaslardaki zaaf ilk belirti olarak ortaya çıkar. Bu ilk belirtiler haftalar ve aylar içinde yavaş yavaş ilerler, yaygınlaşır ve öteki ekstremitelere geçer. Hastalık kural olarak değişmez şekilde ilerleyicidir. Yıllar içinde tüm vücuda yayılır ve birinci ve ikinci nörona ait zengin belirtilerle seyreder. Kas erimeleri ile birlikte yaygın piramidal deliller, çene refleksi dahil veter-kemik reflekslerinin artışı, bulber belirtiler ile birlikte ileri devredeki klinik tabloyu oluşturur. Uzun yıllar sadece bulber belirtilerle seyreden ya da taraflarda yaygınlaşıp bulbusa atlamayan vakalar vardır. Hastalık yutma, dolayısıyla beslenme güçlüğü ve solunum yetersizliği ile fatal sonuca ulaşır.
Hareketli görüntü: Dilde ve üst ektremitede fasikülasyon
Hastalığın prognozu genel olarak kötüdür ve fataldir. Yukarıda belirttiğimiz gibi ortalama hastalık süresi 3-4 yıl olmakla birlikte yavaş seyreden ve yaşam süresi 10 yılı aşan vakalar vardır. Ünlü bilim adamı Stephan Hawking�e bu tanı konmuştur. Bu büyük bilgin 25 yılı aşan bir süreden beri hastalıkla yaşamakta ve bilimsel çalışmalarını sürdürmektedir.
Amerikalı ünlü beyzbolcu Lou Gherig, aktör David Niven, besteci Şostakovic bu hastalıktan ölmüşlerdir.
ALS sporadik bir hastalıktır ancak, yaklaşık yüzde 5 oranında ailevi (familyal) vaka bulunmaktadır. Bunlarda kalıtım patterni dominanttır. Familyal vakaların % 20�sinde SOD1 geninde mutasyon bulunuyor (21 inci kromozom).
Familyal vakalar klinik tablo bakımından sporadik olanlardan farklılık göstermiyorlar.
İNSİDANS, PREVALANS
ALS orta yaş hastalığıdır. Sıklıkla 40-50 yaşlarında başlıyor. Daha genç ve daha yaşlı vakalar var. Erkek kadın oranı 1.2, 1.3 civarında, insidans 100 binde 1-2, prevelans ise 4-6 civarındadır. Dünyada yaygın olmakla birlikte bazı bölgelerde daha sık rastlanıyor. Japonyada Kii yarımadası, Yeni Gine ve Okyanusya�da Guam adası bunlar arasındadır.
TANI
Tanı kriterleri El Escorial tanı kriterleri olarak tüm dünyada kabul görmüş bulunuyor. (Tablo 1) Bunlar üst ve alt motor nöron tutulumu ve progresyon olarak özetlenebilir.
Tablo 1
Alıntı:
| Tanı Kriterleri Dünyaca kabul gören El Esconal kriterlerine göre ALS diagnoz kriterleri şöyle sıralanmaktadır: Kesin ALS Üç bölgede üst motor nöron belirtileri ve 3 bölgede alt motor nöron belirtileri Muhtemel (probable) İki bölgede üst ve 2 bölgede alt motor nöron belirtileri Mümkün (Possible) Bir bölgede üst motor nöron belirtileri ve bir bölgede alt motor nöron belirtileri ya da sadece üst motor nöron belirtileri Kuşkulu (Suspected) Sadece alt motor nöron belirtileri ya da atipik bulgular Bölgeler kraniyal, servikal, torasik ve lomber olarak tanımlanır. |
Gerçekten duyu kusuru olmaksızın üst ve alt motor nöron bulgularının birlikte oluşu ve progressif seyir tanı koydurur.Alt motor nöron belirtilerinin yanısıra, klinik bulgulara ek olarak, elektromiyografi ile üst alt ekstremite ve kraniyal alandaki kaslarda yaygın şekilde parsiyel denevasyon ve reinnevasyon bulguları ile fasikülasyon potansiyellerinin bulunması; duysal sinir iletimlerinin normal, motor iletimlerin normal ya da normale yakın olması tanıyı kesinleştirir.
Hastalık konuşma ve yutma güçlüğü ile bulber alana sınırlı kaldığında progresiv bülber paralizi olarak anılır (PBP). Kas zaafı, erime, fasikülasyonlar şeklinde sadece alt motor nöron belirtileri var olduğu zaman progresiv müsküler atrofi (PMA) adını alır.Bu tablolar gelişerek ve ilerleyerek tipik ALS�ye dönüşebilir.Aşağıda belirteceğimiz gibi alt nöron belirtilerine sınırlı kalan bir klinik tabloda benzer sendromlarla ayırt edici tanı büyük önem kazanır.
Duyu ve sfinkter kusurlarının, ve otonomik disfonksiyonların bulunmayışı tanıyı destekler.ALS ile benzerlik gösteren sendromlardan aşağıda söz edeceğiz.
Yazık ki hastalığın tanısını kesinleştirecek biyolojik markerler yoktur.Magnetik spektroskopi ile N-asetil aspartat ölçümünün erken tanıda yararlı olduğunu ileri sürenler var.
BaÅŸlangıç döneminde tanı güç olabilir.Bir elde küçük kasların zaafı ve erimesi çeÅŸitli tanı olasılıklarını düşündürebilir.DoÄŸaldır ki böyle bir hastanın incelemelere alınarak izlenmesi gerekir.Bu kuÅŸku uyandıran baÅŸlangıç, duyu kusuru olmaksızın kas zaafı ve erimenin ve fasikülasyonların yaygınlaÅŸması ile klasik ALS’ye dönüşebilir.Tanıya genellikle öteki olasılıkların ekarte edilmesi ile varılır.
AYIRICI TANI
Ayrıca tanı büyük önem taşıyor.Tanının gecikmesi ya da yanlış tanı tüm dünyada oldukça sıktır.Bu nedenle benzer (mimik) sendromları iyi tanımak gerekiyor.
İzole Sinir Tutulmaları: Elin küçük kaslarındaki atrofi örneğin ulnar ya da median sinirin hastalanmasından ileri gelebilir. Bu durumda o sinirin dağılımına uygun duyu kusuru bulunacaktır ve EMG bu izole tutuluşu ortaya kayacaktır.
Fokal Benign Amyotrofi (Hirayama): Duyu kusuru olmaksızın bir üst ekstremitede zaaf ve erime monomelik spinal müsküler atrofi belirtisi olabilir. İlk kez Japonya�da tanımlanmış olan bu hastalık çoÄŸunlukla genç erkeklerde görülür ve bir kolda zaaf, erime, fasikülasyon ve kramplarla seyreder. Bu da bir ön boynuz hastalığıdır.Ancak, bu tablo genellikle yaklaşık bir yıl boyunca ilerleyerek bu süre sonunda duraklar.Bu tabloyu özellikle henüz baÅŸlangıç dönemindeki ALS’den ayırt etmek güç olabilir.Genç yaÅŸ, progresyonun sınırlı kalması ve duraklaması, Hirayama adı da verilen bu hastalık olasılığını güçlendirir.
Multifokal Motor Nöropati: ALS ile en çok karıştırılabilecek bir hastalık 80 �lerde tanımlanmış olan Multifokal Motor Nöropatidir. Motor sinirleri tutan bu periferik sinir hastalığı ALS �yi taklit ederek duyu kusuru olmaksızın kas erimesine, fasikülasyonlara yol açmaktadır ve periferik sinirlerin tutulmasına karşın refleksler korunmakta, hatta bazen canlı bulunmaktadır. Bu yüzden ayırt edici tanı güç olabilir. Üst motor nöron belirtilerinin, bulber belirtilerin olmayışı ve asimetrik tutulma MMN �yi telkin eder. EMG�de motor iletim incelemesinde kondüksiyon bloklarının bulunması, GM1 ganglioside karşı antikorlarının varlığı bu tanıyı çok güçlendirir.Bu ikinci durumda tedavi şansı olduğu için bu ayırt edici tanı büyük önem taşır.
Servikal Spondiloz-Servikal Spondilotik Miyelopati: Servikal medulla spinalisin spondilozdan ileri gelen basısı ellerde kas erimesine hatta fasikülasyonlara ve bacaklarda spastisiteye, yol açabilir.Bu bulgular ALS �yi telkin edebilir.Kollarda yaygın alt motor nöron bulguları ve dilde fibrillasyon ALS lehinedir. Subjektif ve Objektif, duyusal belirtilerin varlığı spondilotik myelopatiyi telkin eder. MRI incelemesi medulla basısının varlığını gösterebilir.
İnklüzyon cisimciÄŸi miyoziti [Inclusion Body Myositis (IBM)]: ALS/MND ile karıştırılabilen bir baÅŸka hastalık inkluzyon cisimciÄŸi miyozitidir (IBM).Bir inflamatuar kas hastalığıdır.Kas zaafı özellikle parmak fleksörlerinde ve kuadrisepste belirgindir. Hastalık bir primer kas tutulması olmasına karşın EMG’de hem miyojen ve hem de nörojen bulgular görülebilir. Hatta bazen EMG�de sadece nörojen bulgular elde edilir.Böyle bir durumda kas zaafı ve atrofi ile bir araya gelen nörojen EMG bulguları ALS tanısı konmasına yol açabilir.KuÅŸkulu bir durumda kas biyopsisine baÅŸvurmak yerinde olacaktır.IBM�in karakteristik histopatolojik bulguları tanı koydurur.
Ayırt edici tanıda heksozaminidazA eksikliğinden de söz etmeliyiz. Tay Sachs hastalığının genini taşıyan kişilerde görülen familyal motor nöron sendromu benzer bir tablo yapabiliyor.Nöronlarda GM2 gangliosidi birikimi oluyor.Başlangıç çocukluk ya da adolesans çağındadır.Üst ve alt motor nöron belirtileri birlikte bulunabilir.Buna çok defa serebellar belirtiler eklenir.Ayrıca postural tremor da görülebilir. Heksozaminidaz-A eksikliğinin laboratuvar testleri ile ortaya konması ve onu izleyerek yapılacak genetik incelemeler tanı koydurur.
