Wordpress Themes

‘Genel ve Güncel’ kategorisi için arÅŸiv

4
Haz
2008

Vücudun normalden aşırı kıllanmasına Hirsutismus denmektedir. Aşırının ölçüsü, toplumdan topluma, insandan insana değişebilmektedir. Normal dışı kıllanma, her kadında az miktarda varolan erkeklik hormonunun çeşitli nedenlerle artmasına bağlı olarak gelişir.
Kıllanmada; üst dudakta, alt çene ve üst çenede, şakaklarda, memeler arasında, meme başı etrafında, göbek altında, kuyruk sokumunda ve kalçalarda anormal kıllanma vardır. Bu bölgelerde, kadınlarda da varolan ince, renksiz, kısa ayva tüyleri; kalın, uzun koyu renkli kıllara dönüşür ve deri yağlanır; yüz, sırt ve göğüs civarında akneler oluşabilir.
Toplumumuzda görülen kıllanmalarının bir çoğu, basit nedenlerden oluşmakta; hastanın yaşı, konumu, çocuk isteyip istemediği gibi durumlar değerlendirilerek verilen tedavilerle bu konu çözümlenmektedir. Tedavide, kıllanmayı oluşturan faktörün bulunup ortadan kaldırılması veya tedavi edilmesi birinci basamak; ikinci basamak ise oluşmuş kılların kozmetik yöntemler ile temizlenmesidir.
Şişmanlarda adet düzensizliği ve kıllanma varsa, önce zayıflama kürlerine başvurularak zayıflatılmalı ve kozmetik yöntemlere başvurulmalıdır. Adet düzensizliği ve kıllanma arasındaki yakın ilişki, gözardı edilmemeli, bu tip yakınmaları olanlar en kısa sürede doktora başvurmalıdırlar

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Aşırı derecede işeme. Nedeni, sidik torbası çeper kaslarının aşırı derecede sık uyarılmasıdır. Sidik torbasında biraz sidik birikince çeperler uyarılır ve işeme ihtiyacı doğar.
Polakiüri sistit, sidik torbası uru gibi sidik torbası hastalıklarının ya da bunlara yakın organlarda oluşan örneğin prostat gibi hastalıkların sonucudur. Ayrıca soğuk, heyecan, sinir hastalıkları, gebelik ve yaşlılık da polakiüriye yol açar

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Vücutta yaygın sinir yangıları, zayıflık, felçler, dokularda şişme, ussal yetersizlikler ve sonuçta kalp yetmezliği ile kendini gösteren bir hastalık. Beslenmede B1 (tiamin) vitamininin yokluğuna bağlı bir hastalıktır.

Bu hastalık özellikle Japonya, Çin, Malaya, Fiji, Hindistan, Batı Afrika, Batı Avustralya ve Meksika körfezi gibi kabuksuz pirincin günlük beslenmede önemli bir yer aldığı yörelerde görülür. Labrador ve Newfoundland gibi beyaz buğday ununun bol kullanıldığı yerlerde de beriberiye rastlanır.

Beriberi hastalığında görülen sinir yetersizlikleri, güvercinlere kabuksuz pirinç verilerek deneysel yoldan da gerçekleştirilebilmiştir. Pirinç kabuğu ya da bundan elde edilen kristal şeklinde bir maddeden, günde 5 mg. kadar verilmesi, beriberi hastalığının iyileştirilmesine yol açar. Eskiden B vitamini olarak adlandırılmış olan bu suda eriyen maddeye, daha sonra, öbür B grubu vitaminlerden ayırabilmek amacıyla B1 adı verilmiştir. Bir süre aneurin olarak da adlandırılan bu bileşiğin, bugün en yaygın kullanılan adı tiamindir.

Beriberi hastalığında beyin dokusu, şekerin varlığı halinde, yavaş gelişen bir işlemle oksijenden yararlanmaktadır. Karbonhidratların oksitlenmesindeki bu ağırlığı tiamin hızlandırır. Tiamin bütün canlı hücrelerde bir miktar bulunur. Bu nedenle hemen hemen bütün besinlerde vardır. Yağda eriyemediğinden tereyağından hayvansal ya da bitkisel yağlardan elde edilemez. Değirmenlerde gerek buğdayın, gerekse pirincin öğütülmesi tiaminin büyük çapta kaybolmasına yol açmaktadır. Beyaz buğday unundan yapılmış olan ekmek yenilmesi, batı ülkelerinde bile zaman zaman beriberi vakalarının görülmesine yol açmaktadır. Yapay tiamin çok ucuzdur; bazı ülkelerde değirmenciler beyaz una bu maddeyi katmak zorundadırlar. Normal bir hayat yaşayan bir erişkinin günde 1.3 mg. kadar tiamin alması gerekir.

Beriberi hastalığı belli başlı üç şekilde görülür; Çocuk beriberisi, yaş beriberi, kuru beriberi.

