Wordpress Themes

‘Göz Hastalıkları’ kategorisi için arşiv

26
Mar
2008

ANATOMİSİ
1. Kornea tunika fibrozanın 1/6 ön kısmını oluşturur.
2. Gözün en önemli kırıcı ortamıdır (42-43 D).
3. Saydam, avasküler bir dokudur.
4. Gözyaşı ile bütünleşmiş olan ön yüzü son derece muntazamdır.
5. Horizontal çapı vertikale göre biraz daha uzun olup ortalama 11.5mm. dir.
6. Duyu sinirlerinden çok zengindir. N. Trigeminusun oftalmik dalı ile innerve olur.
7. Santralda sferik(küresel) yapıdadır.
8. Kalınlığı merkezde 0.5-0.6 mm.dir, perifere doğru kalınlaşarak 0.9 mm. ye ulaşır

Mikroskopik yapı:
Kornea anatomik olarak 5 tabakadan oluşur.
1. Epitel Tabakası: Rejenerasyon yeteneği hızlı 5-6 sıralı, keratinize olmayan çok katlı yassı epiteldir. Ön yüzü gözyaşı ile kaplanmıştır. Bowman Membranı düzeyinde seyreden duyu sinirleri epitel hücreleri arasında sonlanır. Altındaki Bowman membranına bazal membranı ile sıkıca yapışıktır.
2. Bowman Tabakası: Stroma lamellerinin kondanse olmuş ön kısmıdır. Yaralanmalardan sonra yenilenmez, yerinde görme bozukluğuna neden olabilen opasiteler (skar dokusu) gelişir.
3. Stroma: Kornea kalınlığının %90’nını oluşturur. Stromayı oluşturan kollajen lifler uniformdur yapıdadır. Birbiri ile kesişmeden limbustan limbusa seyreder. Mukosakkaridlerden oluşan aramadde içinde yerleşmişlerdir. Stroma hücreden fakirdir. Keratosit adı verilen bu hücreler, yaralanmalarda fibroblastlara dönüşerek yara onarımı sağlar.
4. Desme Membranı: Endotel hücrelerini bazal membranıdır. Korneanın diğer katlarına göre elastisitesi fazladır. Stromaya yapışık değildir. Kolayca sıyrılabilir.
5. Endotel Tabakası: Tek sıralı altıgen hücrelerden oluşur. Mitoz ile çoğalmazlar.

KORNEA FIZYOLOJISI
Epitel tabakası, kornea tabakaları arasında en fazla oksijen ve glikoz ihtiyacı olan tabakadır. Metabolizması için gerekli oksijeni, aminoasitler, glikozu:
Gözyaşı aracılığı ile atmosferden
Limbus çevresindeki kapiller ağdan
Aköz hümörden diffüzyon yoluyla sağlar.
Epitel hücreleri arasındaki sıkı bağlar mikroorganizmalara karşı bariyer görevi görür. Intakt epitelden Difteri basili, gonokoklar, hemofilus ve listeria türleri dışında mikroorganizmalar penetre olamaz.
Endotel tabakası, hümör aköze karşı bariyer görevi görür, aktif metabolik pompa fonksiyonu ile kornea su içeriğini dengede tutar (Kornea su içeriği %70-75 dir). Endotel pompa fonksiyonunun bozulması durumunda kornea ödemi ve buna bağlı kornea bulanıklığı gelişir. Ön segment cerrahisi sırasındaki travmalar, bazı kornea distrofileri ve ön segment inflamasyonları endotel fonksiyonunu bozarak kornea ödemine neden olabilir. Bu durumda kornea buzlu cam görünümü alarak bulanıklaşır. Görme azalır.
Kornea niçin saydamdır?
Avasküler olduğundan, stromadaki kollajen fibrillerin uniform yapısı ve birbirleri ile kesişmemesinden, su içeriği düzeyinden.
KORNEA HASTALIKLARININ SEMIYOLOJISI
Tabakalarına göre semiyoloji:
Epitel tabakası:
Kornea duyu siniri olan N. Trigeminusun çekirdeği veya oftalmik dalı lezyonları, viral keratitler ve kornea kimyasal yanıklarında kornea anestezisi gelişir. Kornea anestezisi sonucu gelişen keratit “nöroparalitik keratit” olarak isimlendirilir.
Epitel hücre kayıpları kornea epitel erozyonlarıdır. Bu lezyonlar düzeldiği zaman yerinde skar dokusu bırakmadığından görmeyi etkilemez.Floressein veya Rose Bengal ile gözyaşının boyanmasını takiben biomikroskop ile erezyonların yaygınlığı ve şekli değerlendirilir.
Bowman Tabakası:
Epiteldeki hücre kaybı Bowman membranı ve daha derindeki katları içine alıyorsa kornea ülseri denir. Bowman membranı ve derin katları içine alan ülserler skar dokusu bırakarak iyileştiğinden görme azalmasına neden olur. Yüzeyel yaralanmalarda gelişen skar dokusuna bağlı hafif bulanıklıklara Nefelyon denir. Stroma derin katlarını içine alan ülserlerden sonra gelişen yoğunluğu fazla olan skarlara Lökom denir. Derin ülserler genellikle korneada limbustan ilerleyen damarlanmaya neden olur. Epitel, bowman membranı ve stromanın yüzeyel katlarında kalsiyum depolanması sonucu limbustan limbusa uzanan horizantal bulanıklığa bant keratopatisi denir.
Stroma:
Künt göz travmalarında ön kamarada oluşan kanın (hifema), stroma içine sızması ile korneada oluşan sarımsı bulanıklığa disk hematik denir. Wilson sirozunda stroma katları içinde bakır depolanmasına bağlı sarımsı yeşilimsi renkte Kayser- Fleischer halkası oluşur.
Desme Membranı kırışıklıkları kornea ödeminde, çatlakları keratokonus, konjenital glokom ve forseps ile doğumlarda aletin göz üzerine gelmesi ile gelişir. Desme yırtıkları kornea su içeriğinin artmasına bağlı kornea ödemine yol açar.
Endotel üzerinde görülen hücre depozitlerine keratik prespitat denir. Eksravaze olan lokositler ve fibrine bağlıdır. Ön üveitler, keratoüveitlerde görülür. Fibrin ile karışmış lokositlerin ön kamarada seviye verecek şekilde birikmesi hipopion olarak isimlendirilir.
KORNEA MUAYENE YÖNTEMLERI
Göz hekimi olmayan bir kişi lokal ışık ile kornea saydamlığını, yüzeyinin parlaklığını, kornea yaralanmalarını, pamuk bir çubuk ile kornea duyarlığını değerlendirebilir. Göz hekimleri kornea morfolojisi ve fonksiyonunu değerlendirmek için alet kullanır.
1. Biomikroskopi : Kornea ve ön segmente ait diğer yapıların binoküler olarak incelenmesine yarar. Değişik kalınlıkdaki ışık demetleri değişik açılardan gönderilerek biomikroskobun büyütmesi altında incelenebilir. Rutinde en sık kullanılan muayene yöntemidir.
2. Keratometri: Korneanın kırma gücünün ölçülmesidir. Kontakt lens ve göziçi lens implantasyonu uygulamasına hazırlıkta kullanılır.
3. Topografi: Korneanın ön yüzünün topografik analizinde kullanılır.
4. Pakimetri: Kornea kalınlığının ölçümüdür.
5. Speküler mikroskopi: Endotel hücre sayısı ve yapısını gösterir.
6. Esteziometri: Kornea duyarlılığının değerlendirilmesinde yararlanılır.
7. Korneanın boyanarak muayenesi: Kornea yüzeyindeki defektler floresseine ve rose bengal solusyonu ile görülebilir.
GÖZYAŞI SEKRESYON SİSTEMİ
Gözyaşı sekresyonu bazal sekresyon ve refleks sekresyon olarak iki türde salgılanır. Bazal sekresyon yardımcı gözyaşı bezlerinin sekresyonudur. Normal şartlarda esas gözyaşı bezi çalışmaz. Ancak refleks uyaran olursa sekresyon yapar.
Lipid tabaka: En üstte atmosfer ile temas eden kısımdır. Zeiss ve Meibomius bezleri tarafından salgılanır.Bu tabaka gözyaşının buharlaşmasını geciktirir.
Aköz tabaka: Gözyaşı film tabakasının en kalın katıdır. Normal koşullarda, konjonktivadaki yardımcı gözyaşı bezlerinden (Krause, Wolfring), refleks uyarı durumunda, glandula lakrimalis tarafından salgılanır
Mukus tabakası: En altta epitel ile temas halinde olan bu tabaka gözyaşının akışkanlığını azaltıp epitel üzerinde daha uzun süre kalmasını sağlar. Konjonktivadaki Goblet hücrelerinden salgılanır.
Gözyaşı film tabakasının görevleri:
Korneanın oksijen ihtiyacını karşılamak,
Kornea ve konjonktiva epitelinin kurumasını önlemek,
Kornea epitelindeki küçük boşlukları (mikrovillüsler) doldurarak, düzgün bir optik yüzey sağlamak,
İçindeki immünglobulinler ve lizozim sayesinde gözü enfeksiyonlara karşı korumak.
Gözyaşı oluşumunun değerlendirilmesi:
1. Schirmer testi : Alt göz kapağının 1/3 dış yanı hizasına şerit şeklindeki test kağıdı yerleştirilir. Normalde 5 dakika sonra en az 15mm lik kısmı ıslanır. Bunun altındaki eğerler anormaldir. Aynı test lokal anestezik damlatılmasından sonra yapılırsa refleks gözyaşı sekresyonu inhibe edilmiş olacağından bazal gözyaşı sekresyon değerlerini verir. Bu ölçümde de test şeritinin en az 5mm si ıslanmış olmalıdır.
2. Gözyaşı kırılma zamanı= Break up time (BUT) :
Bir göz kırpma hareketi ile kornea epitelinde ilk kuru noktanın çıkışına kadar olan süredir. Normal şartlarda 25sn kadardır. 10sn nin altına inmiş olması kuru göz sendromu lehine bir bulgudur. Test, fluoressein ile boyanmış gözyaşı film tabakasının biomikroskobun kobalt ışığında izlenmesi ile yapılır.
3. Rose Bengal ile boyama: Ölü veya nekroze epitel hücrelerini, müsini boyar. Boya alan bölgenin özellikle kapak aralığına uyan bölgede toplanmış kuru göz için tipiktir.