Kennedy Hastalığı (Spino Bülber Müsküler Atrofi): ALS ile karışabilecek bir başka sendrom Kennedy hastalığı adını taşır. Bu hastalık spinobulber müsküler atrofi olarak anılır.Bu genetik bir hastalıktır ve Duchenne hastalığı gibi X kromozomu ile geçer.Bu nedenle taşıyıcı anneden erkek çocuğa geçer.Hastalık taraflarda zaaf, atrofi ve bulber belirtilerle seyrettiği için ALS ile karışabilir.Ancak burada karekteristik bazı belirtiler söz konusudur.Bunlar yüzde perioral fasikülasyonlar, jinekomasti, refleks kaybı şeklinde sıralanabilir.Genetik inceleme trinukleotid ekspansiyon olarak tanımlanan anomaliyi gösterir.
Bu olasılıklar dışında, lenfomaların seyrinde pareneoplastik mekanizma ile ortaya çıkan motor nöron hastalığından ve tirotoksikoz ile birlikte görülen ALS �den söz edilir.Ancak bu ender görülen durumları bir ders kitabında ihmal edilebilir düzeyde saymak yerinde olacaktır.
Primer Lateral Skleroz (PLS): Son olarak primer lateral sklerozdan söz edilecektir. Bunun motor nöron hastalığının bir formu olup olmadığı tartışmalıdır. Belirtiler üst motor nörona sınırlıdır. En sık görülen tablo spastik paraparezidir.Kolların tutulması daha hafif derecededir.Psödobulber belirtiler bulunabilir.Spastik bir yürüyüş ve refleks canlılığı ile birlikte Babinski ve Hoffmann bulguları vardır.Duyu kusuru yoktur.Böyle bir tabloya duyu kusuru eklenmesi halinde multipl skleroz olasılığına yer vermek yerinde olur.
Klinik olarak alt motor nöron belirtilerinin bulunmadığı bazı vakalarda EMG�de denervasyon (nörojen bulgu) elde edilir.
PLS şeklinde başlayıp ALS�ye dönüşenaz sayıda vaka vardır. Bu çeşit vakalar PLS�nin bir ALS forması olduğunu telkin eder. Bu hastalıkta biyolojik markerlerin bulunmayışı tanıda güçlükler çıkarır.
Ayırt edici tanıda önemli bir güçlükle sadece alt motor nöron belirtilerinin bulunduğu vakalarda karşılaşılacağını yineleyelim. Duyu kusuru göstermeyen, üst motor nöron belirtilerinin bulunmadığı, fasikülasyonların katılımı ile seyreden vakalarda ALS tanısına varmakta çok ihtiyatlı olmalı. Tedavisi mümkün benzer sendromları önemle göz önünde tutmak lazım. Burada elbette multifokal motor nöropatinin en güçlü olasılık olduğunu da bir kez daha hatırlatalım.
ETYOLOJİ VE PATOGENEZ
Bu dejeneratif hastalık hakkında bir çok teori ileri sürülmüştür.Yıllar önce ağır madenler ve özellikle kurşun itham ediliyordu.Daha sonra immünolojik bir defekt teorisi ağırlık kazandı.Daha yakın yıllarda nöroeksitatör transmitterlerden biri olan glutamat konsantrasyonunun kanda ve likorda arttığı tesbit edildi. Bugün patogenez için egemen teori eksitotoksik bir saldırının motor nöronları tahrip ettiği şeklindedir. Riluzole isimli ilaç da bir antiglutamat olarak etkili olmaktadır.Serbest radikaller başka bir hipotezin başlığını oluşturuyor.Vakaların büyük çoğunluğu sporadiktir. Yaklaşık % 5-10 kadar vakada heredite saptanıyor. Bunların bir bölümünde (% 20) süperoksid dismutas (SOD1) geninde mutasyon bulunuyor. Bunun motor nöronlarda nasıl tahribat yaptığı geniş şekilde araştırılıyor. Bu yazı basıma verildiğinde ALS hastalığının oluşumunda bir virusun rol oynadığına dair yayınların yanı sıra hücre ölümü ile ilgili çeşitli hipotezler ortaya atılmakta idi.Bunların bir ders kitabında yer almasının yararlı olmayacağı görüşündeyiz.
TEDAVİ
ALS/MND belli başlı bir tedavisi olmayan bir hastalık. Hastalığın progresyonunu durdurmak söz konusu değil. Bugüne kadar pek çok tedavi denemesi yapıldı ama hiç birisi doyurucu sonuç vermedi. Bazı delillere dayandırılarak varsayılan Immunolojik bir bozukluk için yapılan immunosupressiv tedaviler sonuç vermedi. Antioksidanlar bir şey değiştirmiyor, son yıllarda antiglutamat etkili bir drog olan Riluzole ile yapılan kontrollü randomize çalışmalar bu ilacın hastalığın seyrini yavaşlattığını gösterdi.Ancak bu etki yaşam süresini birkaç ay uzatmaktan ibaret kalıyor. Bu nedenle kullanılışı yaygın değil. Amerika�da %50�yi aşkın hasta bu ilacı kullanmıyor. Nörotrofik faktörler de bütün varsayımlara karşın bugüne kadar sonuç vermedi.Yakında trofik faktörler intratekal olarak deneniyor.2002 yılında gerçekleştirilen ilaç denemelerinde minocycline isimli antibiotic ve Selekoksib ile iyi sonuçlar alındığı bildirildi.Ancak bu çalışmalar kitap baskıya verildiğinde henüz tamamlanmamıştı.Asıl umut verici olan kök hücreleri ile yapılan çalışmalardır.Bununla ilk denemeler gerçekleştirildi.Önümüzdeki yıllarda iyi sonuçlar bekleyebiliriz.
BAKIM (Management)
Belli başlı bir çaresi, tedavisi olmayan kronik ilerleyici hastalıklarda bakım, paliyatif tedavi büyük önem taşıyor.Son yıllarda yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlayan önlemler bir yandan teknolojinin sağladığı olanaklarla da gelişmekte, yaygınlaşmaktadır.Hastanın psikolojik durumunu, emosyonlarını ve depresyonunu dikkate almak büyük önem taşıyor.Yutma güçlüğü için yapılabilecek şeyler var. İleri devrelerde solunum yetersizliği ortaya çıkabilir ve yapay solunum gerekli olabilir. Bunun için ev koşullarında başarı ile kullanılan solunum aletleri var. Yutma güçlüğü beslenmeyi olanaksız kıldığında mideye takılan bir tüp ile bu güçlüğü yenmek mümkün. Tüm bu güçlükler hastalık hakkında bilgi ve deneyim sahibi kişilerden oluşan bir ekibin vereceği hizmet ile aşılabilir.Bu ekipte doktor dışında hemşire, fizyoterapist, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, konuşma terapisti yer alır. Bunların iş birliği hastanın rahatlığını sağlar.Yazık ki böyle bir ekibin önemi yurdumuzda henüz anlaşılamıyor.Ülkemizde böyle uzman kişilerin yetiştirilmesi ve onların bir ekip halinde hizmet vermesi büyük bir boşluğu dolduracaktır.Bu türlü servislerin oluşumu için iyi niyetli gayretler var. Bunlar gecikerek de olsa gerçekleştirilecektir umudunu taşıyoruz.Yine gelişmiş ülkelerde bu hastalar ileri dönemlerde �hospice� adı verilen bakım ünitelerinde kalıyor ve orada bir ekip tarafından izleniyorlar.Bu konudaki detaylı bilgiler �rehabilitasyon management,� �qualitiy of life� başlıklı yayınlarda bulunabilir.
KAYNAKLAR
· Journal of J.Neurol.Sci.1988. 160
· Journal of J.Neurol.Sci 1999. Vol 165 Suppl. 1, June 1999.
· Amyoptroptic Lateral Sclerosis. Vol 1, Issue 1, Dec 1999. Michael Swash.
· Journal J.Neurol.Sci 1999; 169: No 1-2 Oct. 31,1999.
· Neuromuscular Disorders. Clinical and Moleculer Genetics. Ed. Alan, E.H. Emery. John Wiley & Sons, 1998.
Nis
2008
ALS Hastalığı
07 Nis 2008 / 07:39 am yazar admin kategori KategorilenmemişMotor Nöron Hastalığı
MOTOR NÖRON HASTALIĞI
(AMiYOTROFİK LATERAL SKLEROZ-Charcot Hastalığı )
Yazan: Coşkun ÖZDEMİR
GİRİŞ
Hastalığın baÅŸlıkta görüldüğü gibi birden fazla ismi var. Ünlü Fransız Nörolog Charcot tarafından 1869� da ilk kez tarif edildi. Bu nedenle onun adı ile de anılıyor. Çok daha sık olarak Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) olarak anılmaktadır. Avrupa’da Motor Nöron Hastalığı tercih ediliyor. Kongre duyurularında ALS/MND olarak adlandırılıyor hastalık.
Amyotrofik Lateral Skleroz adı bir taraftan kas atrofisine öte yandan yan kordon yani-piramidal yolun tutuluşuna işaret ediyor. Motor Nöron Hastalığı ile kastedilen hem birinci (piramidal yol) hem de ikinci motor nöronun tutuluşudur. Gerçekten hastalığın belirtileri, başlıca birinci ve ikinci nöronun tutuluşuna ait olanlardır. İkinci nöron tutuluşu kraniyal nüvelerin ve medulla spinalisteki ön boynuz hücrelerinin dejenerasyonu nedeni iledir. O halde klinik tablo, refleks canlılığı, spastisite, Babinski ve Hoffmann belirtileri (I. Nöron) ve kas atrofisi, fasikülasyon, bülber nüveler tutulmuşsa dilde atrofi ve fibrilasyon (II Nöron) yutma, çiğneme güçlüğü, konuşmada dizartri olarak şekillenecektir.