Çocuk beriberisi: Genellikle yaşamın ilk yılında belirir. Bir ile dört ay arasındaki bebeklerde görülen ivegen türü yaygındır. Bebekte solunum güçlüğü, kalp atışının hızlanması, kusma, kan basıncının ve vücut sıcaklığının düşüklüğü dikkati çeker. Vücut kasılmaları, kalp yetmezliği, akciğerlerde kalp yetmezliğine bağlı sıvı birikimi ve bu nedenle solunum güçlüğü, dudaklarda ve dilde morarma, ses tellerinde felç görülebilir.

Yaş beriberi: Erişkinlerde görülür. Soshin beriberisi de denilir. Kan dolaşım hızı çoğalır ve toplardamarlarda dikkati çekecek kadar basınç yükselişi görülür. Bu basınç artışı, akciğerlere kan hücumuna yol açar. Atar ve toplardamarlar arasında bağlantı sağlayan damarların açılıp kapanmasını sağlayan kasların gevşemesi, kanın kısa devre yapmasına yol açar; bu kısa devre sonucunda düşen atardamar basıncını normale çevirmek için, kalp daha hızlı çalışmak zorunda kaldığından, bu aşırı çalışma kalpte yetersizliğe yol açabilir. Ancak bu açıklama, deri altında niçin sıvı biriktiğini cevaplayamamaktadır. Beriberi hastalığında bulunabilen protein eksikliğinin, bu belirtinin nedeni olabilmesi mümkündür. Vücuda yeterli protein girmeyince kandaki albümin (bir proteindir) azalır ve kanın osmotik basıncı bu nedenle düşerek, kan damarlarının uygun yerlerinden bir miktar kan serumu dışarı sızar.

Kuru beriberi: Merkezi sinir sisteminden uzakta bulunan sinirlerdeki yangılarla dikkati çeker. Önce kol ve bacaklarda başlayan belirtiler, daha sonra merkeze doğru ilerler. Baldır kaslarında hissizlik ve ağrılar, diz ve ayak bileği reflekslerinde zayıflama ve kaybolma, yürümeyi kısıtlayan bacak kası yetersizlikleri, ayak tabanında yanma hissi görülebilir. Diyaframın siniri olan frenik sinirin felci, bazen yapay solunum yaptırılmasını zorunlu kılar. Beyine duyuları ileten omurilik bölümünün yozlaşması ve göz sinirinin yangılanması da görülebilir.

Hastalıktan aşırı öğütülmemiş tahıl, özellikle pirinç yememek, bu tür bir beslenme zorunluysa buna tiamin katmakla korunulur. ivegen yaş beriberi tedavisi için, ağız ya da şırınga yoluyla günde 5-10 mg. tiamin verilir. Bazı araştırıcılar bu dozun on katını salık vermektedirler. Dokulardaki su hızla kaybolmaya ve durum iyileşmeye başlar.

Kuru beriberi hastalarına sadece tiamin değil bütün B vitaminlerini vermek gereklidir Çünkü bu hastalıkta diğer B grubu vitaminlerin de eksikliği söz konusudur. Sinir yangılarının iyileşmesi uzun sürer; bazı sinirlerde oluşmuş aşırı bozukluklar düzelmeyebilir. Bu hastalıkta sinir yetersizlikleri sonucu oluşan eklem bozukluklarını iyileştirmek için bazı durumlarda ortopedi uzmanlarına başvurulması gerekebilir.

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Hayatı bize zehir eden aÄŸrılardan, doÄŸru ilaçlar kullanarak kurtulmak mümkün. Ancak, çoÄŸumuz yanlış ilaçlarla saÄŸlığımızı tehlikeye atıyoruz. DoÄŸru ilaç kullanılarak, aÄŸrıların %85′ini kesmek mümkünken, yanlış kullanılan ilaçların başında aÄŸrı kesiciler geliyor. Yapılan hatalarla aÄŸrıdan kurtulmak amaçlanırken, zehirlenmeden böbrek yetmezliÄŸine kadar birçok saÄŸlık sorununa davetiye çıkarılıyor.

Çekilen ağrılar nedeniyle dünyada 700 milyon iş günü verimsiz hale geliyor. Modern tıp imkanları ağrılara çözüm bulurken yapılan araştırmalar ağrı gidermek için uyumayı tercih edenlerin bile olduğunu ortaya koyuyor.

İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı BaÅŸkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, aÄŸrının kader olmadığına dikkat çekerek “Yeni yöntemler geliÅŸtiÄŸi için aÄŸrı tedavisinde baÅŸarı %50′den %85′e kadar çıktı. GeçmiÅŸte ameliyatla hallolan birçok bel aÄŸrısı günümüzde ameliyatsız, dışarıdan uygulanan yöntemlerle tedavi ediliyor” diye konuÅŸtu.

Erdine, hastaların, birçok yanlış tedavi yöntemlerine yöneldiğini belirterek, bel ağrılarını dindirmek için beline jilet attıran hastalar dahi olduğunu anlattı.