Keratokonjonktivitis sicca (Kuru göz)
Kornea ve konjonktivanın yetersiz ıslanması ile ortaya çıkan enfeksiyöz olmayan keratokonjonktivitdir. Menapozdaki hormonal değişiklikler sonucu kadınlar erkeklerden daha çok etkilenir.
Etyoloji:
Lakrimal bez sekresyonunun azalması: Sjögren sendromu , romatoid artrit, lupus eritomatosus gibi sistemik otoimmun bağ dokusu hastalıklarında gelişir
Konjonktivada skatrizasyon gelişmesine neden olan olaylar: Trahom sekeli, kimyasal (özellikle alkali) yanıklar, A vitamini eksikliği,oküler skatrisyel pemphigus, Stevens Johnson sendromu konjonktivadaki yardımcı gözyaşı bezlerinde harabiyet ile kuru göz gelişimine neden olur.
Semptomlar: Hastalar yanma, batma, kızarıklık ve kuruluk hissinden yakınırlar. Kuruyan epitel hücrelerindeki sinir uçlarının uyarılması sonucu, refleks arkın uyarılması ile zaman zaman hipersekresyonlarda ortaya çıkabilir. İlerlemiş dönemlerde ise kornea epitelinin düzensizleşmesine bağlı olarak bu semptomlara görme bozuklukları da eklenir.
Hastalığın ileri safhalarında korneada mukus iplikcikleri etrafına sarılmış epitel hücrelerinin oluşturduğu flamanlar gelişir. Flamanlar gözde aşırı irritasyon ve batmaya neden olur. Sonuçta korneada epitel erozyonları, ülserler, keratinizasyon ve korneada neovaskülarizasyon gibi yapısal değişiklikler gelişebilir
Tedavi: Semptomatiktir. Etyolojinin çeşitliliği karşısında nedene yönelik bir tedavi yapmak mümkün değildir.
1. Suni gözyaşı damla ve pomadları (Viskotears, Tears Naturel, Protogent gibi). İhtiyaç duyulan sıklıkta kullanılır.
2. Terapötik kontakt lensler. Hidrofilik oldukları için kornea üzerinde ıslak tampon vazifesi görürler.
3. Punktumların tıkanması veya koterizasyonu.
4. Hastalara gözlerinin kurumasını önlemek için havalandırma sistemlerinin önünde durmaktan kaçınmaları, güneş gözlükleri önerilir.
KONJENITAL KORNEA ANOMALILERI
Megalokornea: Kornea çapının 12-13 mm den fazla olmasıdır. Refraksiyon kusuru dışında sorun oluşturmaz. Konjenital glokomda gelişen buftalmustan ayırt edilmelidir.
Mikrokornea: Kornea çapının 10mm den küçük olmasıdır. Genellikle mikroftalmiye eşlik eder.
Kornea plana: Kornea ön yüzünün düzleşmesidir. Astigmatizma ve hipermetropiye neden olur.
KORNEA ENFEKSIYONLARI ( Keratit)

A- Enfeksiyoz
Bakteriyel keratit
Viral keratit
Fungal keratit
Akantamoeba keratiti
B- Intersitisyel keratit
C- Non- enfeksiyöz keratitler
Eksposure keratit
Nöroparalitik keratit
Kornea enfeksiyonlarında predispozan faktörler:
Epitel lezyonlarına neden olan travmalar
Blefarit, dakriosistit
Kuru göz
Kontakt lensler
Lagoftalmus
Kornea innervasyon bozuklukları
Topikal, sistemik immünosüpresif ajanlar
A. Enfeksiyöz keratitler:
Bakteriyel Keratit
Korneanın bakteriyel enfeksiyonları en sık Staf. Aureus, Staf epidermidis, Str. Pnömonia, Ps. Aeruginoza, koliform mikroorganizmalarla ortaya çıkabilir. Doku kaybının en fazla olduğu, mukopürülan sekresyon ile seyreden Ps. Aeruginozaya bağlı keratitlerdir. Kontakt lens kullananlarda daha çok görülür.
Semptomlar: Ani başlayan konjonktival hiperemi, ağrı, fotofobi, görmede azalmadır. Enfekte mikroorganizmanın virülansına bağlı olarak semptomlar şiddetlenir. Ülserin derinliği, şekli ve yaygınlığı floressein ile boyanarak tayin edilir.
Gram (+) mikroorganizmalar fokal abse benzeri lezyonlar oluştururken, Gram (-) mikroorganizmalar diffüz, hızlı yayılan gri, beyaz nekrotik kornea ülserlerine neden olur. Mikroorganizmaların toksinleri ve bölgeye infiltre olan lokositlerin proteolitik enzimleri etkisiyle korneada doku kaybı, stromada ödem ve bulanıklık gelişir. Doku kaybı stromanın derin katlarına kadar ilerlediğinde desme membranı göziçi basıncının etkisiyle öne doğru prolabe olur. Bu tabloya desmatosel denir. Limbusdan keratit bölgesine doğru korneal vaskülarizasyon gelişir. Enfeksiyonun ön kamaraya ulaşması ile keratik prespitat ve hipopion gelişir. Enfeksiyonun tedavisi sonucunda ülserin derinliği ve doku kaybının miktarına göre değişen yoğunlukta kornea opasitesi (lokom) gelişir.
Kesin tanı kazıma materyallerinin boyanması ve kültür ile mikrobiyolojik değerlendirilmesi ile mümkündür.
Tedavi: Geniş spektrumlu antibiotikler ile topikal tedavi hemen başlanır. Klinik tablonun şiddetine göre doz ayarlanır. Gram (-) ler için Tobramisin, Seftazidim, Gram (+) ler için sefazolin, siprofloksasin,tercih edilir. Silier spazmı çözmek ve ön kamara inflamasyonu varsa iris ile lens arasında yapışıklık (posterior sineşi) gelişmesini önlemek için sikloplejikler verilir. Epitel iyileşmesini hızlandırmak, ağrıyı gidermek için göz steril pet ile kapatılır.
Viral Keratit
Viral keratit en sık baş boyun bölgesinde herpetik lezyonlara yol açan Herpes simplex 1 virüsü ile gelişir. Primer enfeksiyon genellikle 6 ay- 5 yaş arasında görülür. Altı aydan küçüklerde görülmemesi, maternal immun globülinlerin koruyuculuğuna bağlıdır. Primer herpes enfeksiyonu gözde punktiform keratit, blefarokonjonktivit gibi nonspesifik bulgularla seyreder. Primer enfeksiyon sırasında virüs sensorial sinir aksonlarından retrograd yolla trigeminal gangliona latent olarak yerleşir. Vücut direncinin düştüğü koşullarda sensorial sinir aksonlarıyla sinir uclarına ve kornea epitel hücrelerine ulaşır.
Herpetik epitelyal keratit:

Dendritik ülser: Virüsün epitel hücrelerine ulaşmasıyla epitel hücreleri opaklaşır, dökülür ve herpes için karakteristik olan kuru ağaç dalı şeklinde görünüm gelişir. Tedavide hatalı olarak steroidlerin kullanılması yada kişinin immün direncinin zayıf olması durumunda ülser genişleyerek jeografik epitelial keratit görünümünü alır
Semptomlar bakteriyel keratitle benzerdir. Lezyon üzerinde kornea duyarlılığı azalmıştır.
Tedavide göz epitel defekti kapanıncaya kadar kapalı tutulur. Enfekte epitel hücreleri steril koşullarda debride edilebilir. Topikal antiviral ilaçlar etkilidir, Asiklovir ve Triflorotimidinin topikal formları vardır.Doğru ilaç tedavisiyle en geç 7 günde klinik düzelme görülür.

Stromal Herpetik Keratit:

Daha çok rekürrent herpetik keratit geçirenlerde görülür. Nekrotizan stromal keratit ve nonnekrozitan (diskiform) keratit olmak üzere 2 tipi vardır.
Nekrotizan tipde stromada ödem, vaskülarizasyon ve nekroz vardır. Kısa sürede korneada incelme ve perforasyona yol açabilir. Prognoz bu tip klinik seyirde kötüdür.
Nonnekrozitan tipinde kornea santralinde disk şeklinde ödem gelişir. Lezyon üzerindeki epitel intaktdır. Genellikle endotelde keratik prespitatlar eşlik eder. Virüse karşı bağışıklık reaksiyonu sonucu gelişen hücresel immün yanıttır.
Tedavide antiviral tedavi sistemik ve topikal olarak uygulanır. Bu klinik tipte epitel sağlam olduğu takdirde topikal steroid endikasyonu vardır.