Birinci nöron tutulması reflekslerin artışına, ikinci nöron ise azalmasına yol açacaktır. Hangisinin tutuluşu öncelik gösteriyorsa reflekslerin azalması ya da artması buna bağlı olarak değişecektir. Büyük çoğunlukla görülen, atrofiye karşın reflekslerin canlı oluşudur. Birinci nöron, II nöron ve bulber belirtilerin birlikte bulunuşu hastalığın ileri dönemlerinde karşılaşacağımız bir tablodur. Hastalığın başlıca özelliği progresiv (ilerleyici) bir karakterde olmasıdır. Çoğunlukla 3-4 yıl içinde hastalar geç döneme ulaşır ve kaybedilirler.
Başlangıç çoğunlukla gayet sinsidir. Elin küçük kaslarında güçsüzlük ve erime sıklıkla başlangıç belirtisidir. Buna, hastaların seyirme olarak tarif ettiği fasikülasyonlar eklenir. Hasta bacaklarında kramplardan şikayetçi olabilir. Başlangıç, bulber alanda ve dizartri, boğuk ses, yutma güçlüğü şeklinde olabilir. Bazen bacaklarda, distal kaslardaki zaaf ilk belirti olarak ortaya çıkar. Bu ilk belirtiler haftalar ve aylar içinde yavaş yavaş ilerler, yaygınlaşır ve öteki ekstremitelere geçer. Hastalık kural olarak değişmez şekilde ilerleyicidir. Yıllar içinde tüm vücuda yayılır ve birinci ve ikinci nörona ait zengin belirtilerle seyreder. Kas erimeleri ile birlikte yaygın piramidal deliller, çene refleksi dahil veter-kemik reflekslerinin artışı, bulber belirtiler ile birlikte ileri devredeki klinik tabloyu oluşturur. Uzun yıllar sadece bulber belirtilerle seyreden ya da taraflarda yaygınlaşıp bulbusa atlamayan vakalar vardır. Hastalık yutma, dolayısıyla beslenme güçlüğü ve solunum yetersizliği ile fatal sonuca ulaşır.
Hareketli görüntü: Dilde ve üst ektremitede fasikülasyon
Hastalığın prognozu genel olarak kötüdür ve fataldir. Yukarıda belirttiğimiz gibi ortalama hastalık süresi 3-4 yıl olmakla birlikte yavaş seyreden ve yaşam süresi 10 yılı aşan vakalar vardır. Ünlü bilim adamı Stephan Hawking�e bu tanı konmuştur. Bu büyük bilgin 25 yılı aşan bir süreden beri hastalıkla yaşamakta ve bilimsel çalışmalarını sürdürmektedir.
Amerikalı ünlü beyzbolcu Lou Gherig, aktör David Niven, besteci Şostakovic bu hastalıktan ölmüşlerdir.
ALS sporadik bir hastalıktır ancak, yaklaşık yüzde 5 oranında ailevi (familyal) vaka bulunmaktadır. Bunlarda kalıtım patterni dominanttır. Familyal vakaların % 20�sinde SOD1 geninde mutasyon bulunuyor (21 inci kromozom).
Familyal vakalar klinik tablo bakımından sporadik olanlardan farklılık göstermiyorlar.
İNSİDANS, PREVALANS
ALS orta yaş hastalığıdır. Sıklıkla 40-50 yaşlarında başlıyor. Daha genç ve daha yaşlı vakalar var. Erkek kadın oranı 1.2, 1.3 civarında, insidans 100 binde 1-2, prevelans ise 4-6 civarındadır. Dünyada yaygın olmakla birlikte bazı bölgelerde daha sık rastlanıyor. Japonyada Kii yarımadası, Yeni Gine ve Okyanusya�da Guam adası bunlar arasındadır.
TANI
Tanı kriterleri El Escorial tanı kriterleri olarak tüm dünyada kabul görmüş bulunuyor. (Tablo 1) Bunlar üst ve alt motor nöron tutulumu ve progresyon olarak özetlenebilir.
Tablo 1
Alıntı:
| Tanı Kriterleri Dünyaca kabul gören El Esconal kriterlerine göre ALS diagnoz kriterleri şöyle sıralanmaktadır: Kesin ALS Üç bölgede üst motor nöron belirtileri ve 3 bölgede alt motor nöron belirtileri Muhtemel (probable) İki bölgede üst ve 2 bölgede alt motor nöron belirtileri Mümkün (Possible) Bir bölgede üst motor nöron belirtileri ve bir bölgede alt motor nöron belirtileri ya da sadece üst motor nöron belirtileri Kuşkulu (Suspected) Sadece alt motor nöron belirtileri ya da atipik bulgular Bölgeler kraniyal, servikal, torasik ve lomber olarak tanımlanır. |
Gerçekten duyu kusuru olmaksızın üst ve alt motor nöron bulgularının birlikte oluşu ve progressif seyir tanı koydurur.Alt motor nöron belirtilerinin yanısıra, klinik bulgulara ek olarak, elektromiyografi ile üst alt ekstremite ve kraniyal alandaki kaslarda yaygın şekilde parsiyel denevasyon ve reinnevasyon bulguları ile fasikülasyon potansiyellerinin bulunması; duysal sinir iletimlerinin normal, motor iletimlerin normal ya da normale yakın olması tanıyı kesinleştirir.
Hastalık konuşma ve yutma güçlüğü ile bulber alana sınırlı kaldığında progresiv bülber paralizi olarak anılır (PBP). Kas zaafı, erime, fasikülasyonlar şeklinde sadece alt motor nöron belirtileri var olduğu zaman progresiv müsküler atrofi (PMA) adını alır.Bu tablolar gelişerek ve ilerleyerek tipik ALS�ye dönüşebilir.Aşağıda belirteceğimiz gibi alt nöron belirtilerine sınırlı kalan bir klinik tabloda benzer sendromlarla ayırt edici tanı büyük önem kazanır.
Duyu ve sfinkter kusurlarının, ve otonomik disfonksiyonların bulunmayışı tanıyı destekler.ALS ile benzerlik gösteren sendromlardan aşağıda söz edeceğiz.
Yazık ki hastalığın tanısını kesinleştirecek biyolojik markerler yoktur.Magnetik spektroskopi ile N-asetil aspartat ölçümünün erken tanıda yararlı olduğunu ileri sürenler var.
BaÅŸlangıç döneminde tanı güç olabilir.Bir elde küçük kasların zaafı ve erimesi çeÅŸitli tanı olasılıklarını düşündürebilir.DoÄŸaldır ki böyle bir hastanın incelemelere alınarak izlenmesi gerekir.Bu kuÅŸku uyandıran baÅŸlangıç, duyu kusuru olmaksızın kas zaafı ve erimenin ve fasikülasyonların yaygınlaÅŸması ile klasik ALS’ye dönüşebilir.Tanıya genellikle öteki olasılıkların ekarte edilmesi ile varılır.
AYIRICI TANI
Ayrıca tanı büyük önem taşıyor.Tanının gecikmesi ya da yanlış tanı tüm dünyada oldukça sıktır.Bu nedenle benzer (mimik) sendromları iyi tanımak gerekiyor.
İzole Sinir Tutulmaları: Elin küçük kaslarındaki atrofi örneğin ulnar ya da median sinirin hastalanmasından ileri gelebilir. Bu durumda o sinirin dağılımına uygun duyu kusuru bulunacaktır ve EMG bu izole tutuluşu ortaya kayacaktır.
Fokal Benign Amyotrofi (Hirayama): Duyu kusuru olmaksızın bir üst ekstremitede zaaf ve erime monomelik spinal müsküler atrofi belirtisi olabilir. İlk kez Japonya�da tanımlanmış olan bu hastalık çoÄŸunlukla genç erkeklerde görülür ve bir kolda zaaf, erime, fasikülasyon ve kramplarla seyreder. Bu da bir ön boynuz hastalığıdır.Ancak, bu tablo genellikle yaklaşık bir yıl boyunca ilerleyerek bu süre sonunda duraklar.Bu tabloyu özellikle henüz baÅŸlangıç dönemindeki ALS’den ayırt etmek güç olabilir.Genç yaÅŸ, progresyonun sınırlı kalması ve duraklaması, Hirayama adı da verilen bu hastalık olasılığını güçlendirir.
Multifokal Motor Nöropati: ALS ile en çok karıştırılabilecek bir hastalık 80 �lerde tanımlanmış olan Multifokal Motor Nöropatidir. Motor sinirleri tutan bu periferik sinir hastalığı ALS �yi taklit ederek duyu kusuru olmaksızın kas erimesine, fasikülasyonlara yol açmaktadır ve periferik sinirlerin tutulmasına karşın refleksler korunmakta, hatta bazen canlı bulunmaktadır. Bu yüzden ayırt edici tanı güç olabilir. Üst motor nöron belirtilerinin, bulber belirtilerin olmayışı ve asimetrik tutulma MMN �yi telkin eder. EMG�de motor iletim incelemesinde kondüksiyon bloklarının bulunması, GM1 ganglioside karşı antikorlarının varlığı bu tanıyı çok güçlendirir.Bu ikinci durumda tedavi şansı olduğu için bu ayırt edici tanı büyük önem taşır.
Servikal Spondiloz-Servikal Spondilotik Miyelopati: Servikal medulla spinalisin spondilozdan ileri gelen basısı ellerde kas erimesine hatta fasikülasyonlara ve bacaklarda spastisiteye, yol açabilir.Bu bulgular ALS �yi telkin edebilir.Kollarda yaygın alt motor nöron bulguları ve dilde fibrillasyon ALS lehinedir. Subjektif ve Objektif, duyusal belirtilerin varlığı spondilotik myelopatiyi telkin eder. MRI incelemesi medulla basısının varlığını gösterebilir.
İnklüzyon cisimciÄŸi miyoziti [Inclusion Body Myositis (IBM)]: ALS/MND ile karıştırılabilen bir baÅŸka hastalık inkluzyon cisimciÄŸi miyozitidir (IBM).Bir inflamatuar kas hastalığıdır.Kas zaafı özellikle parmak fleksörlerinde ve kuadrisepste belirgindir. Hastalık bir primer kas tutulması olmasına karşın EMG’de hem miyojen ve hem de nörojen bulgular görülebilir. Hatta bazen EMG�de sadece nörojen bulgular elde edilir.Böyle bir durumda kas zaafı ve atrofi ile bir araya gelen nörojen EMG bulguları ALS tanısı konmasına yol açabilir.KuÅŸkulu bir durumda kas biyopsisine baÅŸvurmak yerinde olacaktır.IBM�in karakteristik histopatolojik bulguları tanı koydurur.