AÄŸrıdan ÅŸikayet eden hastaya, örneÄŸin bel, boyun aÄŸrıları çekenlere, aÄŸrısız bir dönem saÄŸlamanın tedavide önem kazandığını belirten Erdine, “Hastaya aÄŸrısız dönem saÄŸlayarak yapacağı egzersizlerle, hareketlerle vücudu toparlayacak vakti kazandırmayı amaçlıyoruz. Burada ekip çalışması önem kazanıyor. AÄŸrı uzmanları hastanın aÄŸrısını kesiyor. Fizik tedavi uzmanlarına gönderiyor, tedavilerine devam ediyorlar” dedi.

Prof. Dr. Serdar Erdine, doktora muayene olmadan geliÅŸigüzel aÄŸrı kesici kullanmanın tehlikeli olduÄŸuna dikkat çekerek, ortaya çıkabilecek sorunları şöyle sıraladı: İlaç bağımlılığı, ilaç zehirlenmeleri, karaciÄŸer ve böbrek yetmezliÄŸi, ilaçların yan etkilerinde artış. “Türkiye’de aÄŸrı kesici ilaç en çok, %84.3 oranıyla Kuzey Anadolu’da, en az %71.0 oranıyla Batı Anadolu’da kullanılıyor.

Ağrıyı Yenmenin Kuralları

Gerginlik nedeniyle ağrı çekiyorsa sorunuyla yüzleşmeli.

Ağrıyı beyninden uzaklaştırmalı.

Duygularını serbetçe ifade etmeli. Düşündüklerini anlatmalı.

Yaşama pozitif bakmalı.

Üretken olabileceği alanlara yönelmeli.

Ağrı Çekenlere Müjde

Ağrı tedavisi ile ilgili araştırmalar tüm dünyada ilgiyle izleniyor. Birçok ülkede araştırmalarını sürdüren bilimadamları her geçen gün yeni gelişmeler kaydediyor.

Türk Ağrı Derneği Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, umut verici çalışmaların, ağrı tedavisindeki başarı oranını arttıracağını söyledi.Yeni tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Serdar Erdine, ağrı tedavisine ilişkin umut vaadeden bilimsel çalışmaları şöyle sıraladı:

Şu anda morfinlerin verilmesini sağlayan pompaların boyutu küçülecek. Hap büyüklüğünde pompalar kullanılacak.

Hap büyüklüğünde mikroçiplerle ilaçlar, elektriksel uyaranlar ağrılı bölgeye gönderilecek. Küçük cerrahi girişimlerle yerleştirilecek.

Kişide ağrı eşiğini belirleyen faktörlerden biri de genetik geçiş. Bu alandaki gelişmelerin tedavide yeni ufuklar açması bekleniyor.

Önümüzdeki 10-15 yıl içinde çıkacak morfinlerin ve ilaçların, alışkanlık veya yan etki yapmaması sağlanacak.

İlaç Yetmezse

Kanser, bazı bel aÄŸrıları, boyun aÄŸrıları, sinirlerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan ve damarlardan kaynaklanan aÄŸrıların ilaçla tedavi edilmesi zorlaşıyor. Bu grupta yeralan hastalara farklı yöntemler kullanılıyor. Yeni yöntemlerle kanserli hastaların aÄŸrılarını dindirilmesinde %95′e varan baÅŸarılar elde ediliyor.

Uygulanan Yöntemler

Sinirlerin çalışması değiştiriliyor: Ağrılı bölgeye giden sinirlerin çalıştırılması, etki biçimi değiştiriliyor. İlaçla tedavisi zor olan ağrılı hastaların ağrılı bölgeye giden sinirlerine uygulanıyor. Dışardan elektriksel uyaranlar göndererek, sinir dokusu farklı çalıştırılarak ağrı dindiriliyor.

Omurgaya pil takılıyor: Küçük cerrahi müdahalelerle, omuriliğe omurilik pilleri takılıyor. Pil, ağrı sinirlerinin çalışmasını engelleyerek ağrının ortaya çıkmasını önlüyor.

Pompa kullanılıyor: Özellikle kanser ağrılarının dindirilmesinde pompayla morfin verilmesi önemli bir gelişme. Morfin ağız ve diğer yolların dışında deri altına yerleştirilen pompa ile veriliyor. Bu pompayı hasta kendi de kullanabiliyor. Bu yöntemle ağızdan verilen morfin miktarının onda biri kadarını kullanarak ağrı dindirmede aynı başarı sağlanmış oluyor. Ağızdan morfin verildiğinde ortaya çıkan baş dönmesi, uyku hali gibi şikayetler ortadan kalkıyor. Hastalar pompayı nasıl kullanacağı konusunda eğitiliyor. Aletler hastanın morfini gereğinden fazla vermesini engelleyecek şekilde yapılıyor.

Ağrı sinirleri yakılıyor: Son yıllarda kanser ağrısında, bel ve boyun fıtıklarında, ağrı sinirlerini yakma yöntemi kullanılıyor. Radyofrekans denilen mikrodalgaya benzeyen akımlar gönderip, ağrılı bölgenin sinirlerini tahrip ederek ağrı dindiriliyor.

Psikiyatrist Gözüyle Ağrı

AÄŸrı ile duygusal yaÅŸam arasında iliÅŸki olduÄŸuna dikkat çeken İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı BaÅŸkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, “AÄŸrısı olan bir çocuÄŸa annesinin ilgi göstermesi, aÄŸrıyan yerini okÅŸaması, çocuÄŸun aÄŸrı ÅŸiddetini azaltabiliyor” dedi.