Fungal Keratit:

Sağlam kornea epiteli mantarlara karşı dirençlidir. Özellikle bitkisel travmalar, uzun süre steroid ve kemoterapi uygulanmış vücud direnci zayıf hastalarda görülür. Fungal keratitin en sık nedenleri Candida, Aspergillus türleridir.
Klinik tablo: Korneada kenarları stromal infiltrasyon ile kabarmış gri beyaz ülserasyon, lezyonun çevresinde küçük uydu infiltrasyonlar vardır. Derin formlarında endotelde kirli beyaz infiltratlar, hipopion görülebilir. Bakteriyel ülserlere göre çok uzun sürelidir, ağır seyreder.
Tedavi: Topikal olarak Amphoterisin B %0.15 solusyon kullanılır. Ayrıca Ketakonazole (200-600 mgm/gün), Flukonazole (200-400 mgm/gün) etkilidir.

Akantamoeba Keratiti:
Akantamoeba türleri doğada , suda yaşayan, soğuk ve kurumaya dirençli saprofit bir protozondur.. Kontakt lensi ile havuza giren yada lensi musluk suyu ile temizleyen kontakt lens kullanıcılarında görülür. Tedaviye oldukca dirençlidir. Hastalar şiddetli ağrı ve fotofobiden yakınır.

B. Intersitisyel keratit:

Kornea stromasının süpüratif olmayan iltihabıdır. Epitel ve endotel sağlamdır. Stromada ödem sonucu korneada kalınlaşma, derin vaskülarizasyon gelişir. Sifiliz, tüberküloz ve leprada mikroorganizma ve antijenlerine karşı immun reaksiyon sonucu gelişir. Etyolojiye bağlı sistemik tedavi yanısıra göz lezyonlarında topikal steroid verilir.

C. Non- enfeksiyöz keratitler
Exposure Keratit:
Korneanın dış etkenlerden korunmasını sağlayan mekanizmaların zayıflaması durumunda kornea ön yüzünde kurumaya bağlı gelişir. Başlangıçta epitel defektleri ve buna bağlı batma, sulanma olur. Sekonder enfeksiyonlara bağlı enfeksiyöz keratite dönüşebilir. Ağır olgularda korneada perforasyon gelişebilir.
Nedenleri: Fasial paralizi, trikiasis, ektropiyum, tiroid oftalmopati gibi lagoftalmusa neden olan hastalıklardır.
Tedavi nedene yöneliktir. Keratit için göze kapama, antibiotikli damlalar ve sunni gözyaşı damla ve jelleri önerilmektedir.

Nöroparalitik Keratit:

Herpes zooster, fasial nevraljiler, cerrahi yolla N. Trigeminusun oftalmik dalının kesilmesi, göz çevresine uygulanan eksternal radyoterapi ve alkali yanıklarından sonra görülür. Kornea anestezisi yanısıra göz kırpma refleksinin zayıflaması, epitel hücrelerinde mitozun yavaşlamasına bağlıdır. Tedaviye yanıtı oldukca kötüdür. Terapötik amaçlı yumuşak lensler ve yapay gözyaşı damla, jelleri verilir.

KORNEA YABANCI CISIMLERI

Toz, demir çapağı gibi yabancı cisimler epitel abrazyonuna neden olup korneaya gömülebilirler (alt resim). Bu durumda hasta şiddetli batma şeklinde ağrı, sulanma, kızarıklık, fotofobi yakınmaları ile başvurur.
Bu hastalarda konjonktival forniksler dikkatle kontrol edilir, olası yabancı cisim varlığı araştırılır.Yabancı cisim fazla gömülü değilse lokal anestezik damla göze damlatıldıktan sonra steril iğne ucu yada yabancı cisim forsepsi oblik pozisyonda tutularak mümkünse biomikroskopik bakı altında, kazınarak çıkarılır. Proflaktik olarak antibiotikli damla başlanıp epitel iyileşene kadar göz baskılı şekilde kapatılır.
KORNEA DISTROFILERI
Bilateral, herediter karakterlidir. Epitelyal, stromal ve endoteliyal distrofiler olmak üzere değişik görünüm ve lokalizasyon gösterirler. Bir kısmı erken yaşlarda bir kısmı da ileri yaşlarda ortaya çıkar. Epitel tabakasını tutan distrofiler tekrarlayan epitel defektleri nedeniyle ağrılı tablo oluşturur. Diğer tip distrofilerde ise görme bulanıklığı söz konusudur. Bu hastalar keratoplasti ameliyatı ile görme fonksiyonlarını kazanırlar.

Keratokonus:
Korneanın ektatik distrofisidir. Kornea bombeliğinin artıp, incelerek öne doğru konik bir yapı kazanmasıdır (alt resim). Buna bağlı olarak gelişen irregüler astigmatizma nedeniyle hastaların görmesi bozulmuştur. Gözlük görme düzeyini
arttırmaz. Bu hastalar için üretilmiş özel gaz geçirgen lensler
ile görme arttırılabilir. Hastalık lens kullanılamayacak
kadar ilerlediğinde keratoplasti ameliyatı yapılarak muntazam
kornea ön yüzü oluşturulur. Hastalığın progresyonu sırasında
gerginliğe bağlı olarak desme membranında çatlaklar
(Vogt çizgileri) oluşursa kornea ödemi gelişir.
KERATOPLASTI
Bulanık korneanın, kadavradan alınan saydam kornea ile değiştirilmesidir. Genelde uygulanan korneanın tüm katlarının değiştirildiği penetran keratoplastidir. Kornea bütünü ile alınmaz santralinden 6-8mm çapında kornea butonu çıkarılıp aynı çapta hazırlanan donör buton ile değiştirilir.

Endikasyonlar:
1-Optik amaçlı: Kornea bulanıklığı ve keratokonus hastalığında kornea topografisinin ileri derecede bozulması nedeniyle yapılır.
2-Terapötik keratoplasti: Uzun süreli antibiotik tedavisine cevap vermeyen kornea ülserlerinde, delici yaralanmalar ve desmatoselde gözün bütünlüğünü korumak için yapılır.
Keratoplasti operasyonlarından sonra red reaksiyonu gelişme riski diğer organ transplantları kadar sık değildir. Kornea avasküler olduğundan doku grubu antijenlerinin yada kan grubu uygunluğunun sağlanması prognozu etkilemez. Postoperatif her olguda sistemik steroid ve immünosupresif tedavi gerekli değildir, sadece korneada vaskülarizasyon gelişmiş riskli hastalarda önerilir. Topikal tedavi hastaların çogunda yeterlidir.

Prof Dr Ayşe Yağcı

admin

Yorum gönder

26
Mar
2008

KÖRLÜK ÖNLENEBİLİR Mİ?
İnsanlarda göre duyusunu kaybetme korkusu yaşam ile eşdeğerdedir. Bu derece önemli bir duyu organı olan gözlerimizin sağlığı, çeşitli sebeplere bağlı olarak bozulabilir.
Günümüzde tedavi imkanı bulamadığımız veya sınırlı olarak yardım edebileceğimiz körlük nedenleri mevcuttur. Buna karşılık, önceden çaresiz modern alet ve yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.
Bu konuda en önemli noktalardan birisi, birçok göz hastalığının zamanında teşhis ve tedavi edilmesi ile körlüğün önlenebileceği gerçeğidir. Hastaların bu konuda duyarlı olması, en küçük bir şikayeti dikkate alması, en kıymetli organlarımızdan biri olan gözlerimiz için çok önemlidir. Özellikle periyodik göz kontrollerinin yapılması, birçok göz hastalığını henüz belirtileri başlamadan önlenmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacaktır.
KÖRLÜĞÜN SEBEBLERİ
DOĞUŞTAN VEYA ÇOCUKLUK ÇAĞI KÖRLÜKLERİ
Doğuştan körlüklerin en önemli sebeplerinden birisi temel göz dokularının oluşmaması veya eksik oluşudur. Bunun yanı sıra görme sinirinin veya retina adını verdiğimiz görme tabakasının gelişme bozukluklar ve hastalıkları söz konusu olabilir. Bu gibi bozukluklar az görme veya his görmemeye neden olabilirler. Bu tip körlüklerin bir çocuğun tedavisi mümkün değildir.
Bu gibi bozukluklara yol açan nedenler, kalıtım, akraba evlilikleri, annenin hamileliğinde geçirmiş olduğu bir takım hastalıklar olabilir. Bazı bilinmeyen nedenlerden oluşmuş olabilirler.
Çocukluğun erken dönemindeki görme kayıplarının bir nedeni de göz tansiyonu yani karasudur. Bu rahatsızlık gene öncelikle akraba evliliği olan kişilerin çocuklarında görülür. Başlangıçta basit sulanma şikayeti ve ışıktan rahatsızlık duyma ile başlayan hastalıkta daha sonra göz büyümesi meydana gelir. Görme tabakalarında su birikmesi nedeni ile göz buzlu cam görüntüsünü alır. İlaçla tedavisi sınırlı olan bu hastalığa cerrahi müdahale gereklidir. Aksi takdirde görme sinirinin ölmesi ve ileride gözün delinmesi söz konusu olacaktır. Cerrahi tedavi ise umut vericidir.