Ayırt edici tanıda heksozaminidazA eksikliğinden de söz etmeliyiz. Tay Sachs hastalığının genini taşıyan kişilerde görülen familyal motor nöron sendromu benzer bir tablo yapabiliyor.Nöronlarda GM2 gangliosidi birikimi oluyor.Başlangıç çocukluk ya da adolesans çağındadır.Üst ve alt motor nöron belirtileri birlikte bulunabilir.Buna çok defa serebellar belirtiler eklenir.Ayrıca postural tremor da görülebilir. Heksozaminidaz-A eksikliğinin laboratuvar testleri ile ortaya konması ve onu izleyerek yapılacak genetik incelemeler tanı koydurur.
Kennedy Hastalığı (Spino Bülber Müsküler Atrofi): ALS ile karışabilecek bir başka sendrom Kennedy hastalığı adını taşır. Bu hastalık spinobulber müsküler atrofi olarak anılır.Bu genetik bir hastalıktır ve Duchenne hastalığı gibi X kromozomu ile geçer.Bu nedenle taşıyıcı anneden erkek çocuğa geçer.Hastalık taraflarda zaaf, atrofi ve bulber belirtilerle seyrettiği için ALS ile karışabilir.Ancak burada karekteristik bazı belirtiler söz konusudur.Bunlar yüzde perioral fasikülasyonlar, jinekomasti, refleks kaybı şeklinde sıralanabilir.Genetik inceleme trinukleotid ekspansiyon olarak tanımlanan anomaliyi gösterir.
Bu olasılıklar dışında, lenfomaların seyrinde pareneoplastik mekanizma ile ortaya çıkan motor nöron hastalığından ve tirotoksikoz ile birlikte görülen ALS �den söz edilir.Ancak bu ender görülen durumları bir ders kitabında ihmal edilebilir düzeyde saymak yerinde olacaktır.
Primer Lateral Skleroz (PLS): Son olarak primer lateral sklerozdan söz edilecektir. Bunun motor nöron hastalığının bir formu olup olmadığı tartışmalıdır. Belirtiler üst motor nörona sınırlıdır. En sık görülen tablo spastik paraparezidir.Kolların tutulması daha hafif derecededir.Psödobulber belirtiler bulunabilir.Spastik bir yürüyüş ve refleks canlılığı ile birlikte Babinski ve Hoffmann bulguları vardır.Duyu kusuru yoktur.Böyle bir tabloya duyu kusuru eklenmesi halinde multipl skleroz olasılığına yer vermek yerinde olur.
Klinik olarak alt motor nöron belirtilerinin bulunmadığı bazı vakalarda EMG�de denervasyon (nörojen bulgu) elde edilir.
PLS şeklinde başlayıp ALS�ye dönüşenaz sayıda vaka vardır. Bu çeşit vakalar PLS�nin bir ALS forması olduğunu telkin eder. Bu hastalıkta biyolojik markerlerin bulunmayışı tanıda güçlükler çıkarır.
Ayırt edici tanıda önemli bir güçlükle sadece alt motor nöron belirtilerinin bulunduğu vakalarda karşılaşılacağını yineleyelim. Duyu kusuru göstermeyen, üst motor nöron belirtilerinin bulunmadığı, fasikülasyonların katılımı ile seyreden vakalarda ALS tanısına varmakta çok ihtiyatlı olmalı. Tedavisi mümkün benzer sendromları önemle göz önünde tutmak lazım. Burada elbette multifokal motor nöropatinin en güçlü olasılık olduğunu da bir kez daha hatırlatalım.
ETYOLOJİ VE PATOGENEZ
Bu dejeneratif hastalık hakkında bir çok teori ileri sürülmüştür.Yıllar önce ağır madenler ve özellikle kurşun itham ediliyordu.Daha sonra immünolojik bir defekt teorisi ağırlık kazandı.Daha yakın yıllarda nöroeksitatör transmitterlerden biri olan glutamat konsantrasyonunun kanda ve likorda arttığı tesbit edildi. Bugün patogenez için egemen teori eksitotoksik bir saldırının motor nöronları tahrip ettiği şeklindedir. Riluzole isimli ilaç da bir antiglutamat olarak etkili olmaktadır.Serbest radikaller başka bir hipotezin başlığını oluşturuyor.Vakaların büyük çoğunluğu sporadiktir. Yaklaşık % 5-10 kadar vakada heredite saptanıyor. Bunların bir bölümünde (% 20) süperoksid dismutas (SOD1) geninde mutasyon bulunuyor. Bunun motor nöronlarda nasıl tahribat yaptığı geniş şekilde araştırılıyor. Bu yazı basıma verildiğinde ALS hastalığının oluşumunda bir virusun rol oynadığına dair yayınların yanı sıra hücre ölümü ile ilgili çeşitli hipotezler ortaya atılmakta idi.Bunların bir ders kitabında yer almasının yararlı olmayacağı görüşündeyiz.
TEDAVİ
ALS/MND belli başlı bir tedavisi olmayan bir hastalık. Hastalığın progresyonunu durdurmak söz konusu değil. Bugüne kadar pek çok tedavi denemesi yapıldı ama hiç birisi doyurucu sonuç vermedi. Bazı delillere dayandırılarak varsayılan Immunolojik bir bozukluk için yapılan immunosupressiv tedaviler sonuç vermedi. Antioksidanlar bir şey değiştirmiyor, son yıllarda antiglutamat etkili bir drog olan Riluzole ile yapılan kontrollü randomize çalışmalar bu ilacın hastalığın seyrini yavaşlattığını gösterdi.Ancak bu etki yaşam süresini birkaç ay uzatmaktan ibaret kalıyor. Bu nedenle kullanılışı yaygın değil. Amerika�da %50�yi aşkın hasta bu ilacı kullanmıyor. Nörotrofik faktörler de bütün varsayımlara karşın bugüne kadar sonuç vermedi.Yakında trofik faktörler intratekal olarak deneniyor.2002 yılında gerçekleştirilen ilaç denemelerinde minocycline isimli antibiotic ve Selekoksib ile iyi sonuçlar alındığı bildirildi.Ancak bu çalışmalar kitap baskıya verildiğinde henüz tamamlanmamıştı.Asıl umut verici olan kök hücreleri ile yapılan çalışmalardır.Bununla ilk denemeler gerçekleştirildi.Önümüzdeki yıllarda iyi sonuçlar bekleyebiliriz.
BAKIM (Management)
Belli başlı bir çaresi, tedavisi olmayan kronik ilerleyici hastalıklarda bakım, paliyatif tedavi büyük önem taşıyor.Son yıllarda yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlayan önlemler bir yandan teknolojinin sağladığı olanaklarla da gelişmekte, yaygınlaşmaktadır.Hastanın psikolojik durumunu, emosyonlarını ve depresyonunu dikkate almak büyük önem taşıyor.Yutma güçlüğü için yapılabilecek şeyler var. İleri devrelerde solunum yetersizliği ortaya çıkabilir ve yapay solunum gerekli olabilir. Bunun için ev koşullarında başarı ile kullanılan solunum aletleri var. Yutma güçlüğü beslenmeyi olanaksız kıldığında mideye takılan bir tüp ile bu güçlüğü yenmek mümkün. Tüm bu güçlükler hastalık hakkında bilgi ve deneyim sahibi kişilerden oluşan bir ekibin vereceği hizmet ile aşılabilir.Bu ekipte doktor dışında hemşire, fizyoterapist, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, konuşma terapisti yer alır. Bunların iş birliği hastanın rahatlığını sağlar.Yazık ki böyle bir ekibin önemi yurdumuzda henüz anlaşılamıyor.Ülkemizde böyle uzman kişilerin yetiştirilmesi ve onların bir ekip halinde hizmet vermesi büyük bir boşluğu dolduracaktır.Bu türlü servislerin oluşumu için iyi niyetli gayretler var. Bunlar gecikerek de olsa gerçekleştirilecektir umudunu taşıyoruz.Yine gelişmiş ülkelerde bu hastalar ileri dönemlerde �hospice� adı verilen bakım ünitelerinde kalıyor ve orada bir ekip tarafından izleniyorlar.Bu konudaki detaylı bilgiler �rehabilitasyon management,� �qualitiy of life� başlıklı yayınlarda bulunabilir.
KAYNAKLAR
· Journal of J.Neurol.Sci.1988. 160
· Journal of J.Neurol.Sci 1999. Vol 165 Suppl. 1, June 1999.
· Amyoptroptic Lateral Sclerosis. Vol 1, Issue 1, Dec 1999. Michael Swash.
· Journal J.Neurol.Sci 1999; 169: No 1-2 Oct. 31,1999.
· Neuromuscular Disorders. Clinical and Moleculer Genetics. Ed. Alan, E.H. Emery. John Wiley & Sons, 1998.
Nis
2008
Beyinkanaması, apopleksi, apoplexy
07 Nis 2008 / 07:35 am yazar admin kategori KategorilenmemişBeyinkanaması, apopleksi, apoplexy Beyinde bir damarın çatlama veya tıkama sonucu meydana gelen kanamadır. Bu durum sonucu, burada kısmen beyin foksiyonlarında bozukluklar görülebilir ve bazende buradaki beyin hücreleri ölebilir. Beyin kanamasının bilinen üçtürü mevcuttur.a-) Beyin içinden kanama (intracerabral hematom), burada beyin kanaması genelikle beyindamarlarının tıkanması sonucu olur ve zararıda oldukca büyüktür. Hastada tek taraflı felç ve bununla birlikte ağız köşesinin (bir tarafı ) sarkması görülür. Ayrıca konuşma-, hissetme-, dokunma-, tatma-, yutkunma-, ve görmebozuklukları vede başdönmesi, bulantı ve kusma hasılolabilir.
b-) Subarchnoidalkanama: Arachnoidal: beyin ve omuriliği saran üç zardan aradaki olanıdır. Subarchdominal: orta zarın altı anlamına gelir. Bu beyni saran zarlardaki damarların çatlaması veya tıkanması sonucu beyin kanaması olur. Bunun ana belirtisi ise aniden ortaya çıkan başağrısıdır.
c-) Subduralhematom: Beyin ve omuriliği saran üç zardan en üstte olnının altındaki kanamalar. Dura mater beyin ve omuriliği saran en dıştaki zarın adıdır. Bu zarda yarlanma sonucu kanama oluşur.