Özkan, aÄŸrıyla psikolojik durum arasındaki iliÅŸkiyi ÅŸu sözlerle özetledi: “Birinci grupta, fiziksel hastalığın yanısıra psikolojik sorunların da olduÄŸu görülür. Hasta depresyon geçiriyorsa aÄŸrının ÅŸiddeti artacaktır. Depresyonun da tedavi edilmesi gerekir. İkinci grupta, psikomatik aÄŸrılar yeralıyor. YaÅŸamı zorlayıcı olaylar, gerginlik nedeniyle baÅŸ, mide-bağırsak sistemi aÄŸrıları ortaya çıkabiliyor. Üçüncü grupta tamamen psikolojik aÄŸrılar görülüyor. Beden gerginliÄŸini aÄŸrı ile ifade ediyor.”

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Kalp vuruÅŸlarının, soluk alma hareketlerinin, gerçekten, ya da görünüşte durmasıyla meydana gelen bilinç kaybına “bayılma” denir. Sinir sistemi çok duyarlı olanlarda, bayılmalara daha çok rastlanır. Aşırı heyecan, korku, tartışma, güneÅŸ çarpması, tiksindirici kokular, diÅŸ çekilmesi, kan görmek, çok keskin bir sancı, aÄŸrı gibi durumlar, bayılmalara yol açabilir. Bayılmadan önce, baÅŸ döner, gözler kararır, karında bir boÅŸalma olur. Çok kez, kulaklar da çınlar. Hasta, ayakta duramayacak hale gelir. Beyinden kan çekilir.

Bunun sonucu olarak, yüz de sararır. Nabız, duyulmayacak kadar yavaş atmaya başlar. Eller soğur, dudakların kırmızılığı kaybolur. Buna karşılık, alın ve yüz, soğuk soğuk terler. Sonunda, hasta, kendini kaybederek, düşer. Hasta, birkaç dakika içinde, yavaş yavaş ayılır, kendine gelir. Önce yüzün rengi düzelir, kalp vuruşları dolgunladır. Hasta, derin bîr uykudan uyanırmış gibi, bilincine kavuşur.

Bayılan bir kimseyi ayıltmak için, hastayı açık havaya çıkarmalıdır. Hastanın başının altına bir yastık konmalıdır. Ancak, başın, omuzlardan daha aşağıda kalmamasına da dikkat edilmelidir. Kanın, başa doğru akmasını kolaylaştırmak için, ayakların yukarıya kaldırılması da yararlıdır. Bu arada, kan dolaşımına engel olabilecek kuşak, kemer, boyunbağı korse, vb. gibi giyim eşyaları da gevşetilmeli, ya da büsbütün çıkarılmalıdır.

Hastanın yüzüne soğuk su serpmeli, aynı zamanda eter, yoksa sirke koklatılmalıdır. Dilin arkaya kaçarak boğazı tıkaması önlenmeli, bir mendil, ya da, varsa, bir pensle dışarı çekilmelidir. Bu tedbirler alınmakla birlikte bayılmanın asıl nedenini araştırmak, ileride gelecek daha kötü durumu önlemek esas kural olmalıdır

admin

Yorum gönder

3
Haz
2008

Anoreksiya Nevroza

En çok genç kadınlarda görülen, aşırı zayıflamalara yol açan ve fiziksel bir nedene bağlanamayan bir iştahsızlık. Zayıflamak amacıyla aşırı perhiz yapmak ya da duygusal bir sarsıntıya uğramak da bazen bu sonuca yol açabilir.

Bu hastalar her tür besine karşı iştahlarını yitirirler. Bazen günlerce hiç bir şey yemeden dururlar. Sonuçta aşırı bir zayıflama, deride solukluk ve soğukluk, kabızlık, adetten kesilme görülür. Bu duruma rağmen hasta çok hareketli ve dış görünüşü neşelidir. Anoreksiya nervozada açlık sonucu ölüme rastlanmaz.

Anosmi

Koku alma yeteneğinin yitirilmesi. Soğuk algınlıklarında ve saman nezlesinde sıklıkla geçici anosmi görülür. Adenoidler olarak adlandırılan burun boşluğu polipleri, koku alma sinirinin incinmesi ya da histeri de anosmi nedeni olabilirler. Anosmi insanda önemli güçlüklere yol açmaz.

Ansefalit

Ansefalitler, sinir sisteminin bozulan yerine göre çeşitlere ayrılır: polyoansefalitler, özellikle bozmaddede, lökoansefalitler akmaddede, panansefalitler aynı anda hem bozmaddede hem de akmaddede olur. Teşhis sırasında, yaygın ya da yerel sinirsel belirtiler gösteren enfeksiyonlu bir sendromun birlikte bulunup bulunmadığı da göz önünde bulundurulur; bazen bir beyin zarı sendromuyla karşılaşılır. Epidemiyolojik veriler teşhis koymakta önemli kanıt olabilir.