Kalıtsal görme azlığına neden olan hastalıklardan bir başkası ise tavuk karası adı ile bilinen retinitis pigmentosadır. Tedavisi olmayan bu hastalıkta akraba evlilikleri rol oynar. Görme tabakasının yavaş yavaş harap olması ile seyreder. Loş ışıkta ve karanlıkta az görme şikayeti ile başlar görme alanının giderek daralmasına yol açar. Bu hastalığın dereceleri ve çeşitli tanımları mevcuttur. Bazıları erken görme kaybına neden olurken bazıları ise yetişkin yaşlarda hafif görme kaybına neden olabilir.
Her yaşı ilgilendiren göz kazaları, hafif görme bozukluğundan gözün tüm kaybına kadar yol açabilmektedir. Bu durumlarda acil müdahale, gözün tamiri, iltihabı olayların önlenmesi ve kalıcı zararların oluşmasını engellemek açısından son derece önemlidir. Bu gibi kazaların göze bıraktığı sekellerin birçoğu günümüzde kornea nakli ve diğer modern cerrahi yöntemleri ile tedavi edilebilmektedir.
Çocukluk çağında görme kaybına yol açan hatta hayati önemi olan bir hastalıkta göz içi tümörüdür. Bu hastalıkta da kalıtım faktörü önemlidir. Gözbebeğinde gri bir parlaklık ile fark edilir. Tümörün ilerlemesi gözün kaybına neden olabileceği gibi yanılma riski de mevcuttur. Erken teşhis hayati öneme sahiptir.
YETİŞKİNDE KÖRLÜĞE YOL AÇAN SEBEPLER
DİABET
Şeker hastalığı, gözde çeşitli bozukluklara yol açabilir. Göz enfeksiyonlarının sıklığı, göz adale felçleri, katarak gelişmesi diabete bağlı göz komplikasyonları arasında sayılabilir. En önemli komplikasyon ise, diabet sürecinin uzaması ve düzensiz kan şekeri seviyeleri ile orantılı olarak göz dibinde retina adını verdiğimiz görme tabakasında kanamalar ödem ve yeni damarlanmalar ile seyreden diabet retionopatisidir. Bu hastalıkta görme merkezinin kanama ve ödem ile etkilenmesi ile hastanın görmesi giderek azalır. Yeni damarların çatlaması ise büyük göz içi kanamalarına ve gözün kaybına sebep olabilir.
Şeker hastalığının iyi kontrol edilmesi, birlikte olabilen yüksek kol tansiyonunun ve böbrek bozukluğunun tedavisi, bu komplikasyonunun oluşması veya ilerlemesi üzerinde etkilidir.
Hastalık oluşmuşsa en önemli tedavi yöntemi; göz anjiografisi adı verilen göz dibi damarlarının özel fotoğraflarını aldıktan sonra uygulanan lazer tedavisidir. Lazer fotokoagülasyon adını verdiğimiz bu yöntem özellikle çok ilerlememiş durumlarda görmenin korunmasını %70-80 oranında sağlamaktadır. Ancak çok ilerlemiş durumlarda vitrektomi adı verilen özel aletlerle yapılan ameliyat, birçok göz için kurtarıcı olmaktadır. Bir diabet hastasının 3-6 aylık aralarla muntazam bir şekilde göz kontrolü yaptırması, bu komplikasyonun henüz başlangıç durumlarda teşhisini sağlamakta tedavide başarı şansıda o derece yüksek olmaktadır.
YÜKSEK KOL TANSİYONU DAMAR SERTLİĞİ
Yüksek kol tansiyonu ve sıklıkla birlikte mevcut olan damar sertliği bütün vücut damarlarını bu arada göz damarlarını da etkilemektedir. Yüksek kol tansiyonuna bağlı göz dibi kanamaları, damar tıkanmaları, görme kaybı ile sonuçlanabilir. Yine bu hastalarda görme sinirini besleyen damarların tıkanması da bir körlük nedenidir.
Bu hastaların kol tansiyonlarını düzenli takip etmeleri, rutin kan muayenelerini düzenli yaptırmaları, diyet ve spora önem vermeleri iç hastalıkları uzmanının kontrolünde olmaları bu gibi komplikasyonların oluşmasını önleyecektir.
Bu gibi hastaların periyodik göz kontrollerini yaptırmaları gereklidir. Göz hekimi, göz damarlarının durumu hakkında bilgi vereceği gibi herhangi bir komplikasyon oluştuğunda gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacaktır.
GÖRME TABAKASI VE SİNİRİNİ ETKİLEYEN DEJENARATİF-İLTİHABİ HASTALIKLAR
Bu grup hastalıkta bilinen veya bilinmeyen bir sebeple, görme tabakası, görme merkezi veya siniri bozulabilmekte ve körlüğe neden olabilmektedir. Bu gibi bozukluklarda sebebe veya hastalığın durumuna göre ilaç veya lazer tedavileri ile görmenin kazanılmasına veya korunmasına yardımcı olmaktadır.
GÖZ TANSİYONU (GLOKOM)
Glokomun en yaygın şekli olan açık-açılı glokom sinsi başlayan ve yavaş gelişen bir hastalıktır.
Glokomun bu tipi kolaylıkla kontrol altında tutulabildiği halde, genellikle, tamiri mümkün olmayan görüş kaybı oluşturduktan sonra, teşhis edilir.

Açık açılı glokom, gözün içinde mevcut olan sıvının artışına bağlı basıncın, optik siniri oluşturan hassas lifleri harap etmesine bağlanır. Genellikle belirli semptomları olmadığı ve aşamalı olarak gelişip, görüşü kademeli olarak etkilendiğinden glokom çabuk teşhis edilemez. Tedavi uygulanmadığı durumlarda, optik sinir bozulmaya ve sonuç olarak görüş alanı daralmaya başlar. Maalesef bir çok insan, görüş alanı daralıncaya kadar, görüşmelerdeki kademeli kaybı fark etmez, optik sinir harabiyeti durdurulmadığı takdirde, glokom tünel görüşe neden olur ve sonuç körlüğe varır. Glokomdan doğan körlük tedavi edilemez.
Kırk yaşı aşkın her kişi açık-açılı glokom şüphesi ile karşı karşıyadır. Özellikle ailesinde Glokom hikayesi olan kişiler bu hastalığa adaydır.
Glokomun diğer çeşitleri açık-açılı glokom kadar sık görülmez. Açı kapanması glokomu ciddi ağrı, bulantı, göz kızarması ve bulanıklığa neden olur. Tıbbi müdahalenin gecikmesi halinde bir iki gün içerisinde körlüğe sebep olabilir.
İkinci dereceden glokomları; geçirilmiş ameliyat sonrası ilerlemiş katarak, yara tümör veya göz iltihapları gibi diğer etkenlerden oluşabilir.
Ciddi önem taşıyan neovascular glokom diabete ve diğer göz dibi damar hastalıklarına bağlı olarak çıkabilir.
Glokom hastalığında göz tansiyonunun düşürücü ilaçlar, lazer, ameliyat gibi tedavi yöntemleri mevcuttur. Amaç, göz tansiyonunu düşürerek görme sinirinin ve görme alanının bozulmasına engel olmaktadır.
KATARAKT
Görme azlığına neden olabilecek bir başka hastalık ise katarakt veya beyaz su delinen göz merceğinin keşifleşmesidir. Kataraktlar doğuştan olabilirler veya ileri yaşlarda ortaya çıkabilirler. Bazen de göze bir darbe neticesinde çok kısa sürede gelişebilirler. Gözde geçirilmiş hastalıkların sonucunda veya diabet gibi sistemik bir hastalığa bağlı olarak gelişebilirler. İlaçla herhangi bir tedavisi olmayan bu hastalığın çözümü cerrahi yöntemle olur. Günümüzde katarakt cerrahisi en yüksek başarıya sahip olan ameliyattır. Hasta ameliyet sonrasında gözlük veya kontakt lens takar, ancak modern cerrahi yöntemlerde gözün içine perde alındıktan sonra yeni yapay bir lens yerleştirilir. Sonuçlar yüz güldürücüdür.
Gene ameliyat ile tedavisi gerçekleştirilmesi gereken bir hastalık retina dekolmanı adı verilen görme tabakalarının yırtılarak birbirinden ayrılmasıdır. Bu hastalıkta kişi görme alanının bir mölümünün karanlık bir duvar ile kaplı olduğunu görür. Bu durumda kişi hemen bir göz hekimine başvurmalıdır ve birkaç gün içinde ameliyat edilmelidir. Çok uzun bir vakit kaybı ameliyatında başarısını düşürecektir.
Ülkemizde körlüğün önemli nedenlerinden bir tanesi Behçet Hastalığıdır. Bu hastalık gözde nüksler ile seyreden iltihaplar yapmaktadır. Tecrübeli bir merkezin takibi altında tedavi edilen hastalarda görme bozukluğu en alt seviyelerde tutulabilir. Gözün haricinde ağızda aftlar ve cinsel bölgede yaralar ile kendini gösteren bu hastalık tedavi ile tümüyle ortadan kalkmaz ve kişiye, tıpkı şeker hastalığı gibi ömür boyu arkadaşlık eder. Ancak ilaçlar ile kontrol altında tutulabilir. Behçet dışı göz iltihapları da aynı şekilde uzun seyirlidir ve sıkı takip ile ilaç tedavisi gereklidir.
GÖZ TÜMÖRLERİ
Nadirde olsa gözün kapaklar gibi dış kısımlarında veya göz içinde gelişebilen tümörler, giderek gözün harap olmasına ve körlüğe yol açarlar.
Bu Gibi Tümörlerin Tedavisinde Cerrahi Yöntemler Radyoterapi, Krioterapi (Dondurma yolu ile) Fotokoagülasyon gibi çeşitli tedavi yolları kullanılmakta ve gözün kazanılmasına çalışılmaktadır.
GÖZ SAĞLIĞI AÇISINDAN NELERE DİKKAT ETMELİDİR?
Gözlerimizin sağlığı açısından başta gelen konu düzenli ve vitamin yönünden zengin beslenme, düzenli uyku ve sağlık şartlarına dikkat edilmesidir. Işık şartları da önemlidir. Özellikle okuma, TV seyretme gibi gözün sürekli ve dikkatli kullanılması durumlarında ne kamaşma yapacak kadar parlak ışık ne de görmeyi güçleştirecek kadar az ışık olmalıdır. Işık kaynağı, yazarken sağ elini kullanan kişinin sol omuzu ve başı üstünden gelmelidir. Parlak güneş ışığının ültraviyole etkisinden korunmak için güneş gözlükleri gerekli olduğu gibi değişik ışık kaynaklarına meslek veya diğer amaçlarla maruz kalabilecek kişilerin koruyucu gözlük kullanmaları şarttır.
Ayrıca okuma mesafesi (30-40 cm), TV seyretme uzaklığı 3-4 mt’den az olmamalıdır.
Gözlerin periyodik kontrolleri yapılmalı görme ve gözün sağlıklı olduğu bilinmelidir. Özellikle şeker hastalığı gibi gözü direkt etkileyen sistemik bir hastalığa sahip kişiler bu kontrollerini 6 ayda bir mutlaka yaptırmalıdırlar.
Bu şekilde: bu önemli organımızı koruyabilir veya herhangi bir tehlike karşısında gereken tedbiri alabiliriz.