Beyinkanamasının sebepleri:
1-) Beyinkanamsına etkieden faktörlerden en önemlisi yüksek tansiyondur. Sürekli yüksek tansiyon damarların sertleşmesine neden olur ve şahıs en ufak bir zorlamada tansiyon yükselirse beyinkanaması olur.
2-) Kanın pıhtılaşmasındaki anormalikler ve kanı inceltici ilaçlar beyinkanamasına sebep olabilir.
3-) Bazı kişilerde damarhastalığı yanında, yanlış beslenme sonucu damarsertliği oluşur ve hastada sık sık beyin kanamaları görülür ve kişide sürekli beyin hücreleri öldüğünden , sürekli daha kötü duruma doğru sürüklenir.
Nis
2008
ALZHEIMER HASTALIĞI VE TEDAVİSİ
07 Nis 2008 / 07:31 am yazar admin kategori KategorilenmemiÅŸALZHEIMER’Lİ HASTALAR
UNUTKANLIK NE ZAMAN HASTALIK SAYILIR?
Unutkanlık, herkesin yaşayabileceği sık rastlanan bir sorundur. Hepimiz zaman zaman tanıdıklarımızın isimlerini, eşyalarımızı nereye koyduğumuzu, hangi ayda olduğumuzu unuturuz. Bunlar basit unutkanlıklardır ve unuttuğumuz şeyleri çoğu kez kısa süre içinde hatırlarız. Yorgunluk, stres, yoğun çalışma gibi etkenler bu unutkanlıkların artmasına neden olabilir ama bunlar günlük yaşantımızı etkileyecek boyutta değildir. Unutkanlık, günlük hayatı etkilediğinde ve basit gündelik işlerin yapılmasını aksattığında hastalık habercisi olabilir.
ALZHEIMER HASTALIĞI NEDİR?
Alzheimer (alshaymer okunur) hastalığı, zihinsel iÅŸlevlerde bozulmaya yol açan, ilerleyici bir beyin hastalığıdır. Bu hastalıkta hafıza, konuÅŸma, yön bulma, insanları tanıma gibi konularda sorunlar yaÅŸanır, günlük iÅŸler yerine getirilemez ve davranış bozuklukları görülebilir. Alzheimer hastalığı, halk arasında genel olarak “bunama” diye adlandırılan durumun en sık rastlanan nedenidir.
ALZHEIMER HASTALIĞI KİMLERDE VE NEDEN OLUŞUR?
AIzheimer hastalığına, genellikle ileri yaÅŸlarda rastlanır. 40 ve 50′li yaÅŸlarda da görülmekle birlikte, 60 yaşın üzerindeki kiÅŸilerde daha fazla ortaya çıkar. Kadınlarda biraz daha fazla rastlanılmasının yanında, her iki cinsiyette de görülebilir. Hastalığın nedeni henüz tam olarak bilinmemekle beraber, araÅŸtırmalarda ailesinde Alzheimer hastalığı bulunanlarda hastalık oluÅŸma riskinin biraz daha yüksek olduÄŸu saptanmıştır. Ancak bu ailesinde Alzheimer hastası bulunan herkesin Alzheimer hastası olacağı anlamına gelmez. Alzheimer hastalığı bulaşıcı deÄŸildir.
ALZHEIMER HASTALIĞI NE SIKLIKTA GÖRÜLMEKTEDİR?
AIzheimer hastalığı 65 yaşın üzerindeki her 10-20 kiÅŸiden birinde görülürken, 85 yaşın üzerinde neredeyse iki kiÅŸiden birinde ortaya çıkmaktadır. Genel olarak yaÅŸlılarda en sık karşılaşılan 4. hastalıktır. Günümüzde yaÅŸ ortalamasının yükselmesi nedeniyle, çevremizdeki Alzheimer hastalarının sayısı da artmaktadır. Åžu anda Türkiye’de yaklaşık 250 bin; tüm dünyada ise 20 milyon Alzheimer hastası olduÄŸu tahmin edilmektedir.
ALZHEİMER HASTALIĞI NASIL BAŞLAR VE İLERLER?
AIzheimer hastalığı, genellikle yavaş ilerleyen, ancak geri dönüşsüz bir hastalıktır. Başlangıcında fazla belirti vermez. Öncelikle yakın geçmişi hatırlayamama şekline ortaya çıkar. Kişi sabah ne yediğini, bir önceki gün eve kimlerin geldiğini anımsayamaz. Zamanla isimleri, yolları, tarihleri unutma veya karıştırma, eşyalarını sık sık kaybetme, karar verme güçlüğü, isteksizlik ve ilgisizlik, duygu ve davranışlarda değişiklik gibi belirtilerle devam eder ve bunlar giderek daha fazla dikkat çekici hale gelir. Hasta aynı soruları tekrar tekrar sorar, bazen sorulan sorulara anlamsız cevaplar verebilir. Dışarıda, hatta evin içinde bile yönünü kaybedebilir. Bu belirtiler hastanın kendisinde de sıkıntı yaratır ve hasta sinirli ya da içine kapanık hale gelebilir. Hatta depresyona girebilir. Sinsice ilerleyen tüm bu zihinsel bozukluklara hastalığın ileriki dönemlerinde yürüyememe ve idrarını tutamama gibi işlevsel bozuklukların ilavesiyle de hasta günlük işlerini yapamaz hale gelir. 5-10 yıl içerisinde tamamen bakıma ve hatta yatağa bağımlı hale gelen hastanın yardımsız yaşayamaması, ailesi ve ona bakan kişiler için ciddi bir yük oluşturur. Bu nedenle, hastalığın erken dönemde teşhis edilerek gerekli tıbbi desteğin sağlanması çok önemlidir.
ALZHEIMER HASTALIÄžINA NASIL TANI KONUR?
Orta yaşın üzerindeki hastalarda bu tip belirtilerle karşılaşıldığında, bu durumun yaşlanmanın doğal bir sonucu olduğu düşünülmemelidir. Bu belirtilerin Alzheimer hastalığının habercisi olabileceği bilinmeli ve bir hekime başvurulmalıdır. Hekim kesin tanı için bazı tetkikler yapılmasını isteyebilir. Bazı testler, kan tahlilleri ve beyin filmleri çekilmesini gerekli görebilir. Bu şekilde de Alzheimer hastalığını diğer demans, yani bunama tiplerinden ayırt ederek kesin tanıya varır.
ALZHEIMER HASTALIĞININ HABERCİSİ OLABİLECEK BELİRTİLER NELERDİR?
Temel olarak 10 belirti, Alzheimer hastalığının habercisi olarak nitelendirilebilir. Bunlardan bir ya da birkaçının varlığı, zaman kaybetmeden bir nörolog (sinir hastalıkları uzmanı ), psikiyatrist (ruh hastalıkları uzmanı ) ya da tanıdığınız bir hekime başvurulmasını gerektirir.
1. Günlük yaşamı etkileyecek düzeyde unutkanlık (özellikle yakın tarihli olayları ve insan isimlerini anımsayamama)
2. Günlük işleri yerine getirmede güçlük çekme (alışveriş, yemek pişirme ya da basit bir aleti çalıştırma gibi)
3. Sözcükleri bulmakta zorlanma
4. Tarihleri ve bilinen yolları unutma
5. Basit konularda karar verme güçlüğü (giysi seçimi gibi)
6. Hesap ya da planlama yapma gibi pratik düşünme becerilerinin azalması
7. Eşyaları yanlış yerlere koyma (buzdolabına ayakkabı çekeceği koyma gibi)
8. Ruh hali ve davranışlarda değişiklik (kolayca ağlama ya da sinirlenme gibi)
9. Kişilik değişiklikleri (çevresindeki insanları suçlama gibi)
10. Sorumluluktan kaçınma
ALZHEIMER HASTALIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
AIzheimer hastalığı konusundaki biıgilerimiz gün geçtikçe artmaktadır. Hastalık tam olarak iyileştirilemese de son yıllarda geliştirilen ilaçlarla hastalığın belirtilerini kısmen de olsa gidermek ve hastalığın ilerleyişini yavaşlatmak mümkün olabilmektedir. Hayal görmeler ve davranış bozuklukları da ilaç tedavisiyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilmektedir. Tedaviye erken dönemde başlanması, hastalığın ilerleme hızını, hasta yakınları üzerindeki yükünü azaltabilir ve hastanın yaşam kalitesini arttırmaya yardımcı olabilir. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, gerek tedavi gerekse hastalığın önlenmesinde yeni ufuklar açabilecek gelişmelerin habercisi niteliğindedir.
ALZHEIMER HASTALIĞI HASTA YAKINLARINA NASIL BİR YÜK GETİRİR?
AIzheimer hastalığı hem ileri yaşlarda ortaya çıkması hem de ilerleyici bir hastalık olması nedeniyle, özenli ve sürekli bakım yapılmasını gerektirir. Zaman içinde hastanın yatağa bağımlı hale gelmesiyle sonuçlanan bu hastalık, ev içindeki düzenin, iş saatlerinin ve sosyal ilişkilerin tekrar ayarlanması gerekebilirliğiyle hasta yakınlarına önemli bir sorumluluk ve bakım yükü getirir. Bu durum, giderek artan gözetim zorunluluğuyla birlikte, hasta yakınları için hem sosyal, hem de ekonomik açıdan çok yıpratıcı olabilir.