Ansefalitlerde öteden beri şöyle bir ayrım yapılır: ansefalitlerin en belirgin olanları virüslerden ileri gelenlerdir, zaten ansefalit sözcüğü ile en çok bunlar kastedilir. Sonra alerjik sayılan döküntülü hastalıklardan doğan ansefalitler ondan sonra da bakterilerden, asalaklardan ve mantarlardan kaynaklanan ansefalitler gelir.

Anüri

Sidiğin, böbreklerden sidik torbasına akımının durması. Sidik torbasının boş kalması sonucu, anürisi olan hasta, hastalığı boyunca işemek ihtiyacını duymaz. Anüri, sidiğin sidik torbası içinde toplanmasına, dışarı akmamasına yol açan siyek tıkanıklıkları ile karıştırılmamalıdır.

Anürinin çeşitli nedenleri vardır. Nefrit ya da polikistik böbrek hastalığı gibi hastalıklar, bazı ilaçlar, zehirler ve başka gruptan kan verilmesi anüriye sebep olabilirler. Taşların ya da çeşitli urların tıkaması sonucu, böbreklerden sidik torbasına sidik ileten sidik borucuklarınm tıkanması da anüriye yol açar. Ağır şoklar, yaralanmalar, ameliyatlar kolera ve sıtma gibi bazı enfeksiyon hastalıkları da anüriye yol açan nedenler arasında yer alır.

Tedavi edilmeyen anüri, kanda ürenin çoğalmasına (üremi) yol açar ve yaklaşık olarak on beş gün içinde ölümle sonuçlanır. Bir tıkanıklık söz konusuysa cerrahi yöntemlerle giderilmesi, bir böbrek yangısı varsa bunun ve üreminin etkilerinin tedavisi gerekir. Böbrekler alman tedbirlere (antibiyotikler, steroid hormonlar ya da bağışıklık gideren ilaçlar) cevap vermezse, kanda biriken ürenin ve gereksiz maddelerin giderilmesi için diyalize başvurulur.

Diyaliz böbreğin temizleyemediği kanın, hastanın periton boşluğuna doldurulup, burada bir süre bırakıldıktan sonra geri alınan sıvılarla ya da özel süzgeçlerden geçirilerek temizlenmesi işlemidir. Bu şekilde, böbreklerin iyileşip yeniden yeterli bir şekilde çalışabilmeleri için zaman kazanılmış olur. Bazen bu süre çok uzun sürer ya da böbrekler hiç bir zaman iyileşemeyecek kadar bozulmuş olurlar. Bu durumda sürekli olarak diyaliz yapılması ya da hastaya bir başkasının böbreğinin takılması gerekir.
Hastalığın tedavisi güç olmakla beraber çok kez, hastanın evinden ve çevresinden uzaklaştırılması, hekimin anlayış göstermesi yeniden normal aralıklarla ve normal miktarlarda beslenmesini sağlar. İştahın uyarılması için ensülin ya da elektroşok kullanılması denenmişse de, bu yöntemler bugün pek kullanılmamaktadır.

admin

Yorum gönder

3
Haz
2008

Akdeniz anemisi, alyuvarlarda bulunan hemoglobin molekülünün kalıtsal bir hastalığıdır. Hemoglobin molekülünde, globin zincirlerinden bir ya da birkaçının sentez hızında azalma ya da tüm yokluk söz konusudur.

Türkiye’de en çok görülen, beta zincirlerinin sentez hızındaki azalmaya baÄŸlı olan beta talasemidir. Beta zincirleriyle birleÅŸmesi gereken alfa zincirleri, kararlı tetramer oluÅŸturmadıklarından, kemik iliÄŸinde, alyuvarların henüz olgunlaÅŸmamış erken dönemlerinde, hücre içinde çöker ve kırmızı kürelerin parçalanmasına yolaçarlarlar. Bunun sonucuysa kansızlıktır.

Akdeniz anemisinde, alyuvarlar hemoglobin sentezi azaldığı için içleri boş görülür. Tanıda bu görünüm ilk basamak testi olarak önemlidir.

Bozulan dengeyi düzeltmek için öncelikle kemik iliği, normalin 10-15 katına kadar varabilen sayıda an hücreleri yapımına başlar fakat etkili olamaz. Hemoglobindeki genetik sorun halâ sürdüğü için bu hücreler de erkenden yıkılır.

Karaciğer ve dalak gibi kan yapan diğer organlarda da yeniden kan yapımı başlar. Kemik iliğinin çok çalışması ve genişlemesi sonucu özellikle yüz kemiklerinde değişiklikler olur ve yüzün görünümü bozulur.

Alyuvarların parçalanması ile açığa çıkan demire ek olarak tedavi amacıyla yapılan kan aktarımları sonucu, vücutta demir birikir. Ayrıca yeni eritrositler için demirin emilimi de artmaktadır. Bütün bu sayılan nedenlerle biriken demir, kalp kası, karaciğer, pankreas gibi çok önemli organlara çöker ve bu yeni sorunlar hastalık tablosunu daha da ağırlaştırır.