Prof. Dr. Neşe HATTAT
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Göz Hastalıkları Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi

admin

Yorum gönder

26
Mar
2008

Kaç çeşit Şaşılık vardır ?
Bir kaç çeşit sınıflama mevcut olmasına karşın, burada kısaca en sık görülenlerden bahsedilecektir.

Küçük Yaşta Kaymalar :
Nedenleri :
Zor Doğum,
Zor hamilelik dönemi veya Hamilelikte geçirilen ağır hastalıklar
Annenin hamilelik sırasında bazı ilaçları kullanması
Anne-baba’nın Akraba olması ( Kan Bağı çook uzaktan bile olsa!! )
Küçük yaşta geçirilen ağır ve ateşli hastalıklar
Küçük yaşta geçirilen havaleler
Şiddetli Düşme
Görme bozukluğu olanlar
Ailede gözü kayan veya göz bozukluğu olanlar
Çeşitleri :
- Tek Gözde devamlı Kayma :
En sık rastlanan türdür. Genelde içe kayma şeklindedir ve kaymaya sıklıkla Hipermetropi veya Hipermetropik Astigmatizma eşlik eder.
Bazen de dışa kayma şeklindedir ve buna da genellikle Miyopi / Miyopik astigmatizma eşlik eder.

- İki Gözde Kayma: Bu çeşit kaymalarda anne-baba daha üzgündürler; halbuki iki gözün kayması daha kolay tedavi edilir.
- İki Gözde Arada Kayma
- Tek Gözde Arada Kayma
Bu son iki tür genelde daha kolay tedavi edilirler.
Tedavi : Nedene yöneliktir; ama burada en sık rastladığımız Tek Gözde Devamlı Kayma’ nın tedavisi üzerinde duracağız.
En önemlisi çocuğun Göz Doktoruna erken götürülmesidir: çünkü 1 yaşında 2 ayda düzeltilebilecek kayma, 4 yaşında 2 senede, 7 yaşında 3 senede, 10 yaşında 4 senede belki düzelebilir !!!

Önce varsa görme kusuru düzeltilmeli ve gerekli gözlükler verilmelidir.

Sonra gerekirse kapama yapılmalıdır.

Eğer kapama yapılamazsa, göz bebeğini büyütücü ilaçlarla kapama etkisi sağlanmalıdır.
Gerekirse özel aletlerle pleoptik tedavi uygulanmalıdır.
Yeterli olmayan durumlarda cerrahi müdahale yapılmalıdır Ama şu nokta asla unutulmamalıdır:
Ameliyat ile estetik yönden kayma düzeltilir, fakat göz tembelliği ne yazık ki düzeltilemez !!!
İleri Yaşlarda Göz Kaymaları:
Genelde trafik kazası, darbe gibi travmalardan sonra veya Diyabet, Beyin veya Göz tümörleri gibi nedenlerden oluşurlar ve tedavileri nedene yöneliktir.

admin

Yorum gönder

26
Mar
2008

Laser tedavisi ağrılı bir işlem mi?

Hayır, Göz damlalarla uyuşturulduğu için lazer tedavisi sırasında hiç ağrı, acı duymuyorsunuz.

Laser tedavisi ne kadar sürüyor?

Bir göz 4-5 dakika sürüyor. Laser ışının uygulandığı süre saniyeler mertebesinde.

 

Sonuçlar ne kadar başarılı?

Genel istatistiklere göre laser olan hastaların yaklaşık %97’si ehliyet alabilecek bir görmeye sahip oluyorlar. Bizim istatistiklerimize göre ise göz tembelliği olmayan hastalarımızın tamamı tek uygulamayla ehliyet alabilecek görmeye kavuşuyorlar. Genel kanının aksine göz numaraları ne kadar düşükse tek müdahele ile tam düzelme ihtimali o kadar yüksektir.


Laser tedavisinde körlük riski var mı?

Hayır, böyle bir risk yok. Körlük ancak gözün arkasındaki retina tabakasının, görme sinirinin ya da beynin görme merkezinin zarar görmesiyle oluşur. Oysa excimer laser tedavisi ve LASIK gözün arkasına değil önünde bulunan kornea tabakasına uygulanır. Kornea tabakanız tamamen harap olsa bile -ki böyle bir durum olamaz- değiştirilebilir.

Göz tedavisinde kullanılan pek çok çeşit laser var. Şeker hastalığı, yaşa bağlı görme merkezi dejeneransı ve damar tıkanıklığına bağlı retina hasarlarında da başka tür laser uygulanmaktadır ve bu hastalar retina hastalıklarının ağırlığı nedeniyle kör olabilmektedirler. Genellikle bu farklı laser müdahaleleri karıştırılmaktadır. Ayrıca ağır miyopisi olanlarda da laser tedavisine bağlı olmadan, göz yapısından kaynaklanan retina problemleri fazla olmaktadır. Bunlar da körlüğe yol açabilmektedir. Bunların hiç birinin Excimer laser, LASIK tedavisiyle alakası yoktur.


Uzun dönemde LASIK’in herhangi bir negatif sonucu var mı?

Excimer laser dünyada 1981′den beri refraktif cerrahide kullanılmaktadır ve şimdiye kadar hiç bir kısa ve uzun dönem göz hasarı bildirilmemiştir.


Sonucu hemen görebilecek miyim?

Hastaların çoğu laser tedavisinden hemen sonra görüşlerinde iyileşme farkederler. Tedaviden hemen sonra görüş suyun arkasından bakıyor gibidir. 4 saat sonra daha net bir görüş olur. Ertesi gün de genellikle sonucun %80′ine ulaşılır. Kalan %20 iyileşme ise genellikle 1-2 hafta içinde olur.


LASIK tedavisi sonrası kısıtlamalar var mı?

15 gün gözlerin oğuşturulmaması, 3 gün gözleri deniz ve havuza sokmamak gereklidir.

Ne zaman araba kullanabilirim?

Hastaların çoğu ertesi gün gözlüksüz ve kontakt lenssiz araba kullanabilirler. Ayrıca ek bilgi olarak da ehliyet sınavını gözlüksüz geçebilirler.


Ne zaman işe başlayabilirim?

Hastaların çoğu ertesi gün normal aktivitelerine dönebilirler.

Düzelme kalıcı olacak mı?

LASIK tedavisi kalıcı bir tedavidir. Kornea stabil bir doku olduğu için laserle üzerinde yapılan değişiklikler kalıcıdır. Nadiren bazı kişilerde yapılan düzeltmede minimal bir gerileme olabilir. Bu da eğer gerekirse LASIK’le tekrar düzeltilebilir.

Lazer tedavisi olduktan sonra numaraların geri geldiğini duyuyoruz, bu doğru mu?

Evet doğru duymuşsunuzdur. PRK yönteminin uygulandığı kişilerin bir kısmında numaralarda bir miktar geri gelme görülebilir. LASIK’te ise yüksek numaralarda 6 aya kadar minimal bir gerileme görülebilir, uygulama bu durum göz önüne alınarak hesaplanmalıdır.


Lazer tedavisi olduktan sonra ilerde hipermetrop olunduğunu duydum. Doğru mu?

Hayır, doğru değil. Bu konuyla ilgili halk arasında bir yanlış anlama var. Lazer tedavisi olsun veya olmasın her insanda 40 yaşını geçtikten sonra yakını görme güçlüğü başlar. Biz tıpta buna presbiyopi diyoruz. Presbiyopide hipermetropi gibi + yani ince kenarlı mercekli gözlük kullanıldığı için presbiyopi ve hipermetropi birbirine karıştırılıyor. Presbiyopi ile hipermetropi arasındaki önemli farklardan biri hipermetropların (+) gözlüklerini sürekli takmaları gerekirken presbiyopların sadece yakın için bu gözlüğe ihtiyaç duymalarıdır.

Eğer hipermetropi ile kast edilen presbiyopi ise laser tedavisinin bu doğal proses üzerinde bir etkisi yoktur. Çünkü presbiyopi göz merceğinin odaklama işlevinin azalmasından kaynaklanır oysa laser tedavisi kornea üzerinde yapılan bir odaklama ayarıdır.