Hasta bakımı bedensel ve ruhsal yorgunluğa neden olabilir. Ayrıca, bu hastaların eskisine göre çok değişmiş olmaları, artık sevgi ve ilgiye gerek duymadıkları anlamına gelmez. Bakımı üstlenen kişilere düşen en önemli görev, hastayı sevgi ve ilgiden yoksun bırakmamaktır. İyi bakım, ev içindeki huzurun korunmasını, tehlikelerin önüne geçilmesini ve hastanın ruh sağlığının korunmasını sağlayacaktır. Bu nedenle, Alzheimer hastasına yardımcı olmak, sabırlı, bilgili ve anlayışlı olmayı şart kılar. Alzheimer hastalığı ile mücadele etmenin en iyi yöntemi, hastalığı tanımak ve birlikte- yaşamayı öğrenmektir.
DAHA FAZLA BİLGİ VE DESTEK İÇİN NEREYE BAŞVURULABİLİR?
Dünyanın bir çok ülkesinde olduÄŸu gibi Türkiye’de de Alzheimer DerneÄŸi ve Alzheimer Vakfı bulunmaktadır. Hastalığın topluma daha iyi tanıtılması ve hasta yakınlarının bakım konusunda eÄŸitilmesi için hizmet veren bu kurumlar, ücretsiz bilgi hattı, internet sitesi ve bilgilendirici yayınlar aracılığıyla Alzheimer hastalığı hakkında ayrıntılı bilgi saÄŸlamaktadır. DüzenlediÄŸi eÄŸitim ve bilgi paylaşımı toplantılarıyla da hasta yakınları arasındaki bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirmeye çalışan Alzheimer Vakfı ve Alzheimer DerneÄŸi, Türkiye genelinde de bu organizasyonlarını yaymaya çalışmaktadır.
BELLEK KAYBIYLA BAŞA ÇIKMAK
Alzheimer’de ilk ortaya çıkan belirti, genellikle bellek kaybıdır. Hastalık ilerledikçe bu sorun giderek kötüleÅŸir. AÅŸağıda sıralanan bellek yardımcıları Alzheimer’de bellek kaybıyla ilintili pratik meselelerin bazılarının aşılmasına yardımcı olur ve hastalığın seyri sırasında gerektikçe kullanılabilir.
Listeler, notlar, takvimler, çalar saatler vs. gibi anımsatıcılar kullanın - hastalığın erken evrelerinde gereken tek yardım bu olabilir.
Genelde düzenli bir gündelik rutine bağlı kalmak bellek sorunlarının etkisinin azaltılmasına yardımcı olabilir.
Bir sözcüğü veya bir ismi anımsayamamanın doğurduğu engellenmişlik duygusunu azaltmak için, evdeki eşyanın ve fotoğraflardaki insanların üzerine isimlerini yazın.
Alzheimer’li insanlara kılavuzluk edebilmek için oda kapılarının üzerine isimlerinin yanı sıra resimler koyun.
Evden çıkıp gitme riski ortaya çıktığında, hastanın adı, telefon numarası, adresi ve temas kurulacak kişinin ayrıntılarını üzerindeki giysilere dikin veya başka bir yerine iliştirin.
Hastanın yenilerde çekilmiş bir resmini elaltında bulundurun, kaybolursa onu aramanıza yardımcı olacak kişilere fotoğrafını göstermeniz gerekebilir.
Ona sürekli günü, ayı ve yılı ve o sıradaki hava durumunu anımsatın.
Bellek kaybı olan birine bakmanın stresini azaltmak için bakımveren başka insanlarla yaratıcı görüş alışverişinde bulunun.
DAHA İYİ İLETİŞİM KURMAK
DoÄŸru sözcükleri ya da uygun yanıtları anımsayamayan Alzheimer’li kiÅŸi ile iletiÅŸim kurmak da giderek zorlaşır. Bu yüzden bakımveren kiÅŸi olaÄŸandışı davranışlarla baÅŸa çıkmak için yeni yollar öğrenmeli ve iletiÅŸim yöntemlerini bunlara uyarlamalıdır. AÅŸağıdaki öneriler AH’li kiÅŸilerle nasıl daha etkin iletiÅŸim kurulacağına dair bazı anımsatıcılardır. Basit tarzda iletiÅŸim kurun, bir anda bir sürü bilgi vermeyin.
Hastanın söylediklerini dikkatle dinleyerek iletişime yardımcı olun. Göz teması kurun ve olumlu beden dili kullanın. Daima açık ve sakin biçimde yanıt verin ve TV ya da radyo gibi araya giren gürültülerin en aza indirildiğine emin olun.
Güven verici olun ve uygunsa mizaha başvurun. Bu sıklıkla gerginliğin azaltılmasına yardımcı olabilir.
Hasta gündelik olayları anımsayamıyorsa, geçmişteki anılar üzerine konuşmayı deneyin. Sıklıkla, hastanın bunları anımsaması daha kolaydır ve beraberlerinde mutlu düşünceler getirebilirler.
Seçim yapılması gerekiyorsa, soruyu hastanın “evet” veya “hayır” ÅŸeklinde yanıtlayabileceÄŸi biçimde sorun. Hastanın olabildiÄŸince çok seçim yapmasına izin vermeyi sürdürmek önemlidir.
Hastadan bir şey yapmasını istemek işe yaramıyorsa, ona yapacağı şeyi göstermeyi deneyin.
Hastaya çocuk gibi değil yetişkin gibi davranın. Onlara saygı göstermeyi sürdürün ve buyurgan veya kendi değerlerini küçümser davranmaktan kaçının.
Hastaya karşı yüreklendirici, şefkatli ve sevecen davranın. Daima duyguları hissedebilirler ve bu iletişimin garantili bir yoludur.
Hiç yanıt gelmese bile iletişimi sürdürün.
ALZHEIMER İLE YAŞAMAK
Evde
Alzheimer tanısı konmuş olması kişinin evinde hemen bir sürü değişiklik yapılması gerektiği anlamına gelmez. Aslında, genelde benimsenecek en iyi tutum, tanıdık eşyaları korumaktır. Gereken değişikliklerin çoğu, hastanın dengesinin daha bozuk olabileceği ve etrafındaki eşya konusunda aklının karışmaya başladığı gerçeğini temel alır. Aşağıdaki öneriler bu ufak ama önemli değişiklikleri gerçekleştirmek için basit yöntemlerdir. Evi içinde dolaşılması güvenli ve kolay bir yer haline getirin ve eşya kalabalığından ve döküntüden kaçının. Her evde olduğu gibi, açıktaki elektrik kabloları ve keskin ya da dengesiz eşyalar tehlikeli olabilir.
Evde gereksiz büyük deÄŸiÅŸiklikler yapmaktan kaçının - bu Alzheimer’li hastanın aklını karıştırabilir veya sıkıntıya sokabilir.
Odaları iyi aydınlatın ki insanlar bastıkları yeri veya yaptıkları işi açıkça görebilsinler. Geceleri koridorun veya banyonun ışığını açık bırakmak da hastanın yolunu güvenli biçimde bulmasına yardımcı olabilir.
Kaygan yüzeylere, sabit olmayan halı ya da kilimlere veya eşit olmayan basamaklara karşı hastayı koruyun. Bunlar dengesi yeterince sağlam olmayan kişiler için potansiyel tehlike oluştururlar.
Merdivenler sorun oluşturuyorsa, her basamağa kaymayı önleyici plastikler ve basamakları belli eden yansıtıcı ya da fosforlu bantlar yapıştırmanın yararı olabilir.
Genelde hareketliliği arttırmak için, evin içinde ve banyoda, yararlı olabilecek yerlere tutunacak çubuklar monte edilebilir.
Temizlik maddeleri, zehirli kimyasal maddeler, keskin aletler, gereçler ve ilaçları ulaşılamayacak yerlerde saklayın. Alzheimer’li kiÅŸi bunları kasıtlı olarak yanlış kullanmayabilir ama akılları karışık olduÄŸunda bunları güvenli biçimde kullanmaları için gözetim altında olmaları gerekebilir.
Evin her katına yangın alarmı yerleştirin. Böylece herhangi bir yangın tehlikesi hemen fark edilir.
Kişisel eşyaları evin belli bir yerinde tutun.
Kırılabilir eşyaları ortadan kaldırın.
Pasaport, sigorta kartı gibi önemli belgeleri ve değerli eşyayı güvenli bir yere kilitleyin.
Anahtar gibi gerekli şeylerin yedeklerini güvenli bir yerde saklayın.
Düzenli olarak gündelik kullanılan ve tehlikeli olmayan eşyalar ortada, ulaşılması kolay yerlerde tutulabilir.
Hasta sigara içiyorsa, kazara yangın çıkmasını önlemek için aktif olarak sigara içtikleri zaman yanlarında durun.
Evden çıkıp gitme arzularını kısıtlamalarına karşı bir önlem olarak Alzheimer’li hasta için düzenli gündelik egzersiz programı hazırlayın.
Giyim
Alzheimer’li kiÅŸi için giyinme iÅŸlemi gerçekleÅŸtirilmesi zor bir hal alabilir. Hasta yalnızca fiziksel yeteneÄŸini kaybetmekle kalmaz, uygun giyinme ve giysilerin hangi sırayla giyileceÄŸi kavramını da yitirebilir. Her ikiniz için de giyinme iÅŸlemini kolaylaÅŸtıracak bazı fikirler sunuyoruz. Boyun açıklığı geniÅŸ, önden kapanan ya da kapanması gerekmeyen giysiler seçin.
Düğme yerine fermuarlı giysiler seçin.
Kapanmalarını basitleştirmek için var olan giysilere cırt bant dikmek mümkün olabilir.
Karmaşık bağcıklı ayakkabılar yerine cırt bantlı ayakkabıları giymek daha kolaydır.
Dengesiz kişiler için lastik tabanlı kaymaz ayakkabılar daha emin bir seçenektir.
Çekmecelerin üzerine, içlerindeki giysilerin isimlerinin yazılı veya resimlerinin çizili olduğu etiketler yapıştırın.
Giysileri giyilme sırasına göre yerleştirin veya hastaya giysileri teker teker verin.
Alzheimer’li bazı hastalarda idrar kaçırma sorunu olabilir. Özel çarÅŸaflar, külotlar ve pedler gibi idrar kaçırmanın yarattığı bazı rahatsızlıkları azaltmak üzere özel olarak tasarlanmış yardımcılar vardır. Ek olarak doktorunuzIa da bu semptomu konuÅŸmalısınız.