Belirtiler

Akdeniz anemisi olan çocuk, doğduğunda normaldir. 5-6 aydan sonra kansızlık belirtileri ortaya çıkar. Bu aylardaki çocuklarda kansızlık en çok demir eksikliğinden kaynaklandığı için, ilk akla gelen demir eksikliği anemisidir ve hatalı olarak demir tedavisi yapılır.

Akdeniz anemisi böyle bir tedaviyle düzeltilemeyeceğinden, belirtiler ağırlaşarak sürer. Karın büyür; çünkü dalak ve karaciğer büyümektedir. Çocuğun iştahı yoktur, gelişmesi yavaşlamıştır. Daha sonra iskelet sisteminde de değişiklik olur. Burun kökü çöker, elmacık kemikleri daha belirgin hale gelir. Eğer, henüz bu bulgular ortaya çıkmadan, doğru tanı konur ve erkenden uygun tedaviye başlanırsa, organ büyümesi olmaz, yüz görünümü değişmez ve gelişme de normale yakın olur.

Tedavi

Akdeniz anemisi, kan aktarımına bağımlı bir hastalıktır. Tedavinin esası 3-4 haftada bir yapılan konsantre alyuvar aktarımı ve düzenli demir bağlayıcı ilaçların kullanılmasıdır. Ancak birinci on yıldan sonra ortaya çıkan komplikasyonların önlenmesi ve tedavisi, çeşitli uzmanlık dallarından oluşan ekip çalışmasını zorunlu hale getirmektedir. İdeal bir tedavi için olaya çok yönlü yaklaşım gerekmektedir.

Medikal tedavi: Ekipte, çocuk hematoloğu ve kardiyolog, endokrinolog, ortodentist ve bu konuda deneyimli hemşireler bulunmalıdır.

Biyolojik yaklaşım: Genetik danışma, doğum öncesi tanı.

Psiko-sosyal yaklaşım: Psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve sınıf öğretmenleri bu ekipte bulunmalıdır.

Akdeniz anemisi tedavisinde son yıllarda, üç yönde büyük gelişmeler görülmektedir.

Yeni ilaçlar: Akdeniz anemisinde, hücre içinde açıkta kalan ve alyuvarların parçalanmasına yol açan alfa zincirlerinin bağlanacağı başka bir zincir de gamma zincirleridir. Bazı ilaçların gamma zincir yapımını artırdığı gösterilmiştir. Akdeniz anemisinde de gamma zincir yapımını artıran ilaçlar kullanılmaya başlanmış ve oldukça yararlı sonuçlar alınmıştır.

Kemik iliÄŸi deÄŸiÅŸtirilmesi: EÄŸer hastanın yaşı küçükse, karaciÄŸeri bozulmamışsa ve çok uygun bir verici varsa (ikizi ya da kardeÅŸi) bu tedavi ÅŸekli çok baÅŸarılı olmaktadır. Ancak bu ÅŸansa sahip hasta sayısı çok azdır. Türkiye’de çok az sayıda hastaya bu tedavi ÅŸekli uygulanabilmiÅŸtir

admin

Yorum gönder

3
Haz
2008

Susamanın yokluğu ya da su içmemek. En sık görülen nedenler arasında üremi, bazı psikozlu hastalıklar ve histeri vardır. Adipsinin tersi polidipsidir. Bu durumda insan aşırı derecede su içmek ister. Adipsi meydana getiren nedenler arasında yer alan histerinin, polidipsi meydana getirdiği de olur.

Susama insan organizması için, açlıktan da önemli bir olaydır. Özellikle ishal, ya da aşırı terleme ve kusma gibi vücuda fazla su kaybettiren durumlarda, vücudun su gereksinmesi çok artar. Bu gibi durumların dışında insan, vücudunun su gereksinmesini kolayca ayarlayabilir. Özellikle kilo vermek isteyenler, öğünler dışında su ve sulu maddeler içmemek ve susamayı önlemek için susatıcı yemekler yememek suretiyle, bu amaçlarına ulaşırlar.

Kişinin bu şekilde, içtiği günlük su miktarını azaltması büyük bir sakınca doğurmaz. Çünkü vücut için gerekli suyun bir bölümü sebze, taze meyve, çorba, süt tatlıları ve az pişmiş ızgara etle vücuda girer. Öte yandan, özellikle sıcak havalarda içilen aşırı miktardaki suyun büyük bir bölümü zaten vücut için gerekli değildir. Gerçekten de, insanın sıcak havalarda serinlemek amacıyla içtiği suyun büyük bir bölümü, çok kısa bir süre içinde ter halinde tekrar vücuttan atılır; çünkü su sadece serinlemek için içilmiştir

admin

Yorum gönder

25
Nis
2008

TANIMLAMA :
Akne ( Sivilce) derideki yağ bezlerinin,erkeklik hormonu (Androjen) tarafından uyarılması ile oluşan,içi cerahat dolu veya siyah noktalar ihtiva eden,nadiren nedbe dokusu ile iz bırakarak iyileşen bir deri hastalığıdır.