Bununla birlikte bilinmesi gereken bir nokta vardır. Bu da 1-2 derece miyop olan kişilerin odak noktaları normal insanlardan daha yakına ayarlı olduğu için yaşlanmayla ortaya çıkan presbiyopi odak noktalarını uzaklaştırsa da yine de yakını görmelerine engel olmaz. Yani kişi eğer 1 veya 2 derece miyopsa presbiyopi için yakın gözlüğü takmasına gerek kalmaz. Uzağı net görmek için taktığı gözlüğünü yakına bakarken çıkarıp okuyabilir.

Bu durumu anlamak için şöyle bir hesabı bilmekte yarar vardır:
Uzağı çok iyi gören 40 yaşında birisi yakını net görmek için +1 gözlük kullanırken 50 yaşında birisi +2 yakın gözlüğü kullanır. Buna karşılık -1 miyopu olan kişinin ise 40 yaşında +1-1=0 hiç yakın gözlüğüne ihtiyacı yoktur. Aynı kişi 50 yaşında +2-1=+1 yakın gözlüğü takar. Dolayısıyla 40-50 yaşlarında -1 veya -2 göz bozukluğu olan kişilerin laser tedavisiyle miyoplarının tam düzeltilmesi eğer yakın görmeleri önemliyse pek uygun değildir. 40 yaşın üstünde olup hem yakın hem de uzak gözlüğe bağımlılıktan kurtulmak isteyenler laserle monovizyon yöntemiyle bunu sağlıyabilirler.

40 yaşın altında yakın görmeyle ilgili bir problem olmadığı için bu kişilerin miyopisi laser tedavisiyle tamamen düzeltilebilir. Böylece hem uzağı hem de yakını net görebilirler.

LASIK uygulamasının herhangi bir riski var mı?

Her girişimin riski vardır, doğal olarak LASIK’in de vardır. Fakat bunlar minimaldir ve hiç bir zaman körlüğe ya da görmenin ciddi boyutlarda bozulmasına yol açmazlar. Daha fazla bilgiye ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir kere laser tedavisi olunca tekrar laser olunamayacağını söylüyorlar. Bu doğru mu?

Hayır, tekrar laser tedavisi olunmasında herhangi bir sakınca yok. Hatta özellikle yüksek miyoplarda 6 ay beklenip ikinci laser uygulaması tercih edilebilir. Amerikalılar bunu golfe benzetiyorlar. Birincide deliğe yaklaşıp ikincide deliğe topu sokmak gibi. Hatta İngilizce bilenler için buna “enhancement” ya da “touch-up” diyorlar.

Laser tedavisi sonrası kontakt lens kullanılamayacağı söyleniyor. Doğru mu?

Hayır. İsteyen dilediği renkli kontakt lensi kullanabilir.

Laser tedavisi sonrası katarakt ameliyatı ya da başka göz ameliyatı olunamayacağı doğru mu?

Hayır, sadece katarakt ameliyatı öncesi yapay göziçi merceğinin gücünü hesaplarken dikkat edilmesi gereken hususlar var. Bu konuda bizim dünyaca site edilen çalışmalarımız ve America Journal of Ophthalmology’de yayınlanmış yayınımız var. Dileyen göz doktoru ve hastalara bu konuda daha ayrıntılı bilgi verebiliriz.

Gözlüklerimden kurtulayım derken olan görmemi de kaybetmekten korkuyorum. Bu işi güvenli bir şekilde nasıl yaptırabilirim?
Doğru ellerde, doğru koşullarda, doğru hastaya yapıldığı zaman lazer tedavisinde risk yok denecek kadar azdır. Time dergisi doğru elleri tanımlarken saydam tabaka konusunda üst ihtisas yapmış göz cerrahlarının kötü bir durumla karşılaşma riskini en az 5 kez azalttığını yazmıştır. Doğru koşullar kesinlikle kampanya koşulları değildir. Eğer bir yerde Türk Tabip Odasının belirlediği fiyatların altında lazer uygulanıyorsa ne kadar ünlü ve süslü bir merkez olursa olsun buradan uzak durun. Bir uygulamanın ideal koşullarda yapılmasının belirli bir maliyeti vardır ve bu belirlenmiştir. Uygulama şartlarının denetlenmediği bir ülkede ticari kuruluşların karlarını azaltacağını düşünmek safça olur. Yaşam boyu görmenizi belirleyecek geri dönüşümsüz bir uygulamada tasarrufa kaçtığınıza ömür boyu pişman olabilirsiniz.

Laser tedavisi için çok farklı fiyatlar duyuyorum. Kafam karışıyor. Neyi araştırmalıyım?

İngilizce’de bir söz vardır: “You get what you pay for” yani “ne öderseniz onu alırsınız”. İnsanların içinde ucuza bir şeyi satın alma isteği genellikle vardır, bu görmeniz gibi değerli bir şey olsa da aynı güdünün etkisi altında kalırsınız. Bu güdünüzün farkında olan sağlık tacirleri farkı anlamayacağınızı umarak kendilerince mümkün olan her türlü tasarrufa gitmeyi kazanç kabul ederler. Söz konusu bir ameliyat ta olsa onlar açısından ticaret ticarettir. Bu nedenle sizi çekmek için kampanyalar yaparlar. İşportadan aldığınız bir pantalonu beğenmezseniz atarsanız, ucuza aldığınız bluz iki yıkamada bozulursa giymezsiniz olur biter. Fakat ucuza gözlerinizi tedavi ettireyim derken başınıza gelebilecek problemlerden ne yazık ki bu kadar kolay ve ucuza kurtulamazsınız. Bu şartlarda laser tedavisi olmak sizi kornea naklinden tutun da sarılık, AIDS gibi bulaşıcı hastalıkların kucağına bile itebilir. Değil Türkiye, Amerika’da bile bu nedenlerle büyük cezalarla kapatılmış laser merkezleri bulunduğunu bilmekte yarar var.

Ne yazık ki sağlık uygulamalarının yeterince denetlenemediği ülkemizde hiçbir standard yok. Maliyeti düşürmek için en çok kullanılan malzemelerden, cihazdan, cihazın bakımından, kalibrasyonunun kontrolünden, çalıştırılan personelden tasarruf yapılıyor.

Fiyat alırken elmayla armudu karşılaştırmadığınızdan emin olun. Fakat sorduğunuz sorulara doğru yanıt alıp alamayacağınız da şüpheli. Ucuza tedavi yapan yerlerden bazı yazılı garantileri alıp alamayacağınızı kontrol etmenizi tavsiye ediyoruz. Örneğin göz numaralarınız düşmediği takdirde ikinci bir laser tedavisinin ücretsiz yapılıp yapılmayacağını, ücretsiz kontrol sürenizin ne kadar olduğunu (en az 1 yıl), bu ücrete laser tedavisi öncesi muayene ücretinin, test ücretlerinin dahil olup olmadığını, laser tedavisi sonrası damlalarınızı, ilaçlarınızı içeren bir paketin verilip verilmediğini vb.

Biz kesinlikle en iyi şartlarda uygulama yapmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyor ve elimizden geleni yapıyoruz.

admin

Yorum gönder

26
Mar
2008

Kataraktın kelime anlamı “hızla aşağı doğru akan su” ya da başka bir deyimle “çağlayan” dır. Bu benzetmenin ilk kullanımı 11. yüzyıla kadar dayanmakta olup, arapça aynı anlama gelen “nuzul-el-ma” kelimesinin latince ifade edilmesiyle ortaya çıkmıştır, halkımız arasında da yine aynı benzerlikten dolayı “ak su” ifadesi kullanılmaktadır.Katarakt hastalığı, saydam olan göz merceğinin bu saydamlığını yitirmesi ve gözbebeğinden normalde alınan siyah reflenin, yerini opak-beyaz refleye bırakması ile karakterizedir. Tarih boyunca, bu beyaz refle, hızla akan suyun aldığı renge benzetilerek “katarakt” terimi kullanılmıştır, halen de tüm dünyada aynı ortak bir terim kullanılmaktadır.

Kataraktla birlikte renkler canlılığını kaybeder, görme azalır : Bulanıklaşan göz merceği, dışarıdan gelen ışıkların göz içine, görme noktasına ulaşmasını engeller, böylelikle kataraktlı hastalarda görme bulanıklaşır ve görme kalitesi düşer. Başlangıçta kataraktlı hastaların görmeleri henüz belirgin olarak azalmasa da dünyayı daha soluk ve cansız görürler. Başka bir deyişle katarakt gelişimi ile dünyaya açılan pencelerimize yavaş yavaş bulanık bir perde inmektedir. Diğer belirtiler ise özellikle aydınlık ortamlarda gözlerde kamaşma, gözlük numaralarında hızla değişme şeklinde özetlenebilir.
Yaşlılık kataraktında bir yandan görme bulanırken, diğer yandan da özellikle mavi renkte azalma, sarı renkte artma şeklindeki renk görme bozukluğunu görmekteyiz

Yaşamının ileri yıllarında, gelişen kataraktına bağlı olarak, ünlü ressam Van Gogh’un resimlerinde de sarı hakimiyetini dikkat çekicidir
Diabetik kataraktta ise, loş ortamda normale yakın görmeye karşın ışıklı ortamda azalan ve ışıkların etrafında halolar görmeyle karakterize görme yakınması belirgindir. Bu kişiler araç kullanırken, otomobil farlarından fazlaca etkilenirler. Bazen bu yakınma, normal oda aydınlatmasında ve loş ortamda iyi görebilen bir araç sürücüsü için ameliyat nedeni olabilir.

