Wordpress Themes

‘Enfeksiyon Hastalıkları’ kategorisi için arÅŸiv

4
Haz
2008

Dışkının sık sık ve sulu bir halde atılması. İshal başlı başına hastalık olmamakla birlikte bir hastalık belirtisi sayıldığından nedenlerinin araştırılması gerekir. Hekim göden bağırsağı parmakla, kalın bağırsağın aşağı bölümünü ise sigmoidoskop ile incelemeli ve mideyi muayene etmelidir. Ayrıca gözle ve mikroskopla muayene edilen dışkının bakteriyolojik ve kimyasal incelenmesi de yapılmalıdır.

Çocuklarda birdenbire başlayan ivegen ishaller bulaşma veya sindirim bozuklukları sonucu meydana gelirler. Bakterilerin veya virüslerin yol açtığı bulaşıcı ishallere, yaz ishali ya da salgın ishal denir. Bulaşma yoluyla geçen ishaller genellikle daha ağır hastalıklara yol açarlar. Sindirim bozukluğundan ileri gelen ishaller, dışkının incelenmesinin de doğruladığı gibi, genellikle sütün yetersiz sindirilmesi sonucu ortaya çıkarlar. Dışkıda beyaz ve sert parçacıklar bulunması kazein (sütte bulunan fosfoprotein)in sindirilmediğini gösterir.

Dışkının yeşil ve kaygan olması sindirilmemiş yağ; köpüklü ve ekşi kokan dışkı ise iyi sindirilmemiş şeker belirtileridir. Dışkının yeşil renk alması teşhise yardımcı olmaz; yalnız yiyeceklerin bağırsaklardan çok çabuk geçtiğini gösterir. Dışkıda kan ve mukus varsa, kolit (kalın bağırsak yangısı) ve bağırsakların içice girmiş olmaları olasılıkları ortadan kalkar.

Çocuklarda görülen süreğen ishaller de yine bulaşma ve sindirim bozukluğu sonucu ortaya çıkarlar. Mikrop bulaşmasıyla başlayan bir bağırsak hastalığı, sonradan süreğen ishal ve sindirim bozukluklarına yol açabildiği gibi, sindirim bozukluğuna bağlı ishaller de bağırsaklarda hastalığa elverişli bir ortam meydana getirirler.

Erişkinlerde ishallerin birçok nedeni vardır. Hasta büyük bir olasılıkla, örneğin olgunlaşamamış meyve, bozuk yiyecek yemiş ya da mideyi zedeleyen bir ilaç almıştır. Böyle durumlarda kusma da görülür. Hastada ateş de varsa ishalin mikrobik olduğu düşünülebilir. Tifo ve dizanteri gibi mikrobik bağırsak hastalıkları çok yaygın hastalıklardır. Salmonella typhi adlı bir bakterinin sebep olduğu tifo, iyi tedavi edilmezse hastanın ölümüne yol açabilir. Tifoda ishal ana belirti değildir; tifo belirtilerine bütün vücutta rastlanır.

Dizanteriye Entameba histolytica adlı bir amip ya da bir tür basil sebep olur. Dizanteriye yol açan organizmaların yaygın olduğu bölgelere gidenler bu hastalığa yakalanırlar. Ancak bölgede uzun süre kalanlar bağışıklık kazandıklarından, ishaller ortadan kalkar.

Kolera da dizanteriye benzer belirtilerle ortaya çıkar. Bu hastalıkta dışkı «pirinç suyu»na benzer ve aşırı su ve tuz kaybı ölüme yol açar. Hastalık nedeni olan basiller dışkıda görülebilir. Bağırsak hastalıkları çeşitli basillerin, kokların, bağırsak kurtlarının birhücrelilerin etkisiyle oluşurlar. Apandisitin ilk belirtisi ishal olabilir. İshal göden bağırsak ve kalın bağırsak kanserlerinin bir belirtisi olabileceği gibi, hava şartlarının değişmesi ile de ortaya çıkabilir. Çok görülen bir başka nedeni, buz dolabından çıkartılmış süt ya da sıcak bir günde soğuk su içilmesidir. İlaçlar da ishale yol açabilirler. Özellikle bağırsakların bakteri denge sini değiştiren olağan dışı bakterilerin üremesine yol açan antibiyotikler, ishale sebep olmaktadırlar.