Görülme sıkılığı:
Adolesanların yaklaşık 100 %’ü az ya da çok derecede etkilenir ancak, sadece% 15′i doktora baÅŸvurur.
Cinsiyet:
Erkek= Kadın (erkeklerde daha ağır seyretme eğilimi vardır.)

BELİRTİ VE BULGULAR
• Kapalı komedonlar (beyaz noktalar)
• Açık komedonlar (siyah noktalar)
• Kızarıklık ve ödemin eşlik ettiği ya da etmediği püstüller (kistler)
• Nedbe dokuları
• Lezyonlar, alın, yanak ve burun üzerinde ortaya çıkar ancak sırt ve göğüs ortasına kadar yayılabilir.

NEDENLERİ
Erkeklik hormonu yağ bezlerinin ucunun siyah noktalarla tıkanmasına yol açan keratin döngüsünü uyarırlar. Yağ bezlerinin ürettiği peynirsi madde (sebum) tıkaçın ardında birikmeye başlar.Bakteri varlığında, biriken muhteva iltihaplanarak sivilce oluşur.

RİSK FAKTÖRLERİ
• Ergenlik çağına giriş.
• Erkek
• Bazı ilaçlar( Doğum kontrol hapları,iodidler, bromidler, lityum, fenitoinler, kortizon)
• Temizleyici kremler, nemlendiriciler, yağlı fondötenleri içeren birtakım yağlı kozmetikler.
• Deri yüzeyinin herhangi bir şekilde kapatılması.
• Sıcak , nemli iklimler
TEDAVİ
GENEL ÖNLEMLER
• Siyah noktalarla tıkanmış alanların boşaltılması
• Temizleme- yumuşak bir sabunla günde birkaç defa hafifçe yıkamak yüzeyel yağlanmayı kontrol edecektir. Daha sık yıkanması deriyi tahriş eder.
• Yağsız güneş koruyucuları- bazı tedavi olmayan vakalarda ultraviole ışınları ile bir miktar iyileşme sağlanmakla birlikte, tedavide kuilanıjan ilaçlar Ultraviole ile ters etkileşim gösterir. Uzun dönem Ultraviole ye maruz kalmak kalıcı deri hasarına neden olur.

admin

Yorum gönder

25
Nis
2008

Benler derinin rengini veren melanin maddesini yapan hücrelerden oluşurlar. Benler sayıları kalıtsal olarak belirlenir, çocuklukta çıkmaya başlar ve ergenlik döneminde renkleri koyulaşıp çapları büyür. Benlerin bir kısmı doğumsal olabilir. Ancak sonradan ortaya çıkanlarda özellikle genetik yapıya ek olarak ultraviyolenin, yani güneşin etkisi çok büyük

Güneşin benlere etkisi var mı?
Benler güneşi gördükçe hem sayıları artıyor ham da yapıları bozulup, dejenere olabiliyorlar. Özellikle ani ve yüksek dozdaki güneş çok önemli. Yani yanık yapacak boyutta, kızarma, soyulma vs. gibi durumlar, deri kanserine dönüşme riski oluşturur.

Benlerin tehlikeli olup olmadıklarını görünüşlerinden anlamamız mümkün mü?
Belli bir ölçüde anlamak mümkün. Bir kişide çok sayıda ben bulunması, ailesinde özellikle deri kanseri bulunması, açık ten rengi bulunanlar özellikle risk altında. Bir bende değişiklik olması da çok önemli. Benlerin birden bire ortaya çıkması, hızla büyümesi, farklı renk tonları içermesi, sınırlarının düzensizleşmesi, kaşınması ve kanaması durumunda mutlaka bir dermatolog tarafından muayene edilmesi gerekir. Bunun için benleri analiz edip düzenli olarak takip etmek gereklidir. Risk faktörleri bulunan kişilerin her yıl düzenli olarak bir hekim tarafından takip edilmesi gerekir.

Benlerin takipleri nasıl yapılır?
Uzun yıllardan beri benlerdeki değişimler dermatoskop yardımıyla takip ediliyordu. Ancak son yıllarda kullanılan dijital dermatoskoplar bu olayı daha kolaylaştırdı. Dermatoskop yardımıyla pigmentli lezyonlar 30 kat büyütülür ve bilgisayar bu benleri bazı kriterler ve matematiksel analizlerle değerlendirir, ben haritalaması yapılır. Dijital dermatoskop bilgisayar ortamında ben haritalamalarının saklanmasına yardım eder. Böylece yeni çıkan benler ve benlerdeki değişiklikler periyodik olarak takip edilir. Periyodik takipler sonucunda riskli değişiklikler erken dönemde tespit edilebilir.

Hastanın benlerinin görüntüsünü tekrar aldığımızda da benler üzerinde herhangi bir değişim olup olmadığını görebiliriz. Dijital dermatoskop çocuk, yaşlı gebe, her yaş grubunda ve herkeste hiçbir zarar vermeden rahatlıkla kullanılabilen bir cihazdır.