Diabetik kataraktta özellikle ışıklı cisimlere bakarken ortaya çıkan görme bozukluğu dikkat çekicidir.

Katarakt gelişimini önlemek mümkün mü?
Katarakta neden olabilecek pek çok hastalık, ilaç ve çevresel faktör mevcuttur. Ancak, katarakt gelişiminin en önemli nedeni yaşın ilerlemesidir. İlerleyen yaş, nasıl bazı insanları diğerlerinden daha erken ve daha fazla etkiliyorsa, katarakt da bazı insanlarda daha erken ve belirgin olarak ortaya çıkar, ama yaşlanma önlenemedikçe, kataraktın da önlenmesi mümkün görünmemektedir. Günümüzde henüz katarakt gelişimini engelleyecek veya bulanıklaşan lensi tekrar saydamlaştıracak tedavi yöntemi bulunamamıştır.

Diabetik kişilerde katarakt iki kat sık görülür
Bazı hastalıklarda, özellikle de “Diabet”te katarakt sıklığı artmaktadır. Diabetli hastalarda hem yaşa bağlı katarakt daha erken ortaya çıkmakta, hem de yaşlılık kataraktından çok daha erken yaşlarda diabete bağlı katarakt görülmektedir. Diabetli hastalarda hastalık süresi, kan şekeri kontrolü ve yaş, katarakt gelişiminde etkilidir. Gelişiminde çok sayıda faktörün etkili olduğu kataraktın, önlenmesi de buna bağlı olarak güçleşmektedir. Ancak, diabet hastalarında iyi kan şekeri kontrolü kataraktın ilerlemesini yavaşlatabilir.

Kataraktın tedavisi ameliyattır
Oldukça sık görülen bir hastalık olduğundan, katarakt ameliyatının tarihçesi de milattan önce 2000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Yani 4.000 yıl önce de katarakt ameliyatı yapılıyordu. Tarih kitaplarında ilk katarakt ameliyatının Babil’de, bulanıklaşan göz merceğinin göze uygulanan bir darbe ile göz içine düşürülmesi şeklinde yapıldığı bildirilmektedir. Bulanıklaşan ve bağları güçsüzleşen mercek, gözün içine (vitreusa) düşürülerek, görme hattında yarattığı bulanıklık ortadan kaldırılıyordu. Yüzyıllarca bu ilkel, ancak başarılı teknik kullanıldıktan sonra 1747′de, yani bilinen ilk katarakt ameliyatından 3750 yıl sonra, daha modern bir teknik geliştirilmiş, bulanıklaşan mercek, göziçine düşürülmek yerine gözün dışına alınmaya başlanmıştır. Alınan merceğin yerine, bir başka mercek konulmadığı için, katarakt ameliyatı olan hastalar 1950′li yıllara kadar çok kalın camlı (10-13 dioptri) gözlüklere ihtiyaç duymuşlardır. İkinci dünya savaşında İngiliz savaş uçaklarının gölgeliklerinin yapımında kullanılan plastiğin, çatışmalar sırasında pilotların gözüne kaçtığı ve gözde yabancı cisim reaksiyonu yaratmadığı gözlenmiş, ilk göz içi merceği fikri bu şekilde doğmuştur. 1990′lı yıllara kadar, sert göz içi mercekleri başarıyla uygulanmış, son yıllarda katlanabilen (yumuşak) merceklerin geliştirilmesiyle günümüzdeki modern ameliyat tekniklerine ulaşılmıştır. Göziçi mercekleri, diğer organ protezlerinin aksine, bir daha değiştirilmesine gerek olmamak üzere, göziçine yerleştirilmekte, kişinin eskitemeyeceği kadar uzun süre yerinde kalmaktadır.

En konforlu ameliyat !
Sadece göz damlası ile sağlanan anesteziyi takiben dikiş gerektirmeyecek kadar küçük bir kesiden göz içine girilmekte, bulanıklaşan mercek ultrasonik ses dalgaları ile temizlenmekte ve yerine hasta için uygun göz içi lensi takılmaktadır. Ameliyat öncesi yapılan ölçümler sayesinde her bireyin ihtiyacı olan lens gücü belirlenmekte, bu sayede ameliyat sonrası gözlük ihtiyacı da en aza indirilmekte, hastanın beklentileri de göz önüne alınarak ideal gözlük numarasının elde edilmesi mümkün olmaktadır. Bu gelişmeler ve elde edilen başarılı sonuçlar dikkate alındığında katarakt ameliyatının en konforlu cerrahi girişim olduğu ortaya çıkmaktadır. Her görme azlığının tek nedeni katarakt olamayacağından, kişinin bu ameliyattan ne kadar yarar göreceği, ameliyat öncesi muayenelerle değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme, kataraktı bembeyaz hale gelmemiş, yani henüz gözdibi muayenesi yapılabilen olgularda % 100′e varan güvenilirliktedir.

Ameliyat kalitesinin artması ile paralel olarak, ameliyat zamanlaması da değişmiştir. Bugün katarakt ameliyatının zamanı, hastanın ihtiyaç duyduğu andır. Kişinin günlük aktivitesi, mesleki özellikleri dikkate alınarak hekim ile hasta birlikte ameliyat zamanını belirlemelidir. Net görmenin önemli olduğu mesleklerde kataraktın çok erken evrelerinde ameliyat yapılarak, görme kalitesini artırmak mümkündür.

Katarakt tekrar eder mi ?
Başarılı bir katarakt ameliyatından sonra kişide tekrar katarakt gelişmesi mümkün değildir. Çünkü kişinin opaklaşan merceği alınmış, yerine yapay bir mercek konulmuştur. Ancak, katarakt ameliyatı geçirmiş kişilerde, yapay merceği yerleştirdiğimiz yer, doğal mercek zarına (kapsülüne) ait ceptir. Bu zar (doğal merceğin kapsülü) zamanla opaklaşabilir ve hasta katarakt ameliyatından önceki gibi bulanık-mat görmeye, ışıkların etrafında halolar görmeye başlayabilir. Bu durumda, aynen bir göz muayenesi olur gibi, lazer bağlantılı biomikroskopa yüzünü yerleştiren hasta, tamamen ağrısız olmak üzere, opaklaşmış lens kapsülünün merkezinde yaratılan açıklıkla, önceki iyi görmesine kavuşturulur.

Diabetli hastaların yarısı hayatında bir kez ameliyat olmaktadır ve katarakt ameliyatı yapılan hastaların %10′unu diabetliler oluşturmaktadır. Lokal anestezi, diabetik olguların da sistemik durumlarına bağlı herhangi bir kısıtlama olmaksızın ameliyat olabilmelerine imkan sağlamaktadır. Bazen hastaların görme ihtiyaçları, bazen diabetik retinopatinin takibi ve laser fotokoagülasyon ile tedavisi için katarakt ameliyatı kaçınılmazdır. Ancak modern teknolojinin, tıbba sunduğu imkanlarla, katarakt ameliyatı bugün korkulacak bir girişim olmaktan çıkmış, en konforlu ameliyat haline gelmiştir. Aydınlık ve güzel günler dileğiyle…

Hazırlayanlar :
Op. Dr. E. Deniz Eğrilmez
Op. Dr. Sait Eğrilmez

admin

Yorum gönder

18
Mar
2008

Gozde kizariklik, agri ve gorme azalmasi tarzinda bulgular vardir. Etken faktore yonelik tedavi uygulanmalidir. Topikal goz damlalari, sistemik tedavi ve bazi olgularda lazer tedavisi uygulanabilir. Agir olgular hastanede yatirilarak tedavi uygulanmalidir ve cerrahi tedavi gerekebilir.

admin

Yorum gönder

18
Mar
2008

Allerjik, mikrobik, kimyasal konjonktivitler olabilir. Gozde akinti, sulanma, kasinti, yabanci cisim hissi ve yanma tarzi sikayetler olabilir. Tedavisi goz damlalariyladir, agir durumlarda sistemik tedavi gerekebilir

admin

Yorum gönder

18
Mar
2008

Retina gormemizi saglayan isiga duyarli hucreleri (kon ve rodlar) ile sinir liflerini iceren bir tabakadir. Retina hastaliklari gormede ciddi ve kalici bozukluklar yapabilir. En fazla gorulen retina hastaliklari:
1. Seker hastaligina bagli bozukluklar,
2. Retina dekolmani,
3. Retina ici ve alti kanamalar,
4. Retina altinda sivi birikmesi,
5. Retinanin damarsal hastaliklari,
6. Dogumsal ve herediter hastaliklar,
7. Yasa bagli makula hastaliklari (YBMD),
8. Retina Tumorleridir.
Tedavi Yontemleri: Bozuklugun tipine gore, tibbi tedavi, lazer tedavisi ve cerrahi tedavi seklindedir.