Süreğen ishal erişkinlerde çok sık görülür. Bu tür ishal, mide yangısıyla birlikte ve özellikle çok alkol alındığı zaman veya onikiparmak ülseri dolayısıyla yapılan mide ameliyatları sonucu ortaya çıkar. Pankreasın sindirici enzim salgılamasını kısıtlayan ya da durduran hastalıklar da süreğen ishal nedeni olabilirler. Bağırsak ameliyatları, özellikle mikropların çoğalabileceği bir uzantı kalırsa uzun süreli ishale yol açar. Bağırsaklara yerleşen virüsler süreğen ishallere sebep olurlar. Bağırsakların yemeklerden hemen sonra harekete geçmesine yol açan sinirsel ishal de çok görülür

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Az rastlanan bir yağ metabolizması hastalığı, insan vücudunda lenf düğümlerinde, kemik iliğinde, dalakta ve karaciğerde bulunan özel bir hücre sistemi olan retiküloendotel sistemde, bu hastalıkta dev boyutlu birtakım hücreler oluşur.

Bu hücrelere Gaucher hücreleri adı verilir. Bu hücrelerin çoğalması ve vücutta yayılması, hastalığın bütün belirtilerinin ana nedenidir. Özellikle dalağın boyutları aşırı derecede büyür. Karaciğer büyümesi, kansızlık, sarılık da olur. Tedavi belirtilerin hafifletilmesine ya da giderilmesine yönelir.

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Bulaşıcı bir virüs hastalığı. İnsana bazı sivrisinek cinslerinden geçer. BaÅŸta, kaslarda, belde ve eklemlerde aÄŸrılara ve bitkinliÄŸe yol açar. Deride bir süre için döküntüler görülür. DoÄŸu ülkelerinde, Akdeniz’in doÄŸu kesimlerinde ve tropikal ülkelerde yaygındır

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Cüzam, tropikal ve yarı tropikal bir çok ülkede yerleşik bir hastalıktır. Dünyada yaklaşık 11 milyon kişinin cüzamlı olduğu sanılmaktadır. Mikrobun geçişi genellikle doğrudan doğruyadır. Ender olarak, kötü sağlık koşullarında, sıcak ve rutubetli iklimlerde dolaylıda olabilir. Kuluçka devresi birkaç yıla kadar değişebilir.

Cüzamı iki şekilde inceleyebiliriz:

1-Lepromalı cüzam: Hastalığın en ağır şeklidir; organizma basille dolar. Çok bulaşıcıdır ve başlıca belirtisi şişliklerdir.

2-Deri cüzamı: Az bulaşıcıdır fakat sinirsel belirtileri çoktur. Deri lezyonları ya rengini kaybetmiş lekeler ya da halka biçimindedir.

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Kaynağı virüs olan, son derece bulaşıcı bir hastalık. Tarihin en eski çağlarından beri insan topluluklarını etkilemiş olan çiçek, bugün, aşı yardımıyla hemen hemen ortadan kalkmıştır.

Çiçek, cinsiyet, ırk ve yaş ayrılığı gözetmeyen bir hastalıktır. Etkeni Borreliota variolae denen bir virüstür. Bu virüsün sığırda görülen çiçek hastalığının etkeni virüsle birçok ortak özelliği vardır. Bulaşma insandan insana olduğu gibi, eşya aracılığıyla da olur.

Kuluçka dönemi 1-2 haftadır. Bu dönem bitince hastalık ateş, titreme ve bel çevresinde ağrılarla başlar. Üçüncü ya da dördüncü günde de döküntü, yani kırmızımtırak benekler ortaya çıkar; bunlar az sonra kabarcıklara, daha sonra da sarımsı sivilcelere dönüşür. Biçimleri yuvarlak, büyüklükleri mercimek kadar, bazen daha da iridir; ortalan büzük, göbeği andırır bir görünüşleri vardır. Hastalık karaçiçek (hemorajik çiçek) denen türdense, sivilceler sarı değil, siyaha çalan kırmızı renktedir. Onuncu güne doğru sivilceler kurur ve kabuk bağlar. Bu kabuklar düşünce, altında sivilcelerin yerinin kaldığı görülür. «Çiçek izi» diye bilinen bu izler önce kırmızı, sonra beyazımsı olur ve içeri göçerek «çiçek bozuğu» denen durumu oluşturur.