Kimler risk altında?
Kolayca güneşte yanan açık tenli kişiler özellikle deri kanseri için yüksek risk altındadır.
Fazlaca deri lekeleri ve benleri olması
Ailede deri kanseri görülmüş olması veya güneşte derinin su toplaması
Aşırı güneşlenme ve açık havada fazla kalmak

Peki, kanser riskini ortadan kaldırmak için ne yapmalıyız?
Yılda bir gibi belli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmeli. Özellikle çok sayıda beni olanlar için geçerli bu. Bunun yanında güneşten korunmak çok önemli. Güneş dışında bir de benlerin çarpma, vurma, sürtme koparma gibi tahrişlerden ve zedelemelerden kaçınmak gerekir.

Ben aldırmanın tehlikesi var mı?

Genelde benler çıkarılınca kanser olunduğuna inanılır, ama benin tamamının vücuttan atılmasıyla hiçbir şey olmaz. Benden ve onun tehlikesinden kurtulmanın en sağlıklı yolu budur. Ama ben vücut üzerinde dururken kesilir, koparılır ya da takılıp düşme gibi nedenlerden koparsa, bu tehlikelidir.

Ben aldırmak basit bir işlem mi?
Evet. Benin çevresine iğneyle lokal anestezi yapılır. İşlem yarım saat kadar sürer.
__________________
DoÄŸumla birlikte ya da doÄŸumdan sonra renkli leke ve kabarık çıkıntılar ÅŸeklinde geliÅŸen ”ben”lerin sayısının artması, renginde ve boyutunda deÄŸiÅŸiklik meydana gelmesi halinde mutlaka bir uzmana baÅŸvurulması gerektiÄŸi bildirildi.

Bursa’da görev yapan Doç. Dr. Ersoy Hazneci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, vücut rengini veren maddeyi (melanin) sentezleyen hücrelerin (melanositler) oluÅŸturdukları iyi huylu deri oluÅŸumlarına ”ben” denildiÄŸini söyledi.

Hazneci, ”ben”lerin ilk 30 yılda çıkış sıklığının artarak devam ettiÄŸini, 40′lı yaÅŸlarda ise en üst düzeye ulaÅŸtığını dile getirerek, bu yaÅŸtan sonra ”ben” oluÅŸumunun yavaÅŸladığını vurguladı.

Bir insanın onlarca ”ben”inin olabileceÄŸini ifade eden Hazneci şöyle konuÅŸtu:

”Gözlemler, ben sayısının 100′ün üzerinde olanlarda ben kanseri riskinin arttığını göstermektedir. GüneÅŸ ise benlerin oluÅŸumunda ve mevcut benlerin kansere dönüşümünde en önemli faktördür. Benlerimizi takip ederek, kanser riskinin artıp artmadığını az da olsa anlayabiliriz. Benimizin renginde, boyutunda, normal deri ile birleÅŸtiÄŸi sınır çizgilerinde oluÅŸan deÄŸiÅŸiklikler dikkatlice incelenmelidir. Ben üzerinde kaşıntı, aÄŸrı, kanama, yara açılması, boyutlarında ve görüntüsünde hızlı deÄŸiÅŸiklikler de kanser şüphesi uyandırmalıdır. DeÄŸiÅŸiklik saptadığımızda mutlaka cilt hastalıkları uzmanlarına baÅŸvurmak gereklidir. Doktorunuz benlerinizi inceleyerek, gerekli görürse biyopsi alarak kanser varlığı konusundaki şüpheleri kesin sonuca ulaÅŸtıracaktır.”

BENLERDEKİ DEĞİŞİKLİK YA DA SAYILARINDAKİ ARTIŞ

Doç. Dr. Ersoy Hazneci, yetiÅŸkinlerdeki yeni benlerin dermatologlarca deÄŸerlendirilmesinin doÄŸru bir yaklaşım olacağını belirterek, ”Yeni çıkan benlerin ÅŸekil, boyut ve renkleri diÄŸer benlerinizden farklıysa ya da ben sayısında hızlı (aylar içinde onlarca ben) artış olması halinde mutlaka bir dermatoloÄŸa baÅŸvurulmalıdır” dedi.

Düzenli olarak tüm vücut benlerinin kontrol edilmesi gerektiğine dikkati çeken kaydeden Hazneci, şöyle devam etti:

”Sistemli bir ÅŸekilde yukarıdan aÅŸağıya tüm deri bölgeleri her ay kontrol edilmeli ve deÄŸiÅŸikliklerin (renk, çap, asimetri, yara) olup olmadığına bakılmalıdır. Varsa dermatoloÄŸa baÅŸvurulmalıdır. Yılda bir kez benlerimizin dermatologlarca kontrol edilmesi uygun olacaktır. Artmış riske sahip kiÅŸilerin 6 ayda bir dermatologlarca kontrolü uygundur. Bir bende kanser riski varsa dermatologlar tercihen tümünü veya bir kısmını basit bir giriÅŸim ile alarak incelenmek üzere patologlara gönderecektir. Sonuç olumlu gelirse tekrar bir operasyon gerekmeyecek, benleriniz takip edilmeye devam edilecektir.

admin

Yorum gönder

Araba Resimleri Fenerbahce Resimleri Resimler Guzel Resimler turk car spor haberleri sarki sozleri