Erken teshis tedavinin ilk basamagidir,bu nedenle goz Check-Up’inda standart goz muayenesine ek olarak yapilmasi gereken muayeneler;

Ekzoftalmometre ile kontrol, Derinlik hissi muayenesi, Renk gorme muayenesi, Korneal topografi, Konfrontasyon testi, Goz ultrasonografisi, Biometri, Pakimetri, Goz yasi testi: Schiermer testi ve Florescein kirilma testi, Kontrast duyarlilik testi.
GOZ TUMORLERi

Cocuklarda gozbebeginde beyazlik oldugunda, gozun renkli kisminda renk degisikligi gelistiginde ve sebepsiz yere gormenin azaldigi durumlarda goz tumorleri yonunden inceleme yapilmalidir. Goz kapaklarinda buyume gosteren kitlelerden gerekirse biyopsi alinmalidir. Goz tumorlerinin tipine, yerlesim yerine ve hastanin yasina gore, lazer tedavisi, kriyoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedavi gerekebilir.

admin

Yorum gönder

18
Mar
2008

Odaklanan isigin gormemizi saglayan retina tabakasinin onune veya arkasina dusmesi sirasiyla miyopi ve hipermetropi olarak adlandirilan gorme kusurlarina yol acar. Kornea adini verdigimiz saydam tabakanin dikey ve yatay ekseni arasindaki kirma dereceleri arasinda bir fark varsa bu durum da astigmatizma adi verilen kirma kusuruna sebep olur.
Miyopinin duzeltilmesinde gozluk, kontakt lens ve refraktif cerrahi yotemler (radyal keratotomi, excimer laser, LASIK) uygulanabilir. Hipermetropinin duzeltilmesinde gozluk, kontakt lens ve refraktif cerrahi yontemler (Termokeratoplasti, excimer laser vb) kullanilabilir. Astigmastizmanin duzeltilmesinde gozluk, torik yumsak kontakt lensler, gaz gecirgen kontakt lensler, ve refraktif cerrahi yontemler kullanilabilir

admin

Yorum gönder

18
Mar
2008

Glokom, göz içi basıncından görme sinirinin zarar görmesi ile karakterize bir hastalıktır. Görme sinirini oluşturan liflerin, basıncın etkisi ile yavaş yavaş harap olmasına bağlı olarak görme alanı daralmaya başlar. Zamanında teşhis ve tedavi yapılmadığı taktirde, sinir liflerindeki hasarın geri dönüşsüz olması nedeniyle, görme alanının ileri derecede kaybı ve hatta körlük kaçınılmazdır. Glokom önemli bir halk sağlığı sorunu olup, gelişmiş ülkelerde, körlüğün ikinci en sık görülen nedenidir. 35 yaş üzerindeki her 50 bireyden yaklaşık olarak birinde glokom mevcuttur.

İleri yaş glokomu ağrısızdır, sinsidir !
Glokomda göz içi basıncı sıklıkla yavaş yavaş yükselip, görme sinirinde yavaş, fakat ilerleyici bir harabiyet yapar. Bu özellikleri nedeniyle de, halk arasında inanılanın aksine, ağrısız ve sessiz gidişli bir hastalıktır. Yine bu özelliğinden dolayı hasta bireylerin çoğu, varolan glokomunun farkında değildir. Hastalığın çok ileri evrelerinde ise, görme alanındaki ileri derecede daralma, hasta tarafından hissedilebilir. Ya da hastalığın son evresinde, bir gözün ışığı bile seçemediği farkedilir ki, bu aşamada, artık tedavisi mümkün olmayan bir kayıp söz konusudur.

Erken dönem glokomuna bağlı, çevresel görmede kayıpla karakterize görme alanı defekti. Yola bakan glokomlu olgu, sağ taraftaki yayayı kısmen görememektedir. Esasen baktığı yeri net ve eksiksiz gören kişinin, görme alanındaki bu çevresel kaybı, kolaylıkla atlayabileceğine dikkat ediniz.

İleri dönem glokomuna bağlı, belirgin çevresel görme alanı kaybı. Bu canlandırma resimde de, olgunun, dürbünden veya küçük bir delikten bakarcasına dar bir alanı gördüğüne dikkat ediniz. Çevresel kayıp dikkate alındığında hastalığın halk arasında neden “karasu” adını aldığı daha kolay anlaşılmaktadır.

Glokomun daha nadir görülen tipinde ise, ani olarak çok yüksek değerlere çıkan göz içi basıncı, göz çevresinde ağrı, gözde kızarıklık, görmede bulanıklaşma, ışıkların çevresinde halelerin görülmesi ve mide bulantısı ile kusmalara neden olur.

Diabette glokom riski 3 kat artmıştır!

Glokom normal toplumda %2 sıklıkla görülen bir hastalık olmakla birlikte, bazı bireyler glokom gelişimi yönünden daha fazla risk altındadır.

 Birinci dereceden akrabalarında glokom olanlar en fazla risk altında olan gruptur, bu bireylerde glokom gelişme riski on kat daha fazladır.

 İkinci önemli risk faktörü diabettir. Diabetli hastalarda glokom riski, normal bireylere göre üç kat daha fazladır.

 İleri yaşta glokom sıklığını artırır, özellikle 65 yaş üzerinde glokom hastalığına daha sık rastlanır.

 Ayrıca hipertansiyon, tıkayıcı damar hastalıkları, migreni olan bireylerde ve yüksek miyop gözlerde de glokom riski artmıştır.

Glokom önlenebilir körlüklerin en başında gelir!

Hemen hemen hiç bulgu vermeyen bu hastalık, ancak, kontrol amacıyla göz muayenesi yapılan kişilerde erken tanınabilir.
Düzenli yapılan göz muayeneleri ile glokomun erken tanısı mümkündür!
Bu amaçla önerilen göz muayenesi aşağıdaki sıklıkla yapılmalıdır:

 Hiçbir risk taşımayan olgularda

 35-40 yaş arasında bir kez

 40-60 yaş arasında 2-3 yılda bir kez

 60 yaştan sonra 1-2 yılda bir kez

 Risk grubundaki olgularda

 35 yaştan sonra her yıl 1 kez
Ağrısız ve sessiz gidişi nedeniyle bireylerin çoğu hastalığının farkında değildir. Glokomun tespitinde düzenli aralıklarla yapılan göz muayenelerinin önemi büyüktür
Yine bu nedenlerden dolayı göz içi basıncının ölçümü, gözdibi bakısı ve görme alanı incelemesi, göz muayenesinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Her bireyin göziçi basıncı kendine özeldir!
Göziçi basıncının normal aralığı, genelde 10-22 mm Hg olarak kabul edilir. Ancak, glokom ile göziçi basıncı düzeyi arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır.
v Bazı olgularda 22 mm Hg’dan yüksek göziçi basıncı, görme sinirine zarar vermez. Bu olgular, yine de daha sonra gelişebilecek harabiyet yönünden takip edilmelidir.
v Bazı olgularda ise normal kabul edilen aralıktaki göziçi basıncı düzeyine rağmen, görme siniri harabiyeti vardır. Bu tip olgulara Düşük Basınçlı Glokom denmektedir. Yapılması gereken, göziçi basıncını mevcut düzeyinden daha aşağılara çekmektir.
Göziçi basıncı gün içinde değişir!
Göziçi basıncı günün belirli saatlerinde, kişinin ilaç kullanıp kullanmamasıyla da ilgili olarak, önemli değişiklikler gösterir. Sağlıklı kişilerde 5 mm Hg’a kadar olmasını beklediğimiz bu dalgalanma, glokomlularda daha fazladır. Bu değişim, vücut tansiyonuyla ilişkili değildir. Ancak, vücut tansiyonu sürekli yüksek seyreden olgular risk grubunda olduklarını bilmeli, yılda 1 kez, yakınmaları olmasa da göz doktoruna başvurmalıdır.
Erken tanı glokoma ait harabiyeti durdurabilir; ama geri döndüremez!
Glokom tanısında geç kalınmadıktan sonra tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Düzenli tedavi ve kontrollerle glokoma bağlı körlükler önlenebilir. Günümüzde göz içi basıncını düşürmeye yönelik çok sayıda ilaç alternatifi mevcuttur. Glokom tanısı konulduğunda, hastanın sistemik hastalıkları da dikkate alınarak en uygun tedavi seçeneği belirlenir.
Bir kez glokom tanısı konulan bireyin ömür boyu, verilen ilaçları düzenli olarak kullanması ve takibi şarttır. Göz içi basıncını düşürmeye yönelik bu damlaların, düzenli olarak, mümkün olduğunca günün önerilen saatlarinde ve göze isabet edecek şekilde, göze değdirilmeden damlatılması tedavinin başarısı yönünden çok önemlidir. Örneğin, günde iki kez damlatılması önerilen göz tansiyonu damlası, sabahları 08.00’de damlatılıyorsa, akşamları da 20.00’de damlatılmalı, gece yarısı veya yatmadan önceye bırakılmamalıdır.
Glokom tedavisi alan kişinin takibinde, ilaçla elde edilen göziçi basıncı düzeyi, önem taşır. Bu nedenle, tedavi alan glokom hastaları, kontrol muayenelerine geldiklerinde de tedavilerini aksatmamalı, muayene günündeki damlalarını da, saatinde damlatmalıdır.
Tedavinin başarılı olup olmadığı, hastalığın şiddetine göre değişen sıklıklarla yapılacak kontroller ve görme alanı gibi ek incelemelerle yapılır. Genel olarak ilaç tedavisi ile göz içi basıncını kontrol etmek mümkündür; Ancak, ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı veya iyi uygulanamadığı durumlarda laser tedavisi ya da ameliyatlar ile de göz içi basıncını düşürmek yoluna gidilebilir.
Özetle; glokom önlenebilir körlük nedenlerinin başında gelir. Erken tanı, en önemli tedavi şansını yaratır. Hiçbir yakınmanız olmasa dahi, göz doktorunuza önerilen sıklıklarda başvurmanız, görmeye devam edebilmeniz için şarttır.
Op. Dr. E. Deniz Eğrilmez & Op. Dr. Sait Eğrilmez

admin

Yorum gönder

Araba Resimleri Fenerbahce Resimleri Resimler Guzel Resimler turk car spor haberleri sarki sozleri