Banyoda
Banyoyu yıkanmak ve beden temizliÄŸi için kullanmak Alzheimer’li hasta için giderek zorlaÅŸabilir. Fiziksel sorunlara ek olarak artık yıkanma gereksinimi duymaz olabilirler. Sonuçta banyo yapmaları için yumuÅŸak biçimde yüreklendirilmeleri gerekebilir ve bu tür durumlarda hastanın tercihlerini anlamak genellikle yararlıdır. Sözgelimi hasta küvette yıkanmak yerine duÅŸ yapmayı yeÄŸliyor olabilir (ya da tersi). AÅŸağıda banyo yapmak ve beden temizliÄŸiyle ilgili bazı pratik ipuçları bulunmaktadır. Hasta günün belli bir zamanında yıkanmayı tercih edebilir, ya da yıkanmayı dışarı çıkmak veya birilerinin ziyarete gelmesi için hazırlanmakla ilintilendiriyor olabilir.
Fiziksel zorlukları olan hasta için banyoda kullanılabilecek bazı yardımcılar vardır. Sözgelimi tutunma çubukları, yükseltilmiş klozet kapakları, kaymaz banyo-duş yaygıIarı ve banyoda veya duşta kullanılmak üzere yapılmış tabureler gibi.
Hastanın içeride kilitli kalmasını önlemek için banyo kilidinin dışarıdan açılabilir olduğuna emin olun, hatta kilidi toptan sökün.
Olanaklıysa su ısıtıcısının termostatını asla cildi yakacak ısıIara yükselmeyecek ÅŸekilde ayarlayın. Alzheimer’li kiÅŸi sıcaklığı deÄŸerlendirmekte zorlanabilir.
Yemek piÅŸirme ve yeme
Alzheimer’li kiÅŸide yemekle iliÅŸkili sıradışı davranışlar geliÅŸebilir. İştahlarını kaybedebilir veya zaten yemiÅŸ olduklarını unutabilirler. Ek olarak, çatal bıçak kullanmaları fiziksel olarak zor hale gelebilir ve Alzheimer’in ileri evrelerinde genellikle bu gereçleri nasıl kullanacaklarını bilemez duruma gelirler. Ayrıca mutfakta tehlikeli bazı aletler de vardır. Ancak bu, mutfağın ille de yasak bölge olmasını gerektirmez. Aslında yemek piÅŸirmek bakımverenle Alzheimer’li hastanın birlikte keyif alabilecekleri bir etkinlik olabilir. AÅŸağıdaki fikirler mutfağın nasıl daha güvenli bir ortam haline getirilebileceÄŸini göstermektedir. Otomatik kapanma düğmesi olan bir elektrikli su ısıtıcısı kullanın. Bu, ısıtıcının çalışmakta olduÄŸunu unutmakla iliÅŸkili tehlikeleri ortadan kaldırır.
Gazla çalışan aletlere (örn. ocak) bir yalıtım valfi takılabilir. Bu da başında kimse yokken açık kalmasını önler.
Mutfakta ev tipi ufak bir yangın söndürme cihazı bulundurun.
Bıçak gibi keskin nesneleri kilitli tutun.
Yiyeceklerin çok sıcak olmamasına dikkat edin. Alzheimer’li hastalar yedikleri veya piÅŸirdikleri ÅŸeylerin ısıIarını deÄŸerlendiremeyebilirler. Bu yüzden yanma riskleri daha fazladır.
Yemek zorlaştığında, masanın üstüne kaymaz Amerikan servisler veya plastik bir masa örtüsü serin ve tabak yerine çanak kullanın.
Çatal bıçak kullanmak sorun haline geldiyse alternatif olarak elle yenebilecek yemekler hazırlayın.
Alzheimer’li hasta iÅŸtahını kaybettiyse günde iki veya üç rutin büyük öğün yerine, sık sık küçük öğünler veya arada atıştırılacak yiyecekler ona daha çekici gelebilir.
Etkinlikler
Alzheimer’li kiÅŸilerin habersiz evden çıkıp gitmeleri sık görülen ve genellikle tehlikeli bir meseledir. Çıkıp gitmeyi en aza indirmenin iyi bir yolu, Alzheimer’li hastanın gün boyu yeterince meÅŸgul ve aktif olmasını saÄŸlamaktır. AÅŸağıda bu amaca ulaÅŸmanıza yardımcı olacak bazı etkinlikler sıralanmıştır. Alzheimer’li hastanın hangi etkinliklerden keyif aldığını bulun. Bunlar hobileri veya yeni etkinlikler olabilir. Sözgelimi bahçeyle uÄŸraÅŸmak, yürüyüş veya müzik dinlemek.
Hem bakımveren hem de Alzheimer’li hastanın keyif aldığı bir etkinlik bulun.
Alzheimer’li hastanın düzenli egzersiz yapmasını saÄŸlayın. Bu saÄŸlıklı olmanın yanı sıra Alzheimer’li kiÅŸinin nedensiz yere evden çıkıp gitme eÄŸilimini de azaltabilir. Egzersizler bir amaçla da birleÅŸtirilebilir. (Örn. alışveriÅŸe yürüyerek gitmek.)
Uygunsa, kitap ve dergi okumasını yüreklendirin, sonra onunla okudukları hakkında tartışın.
Hastayı yüreklendirin ve sonuç ne olursa olsun yaptığı her işi övün.
İ.Ü. Hasta Okulu Yayınları
Nis
2008
Başağrısı, cephalgia, sefalji
07 Nis 2008 / 07:02 am yazar admin kategori KategorilenmemişBaşağrısı, cephalgia, sefalji:
Başağrısının oldukca çok şekli ve sebebi olabilir, genelikle ağır bir hastalıga işaret etmez. Almanyada başağrısı vakfının (Stiftung des Kopfschmerzen) yaptığı araştırmalara göre ilaç kulanımının % 85 oranında başağrısı nedeniyle olduğudur.
Başağrıları seyrek , kısa süreli ve hafiftense dayanılabilir, fakat aniden çok yoğun, bulantı, yüksek ateş ve ense tutulması ile birlikte ve sıkca görülürse hemen uzman doktora gidilmelidir.
Başağrısının sebebi ve kişisel algılanmasına göre değişik şekilde görülür. Başağrısı başın tamamında veya sadece bir kısmında görülebilir. Ağrılar düzenli nöbetler (hücumlar) şeklinde veya sürekli olabilir. Ağrıların yoğunluğuda oldukca farklı olabilir, çok hafif olabildiği gibi, çok yoğunda olbilir.
Başağrısının belirtileri:
1-) Aniden ortaya çıkan yoğun başağrısı
2-) Bulantı ve kusma ile birlikte görülen başağrısı
3-) Başın yaralanma sonucu ağrıması ve sürekli artması
4-) Ense tutlması ve yüksek ateş
5-) Görme bozuklukları ve problemlerini sayabiliriz
Başağrısının sebepleri: Başağrısının en önemli faktörlerinden biri stress (sıkıntı, genelikle işlerin yolunda gitmemesi nedeniyle ortaya çıkar.), havasız veya kötü kokulu ortamda bulunma, sürekli televizyon veya monitora bakmak zorunda olma, iş yerinde uygun olmayan çalışma ortamları, hava değişimi, uykurahatsızlığı, alkol, sigara, ense tutulması, enfeksiyon (üşütme, grip), iltihaplı hastalıklar (dişeti iltihaplanması, sinüzit, ortakulak iltihaplanması) ve kadınlardaki hormo anaormaliklerini sayabiliriz.
Başağrısı kronik gerilimli başağrısı, migren ve yüzağrısı olarak üçe ayrılır. Başağrısının oluş sebebi anlaşılırsa tedavisi mümkündür. Doğal ilaçlardanKılıçotu-, Nane-, Okaliptus-, Oğulotu-, ve Lavanta preparatları etkilidir.
Fitoterapide: Kılıçotu-, Ateşotu-, Nane-, Okaliptus-, Lavanta-, ve Oğulotu preparatlarını sayabiliriz.
A-) Migren: Migren aniden ve düzenli olarak tekrar tekrar ortaya çıkar, genelikle başın bir tarafında ağrıya sebep olur ve genelikle kusma ve bulantı gibi hallerde aynıanda görülür. Migren gelelikle ergenlik çağından sanra ortaya çıkar ve yaşı 40? geçenlerde çok nadiren görülür. Alman başağrısı ve migren birliğine (Deutsche Migren und Kopfschmerz Gesellschaft) göre kadınların %16?ısında ve erkeklerin % 6?sında migren görülmektedir, yani insanların % 11?inde migren rahatsızlığı söz konusudur.
Migrenin en önemli sebeplerinde biride nörotransmitter olarak bilinen haber taşıyıcı kimyevi maddelerdeki dengesizlik ana sebepler arasındadır. Sinir hücrelerinde muhafaza edilen bu madde hücreleri uyarmak için serbet bırakılır. Nörotrasmitteler tarafından uyarılan organları (kalp, mide, bağırsaklar, damarlar vb.) harekete geçirir veya frenlenir. Bu nörotrasmitteler içinde serotonin hormonu yetersizliği veya yeniden değerlendirilememesi nedeniyle azalması sonucu beyinde trigeminusmerkezini uyaran sinirlerde iltihaplanma olur. Neticede beyin damarları büzülür veya genişler buda migrene sebep olur. Migrenin asıl sebebi serotonin yetersizliği ve ayrıca kadınlardaki hormon bozuklukları, stres, alkol, çikolata, peynir, sarımsak ve turuncugilerde migrene sebep olur.
Migrenin belirtileri: Görme bozuklukları, konuşma rahatsızlıkları, el ve ayaklarda karıncalanma, göz kapaklarında tikler ve demansızlık görülür.
Migren nöbetleri dört aşamada seyreder:
1-) Öndevre: Burada kişi gergin, iştahsızlık veya aşırı iştahlı olma, genel görünümünde anarmalikler
2-) Aura devresi: Migren nöbetleri geçiren hastaların% 10?unda nevrajik rahatsızlıklar görülür.
3-) Başağrısı devresi: Batıcı, delivi, dürtücü, kramplı ve nabız gibi dalga dalga gelen şekilde olabilir.