Döküntüler en çok yüz ve boyunda olmakla beraber, vücudun başka yerlerinde de görülür. Kabarcıklar sivilceye dönüşürken ateş çok yükselir. Derideki döküntülerin yanı sıra içte, ağız ve boğaz mukozasında da kabarcıklar görülür; bunlar da sivilceye dönüşür. Sivilceler birbirleriyle birleşirse, gerek deride, gerek mukozada iri yaralar meydana getirirler; bu yaralar apseye ve septisemiye dönüşebilir. Arada herhangi bir beklenmedik hal olmazsa 3-4 hafta sonunda kabuklar düşer ve izler küçülür. Dökülen kabuklar hastalığı bulaştırmada büyük rol oynar.

Çiçek hastalığının alastrim gibi tehlikesiz çeÅŸitleri ve sinir sistemini yıkarak kısa sürede öldüren ağır çeÅŸitleri vardır. Karaçiçek veya hemorajik çiçek ayrı bir tür deÄŸil, çiçek hastalığının bir tehlikeli yanıdır. Ölümle sonuçlanır. ÇiçeÄŸin öteki tehlikeli yanları çeÅŸitli yangılanmalar, bu arada orta kulak yangısı, akciÄŸer zarı yangısı, zatürree, nefrit, menenjit vb.’ye yol açabilmesidir.

Teşhis genellikle güç değildir. Günümüzde çiçek hastalığı virüsüne karşı kimyasal tedavi araçları ve aureomisin, terramisin gibi antibiyotikler kullanılmaktadır. Çiçek aşısını zorunlu kılan sağlık yasaları sayesinde bugün bu hastalığa gelişmiş ülkelerde hemen hiç rastlanmamaktadır.

Çiçek aşısını 1798′de Jenner uyguladı. Jenner’in uygulamasından önce Anadolu’da bu aşının yaygın olarak uygulanmış olduÄŸu ve Anadolu’yu gezmiÅŸ olan batılı gezginler tarafından görülüp, bu bilginin Jenner’e ulaÅŸtırılmış olduÄŸu bir gerçektir.

Çiçek aşısı koyun ve danalara çiçek virüsüne benzeyen bir virüsün aşılanması ile elde edilir. Bu hayvanların deri kabartılarındaki virüs içeren sıvı, insanın genellikle kol derisine çizik yapılıp, üzerine damlatılır. Bu işlem ağrıya yol açmaz.

Aşı, çiçek hastalığını Avrupa ve Amerika’ da önemli bir sorun olmaktan çıkarmıştır. Ancak Hindistan, Pakistan, Afrika ve UzakdoÄŸu’nun bazı kesimlerinde bu hastalık hala aynı niteliÄŸini sürdürmektedir

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Nedeni bir virüs olan bir grip türü. Bugün grip virüsleri A, B ve C olarak üç ayrı sınıfa ayrılırlar. Asya gribini A sınıfı virüsü meydana getirir. Bu virüsün yol açtığı gribe Asya gribi denmesinin nedeni, 1957′de Çin’de baÅŸlayarak UzakdoÄŸu, Avustralya, Amerika ve Avrupa’ya yayılmış olmasıdır.
Grip virüslerinin özelliklerini değiştirebilmeleri, aşının etkilerini kısıtlamaktadır. Çünkü bir şehirde yaygın olan gribe yol açan virüse karşı hazırlanan aşı, o sırada başka bir ülkede yaygın olan ve değişik bir virüs tarafından meydana getirilen gribe karşı etkili olamamaktadır.