4-) Geri dönüşdevri: Migren nöbetleri azalır, hasta kendini yorgun ve gergin hisseder. Rahatsızlığın tamamen geçmesi kişiden kişiye değişir, bu nedenle bu süre 6-24 saat sürebilir.
Migrenin teşhisi uzman doktorlar tarafından yapıldıktan sonra tedavi süresi başlar. Doğal ilaçlarla migren tedaviedilebilir ve bunların başında ZYE, Nane-, Vebaotu-, Okaliptus-, Lavanta-, ve Oğulotu preparatları, Gökçek Tonik ve Gökçek İksiri sayabiliriz. Kadınlardaki hormon anaormalikleri nedeniyle ortaya çıkan migrene ise Hayıt ve Kadınkökü preparatları gelir.
B-) Nöbetli Başağrısı: Buna dönüşümlü başağrısı veya gerilimli başağrısıda denir.
Başağrısı genelikle enseden başa doğru yayılır ve çoğunlukla başı kaplar. Bilindiği gibi ve bilindiği kadarıyla dünyada 30 milyon insan bu hastalıktan muzdariptir. Başağrısı yılda 180 günden az olarak ve peryodik olarak görülebilir ve yılda 180 günden fazla görülürse buna kronik nöbetli başağrısı denir.
Nöbetli başağrısının oluş sebepleri: Ense, omuz, yüz veya göz kaslarındaki gerilme (kramp) başağrısına sebep olabilir. Bazı uzmanlara göre beyin ağrı algılama merkezindeki rahatsızlığın sebep olabileceğini beyanetmektedirler. Duruş anormalikleri (başı bir yana eğme gibi), sürekli stresli stresli veya korkulu yaşama, boyun omurlarındaki artroz veya artrit, dişleri gıcırdatma, az uyuma, çok sigara içme, uygun olmayan gözlük kulanma sonucu gözleri yorma ve okurken yetersiz veya uygun olmayan ışık vb. nedenler başağrısına sebep olur.
Başağrısının belirtileri: Ağrılar sıkıştırcı veya çekici, hafif veya ağır yogunluklu başağrısı bu kişinin normal hareketlerini engeler ve başağrısı başın her iki tarafındada olur. Doktorlar tarafından nöbetli başağrısı teşhisi gerekir, çünkü beyindeki ur, menenjit, ve ağrı kesici maddelerde başağrısına sebep olur. Bunedenle teşhisten sonra doğal tedaviye geçilmelidir. Midesi hassas olanların aspirin kulanmamaları gerekir, çünkü mide kanamasına sebep olabilir.
Doğal ilaçlarla nöbetli başağrısı tedavi edilebilir ve bunların başında ZYE, Vebaotu-, Nane-, Okaliptus-, Oğulotu-, Hayıt-, ve Kadınkökü preparatları Gökçek Tonik ve Gökçek İksiri kulanılır. Bunlardan Hayıt ve Kadınkökü preparatları kadınlardaki hormon bozuklukları nedeniyle ortaya çıkan başağrısına karşı kulanılır. Sağlıklı kalabilmenin ve sağlıklı yaşayabilmenin en önemli faktörü kılcal kandolaşımıdır, çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim vb., besleyici maddenin hücrelere ulaşması vede mikroplarla mücadele eden maktofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır. Gökçek İksiri ile tedavi olmak mümkündür, tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.
Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur. Siyah çay, kahve ve kola içmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler. Et ve et mamülerine 5-6 ay aravermek gerekir, çünkü asidoza sebep olur, buda birçok hastalığın ana kaynağıdır. Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenebilir veya sebze çorbası içilebilir. Hayvansal besinler, tahıl, bakliyat ve hamurlu yiyecekler akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur. Ne kadar hamurlu besin o kadar yağ oluşur, çünkü nişasta glukoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa döşerek vucutta depolanır.
Nis
2008
Varis ve Tedavi Yöntemleri
01 Nis 2008 / 12:53 am yazar admin kategori KategorilenmemişYapılan araştırmalarda varis hastalığında ailesel yatkınlık olduğu tespit edilmiştir. Varisin görülme sıklığı ilerleyen yaşla birlikte artış göstermektedir. Bunun yanında daha önceden geçirilmiş tromboflebit, derin ven trombozu gibi toplardamar hastalıkları, kadın cinsiyet, gebelik toplardamar hastalığı için risk faktörlerindendir.
Bacaklarda toplardamar ağı yüzeyel ve derin olmak üzere iki sistemden ve bunlar arası bağlantıyı oluşturan perforan toplardamarlardan oluşmaktadır. Toplardamarların yetersizlikleri her iki sistemi teker teker etkileyebileceği gibi, bu üçünü değişik kombinasyonlarda etkileyerek de ortaya çıkabilmektedir.
Toplardamarların yetersizlikleri;
1. Basit telenjiyektazi olarak adlandırılan ince ağ görünümünde,
2. Belirgin ele gelen varis,
3. Bacaklarda ödem (şişlik) ve/veya ülser (açık yara) gibi klinik durumlarla karşımıza çıkabilmektedir.
Damarlarda belirginleÅŸmeler; telenjiyektazik damarlar (1 mm), retiküler damarlar (1-4 mm) ve variköz damarlar (4 mm’den büyük) olarak adlandırılmaktadır.
Toplardamar yetmeziliğinin daha ileri aşaması olan bacaktaki toplardamar hastalığına bağlı açık yara oluşumunda risk faktörleri ise ayakta uzun süre durma, ileri yaş, hipertansiyon, diabet, kalp yetersizliği, obezite, böbrek yetersizliği, erkek cinsiyet, bacaklarda travma, bacakta derin sistem içi pıhtılaşmayla giden derin ven trombozu varlığı olarak sıralanabilir.
Toplardamar Hastalıklarının Belirtileri Nelerdir?
Toplardamar hastalıklarında hastalar kozmetik sorun oluşturan damarlarda belirginleşme, damarlarda ele gelebilecek kadar genişleme, ayak bileğinde şişme, ağrı, ağırlık hissi, deride renk değişiklikleri, kaşıntı, yara açılması gibi şikayetlerle doktora başvurabilmektedir.
Ayakta sabit durmakla, günün ilerleyen saatlerinde bacak damarlarında belirginleşmeler ayak bileğinde şişmeler bacak ağrıları, ağırlık hissi şikayetlerinde artma olmaktadır.  Damarlarda belirginleşme ve ağrı bayanlarda adet dönemlerinde artış göstermektedir.
Toplardamarlarla ilgili yetmezliklerde, atardamar hastalıklarının aksine, yürümekle bacaklardaki ağrı azalma eğilimindedir. Sıcak hava bacaklarda ağrı ve damarlarda belirginleşmede artmaya neden olmaktadır. Sırtüstü uzanıp bacakları yukarı kaldırmakla damarlardaki belirginleşmeler, ağrı ve ağırlık hissi azalmakta ya da kaybolmaktadır.
Daha ilerleyen zamanlarda deride kahverengimsi renk değişiklikleri görülebilmektedir.
Toplardamar hastalıklarında klinik muayene ve yapılacak doppler ultrasonografi tetkiki ile hastalığın derecesi belirlenebilmekte ve uygun tedavi yaklaşımı hakkında karar verilebilmektedir.
Nasıl Tedavi Edilir?
Toplardamarların variköz hastalıkları ve tedavileri uzun yıllardır bilinmektedir. Uzun safen venin cerrahi olarak çıkarılması tekniği yaklaşık 100 yıldır uygulanmakta olan bir yöntemdir. Toplardamarlardaki kapak yetersizlikleri, damar içi basıncını artıran durumlar, damar iç cidarının yapısını bozucu durumlar varis oluşumlarına neden olabilmektedir
Toplardamar yetersizliklerinde ilk tedavi yaklaşımı cerrahi olmamalıdır. Genellikle ilk tedavi yaklaşımı dinlenme bacağın kalp seviyesinden yukarıda tutulması(bacak elevasyonu) ve bacağı boğmadan sıkıca saracak uygun tedavi edici varis çorapları ile kompresyon olmalıdır. Bacak kompresyonu tedavinin en önemli unsurudur, uygun çorap seçimi ve doğru kullanılması son derece önemlidir. Varis çorabı kullanırken hasta sırtüstü yatar pozisyonda iken bacakları kaldırıp bir süre bekleyerek bacaklardaki şişliğin ve damarlardaki belirginleşmenin kaybolması beklenmeli daha sonra bacaklar yukarıda iken çorap giyilmelidir. Yardımcı ilaç tedavisi de uygulanmaktadır.
Toplardamar yetersizliklerinin klasik cerrahi tedavisinde spinal, epidural ve genel anestezi (hasta uyutulmadan belden yapılan anestezi ile ya da uyutularak) seçeneklerinden biri kullanılabilmektedir. Klasik cerrahide bozuk damarlar bacaktan değişik yöntemler kullanılarak çıkarılmaktadır. Klasik cerrahiye ek olarak damar iç cidarını laser ya da RF(radyofrekans) dalgaları ile yakarak bozuk damarın tedavisini yapan yeni cerrahi yöntemlerde yavaş yavaş kullanıma girmekle beraber klasik cerrahi halen cerrahi seçenekler arasında sonuçları gözönüne alınınca önceliğini korumaktadır. Ayrıca, damar içine girmeksizin cilt üzerinden çok ince çaplı (1-2 mm) damar genişlemelerini de Laser ışını veya RF dalgaları ile kapatmak belirli ölçüde mümkün olmaktadır.
Telenjiektazik ve retiküler damarlar eğer derin ve yüzeyel sistemde tespit edilen yetersizlik yoksa estetik sorun oluşturduğundan skleroterapi tedavisi ile ortadan kaldırılabilir. Ancak diğer sistemlerden birinde yetersizlik varsa ana kaynağı ortadan kaldırmadan yapılacak tedavide başarısızlık olasılığı fazla olacağından estetik amaçlı tedavilerden önce de muayene ile hastalığın derecesini belirlemek tedavinin uygunluğu açısından gereklidir.
Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi’nden Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Tabakan