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Genellikle alkolün uzun süre kullanılması sonunda oluşan karaciğer sirozunun, dalağın büyümesine ve kansızlığa yol açması. Uzun süre alkol kullanılması dışında, süreğen karaciğer yangısı (kronik hepatit), safra sirozu ve hemokromatoz da karaciğer sirozuna yol açabilir.

Karaciğerde sirozun oluşması, bu organdan geçen damarların, özellikle sindirim borusundan karaciğere kan taşıyan kapı toplardamarı kollarının sıkıştırılması sonucunu doğurur. Bu damarlarda sıkışma sonunda da dalakta şişme ve genişleme, kapı toplardamarı ile ana toplardamar ağının ağızlaşma noktaları olan yutak alt bölümünde, rektum ve karın duvarında toplardamar şişkinliği dikkati çeker.

Banti sendromunda görülen kansızlığın çeşitli nedenleri vardır. Büyümüş olan dalakta aşırı alyuvar parçalanması gerçekleşir, genişlemiş olan dalağın boşluklarında gereğinden fazla kan depolanır, böylece dolaşımda daha az kan hücresi kalır.

Süreğen karaciğer hastalığının saptanması ve dalağın büyümüş olduğunun görülmesi Banti sendromunun teşhisinde önemli bir rol oynar. Karaciğerin durumu çeşitli, kan deneyleri ile değerlendirilir. Barium tuzu eriyiklerinin içilmesinden sonra çekilen röntgen filmleri, yutaktaki toplardamar ağı genişlemesini ortaya çıkarır.

Bu hastalığın tedavisinde karaciğer bozukluğunun düzeltilmesine ve bu bozukluğun yol açtığı olumsuz sonuçların iyileştirilmesine çalışılır. Karaciğerdeki bozukluk siroza bağlıysa hastanın içki içmemesi büyük çapta düzelmeye yol açabilir. Eğer hemokromatoza bağlıysa, zaman zaman kan alınması, karaciğerde kan boya cisimciklerinin birikmesini engeller.

Kapı toplardamar sisteminde çoğalmış olan basıncın azaltılması amacıyla uygulanan yöntemler, bu hastalıkta önemli bir yer tutar. Eğer şişmiş olan toplardamar dalına ulaşılması kolaysa, bu dal kesilerek alt ana toplardamara bağlanır. Böylece bağırsaklardan gelen kan kalbe dönerken karaciğere uğramamış olur. Eğer kansızlık çok ilerlemişse dalağın çıkarılması yoluna gidilebilir. Dalağın çıkarılması önemli bir eksikliğe yol açmaz. Vücutta değişik yerlerde bulunan retiküloendotel sistem, dalağın görevini başarı ile yürütür

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Balantidium coli adlı asalak tarafından bağırsakta meydana getirilen bir hastalık. Hastalarda ileri derecede ishal; dışkıda kan ve mukus bulunması nedeniyle, bu hastalığa kirpikli asalak dizanterisi de denir. Yeni dışkılanmış sulu madde içinde görülebilen bu asalağın, domuzlardan insanlara geçtiği sanılmaktadır. Tedavi için tetrasiklinlerden yararlanılır.

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Carrion hastalığı Peru, Ekvador, Åžili ve Kolombiya’da oldukça önemlidir. Ancak baÅŸka yerlerde görüldüğü bildirilmemiÅŸtir. Etkeni, Phlebotomus cinsi kum pireleriyle taşınan, riketsia benzeri bir bakteri olan Bartonella bacilliformis’tir. İki evre halinde görülür: Akut ateÅŸli bir anemi (Oroya ateÅŸi) ve nodüler bir deri döküntüsü (verruga peruana).

Anemik evreye, etkenlerin eritrositler içinde üremesi neden olur; ağır olgularda eritrosit sayısı hızla azalır ve hasta birkaç gün içinde ölür. Deri döküntüsü anemik evrenin nekahat dönemi sırasında veya anemik evreyi bir klinik belirti göstermeden hafif ya da orta derecede bir hastalık şeklinde geçirmiş kişilerde görülür.

Özgül hücresiz besiyerierinde üreyebilen etken, hem eritrositlerde, hem de deri lezyonlarındaki prolifere olan endotel hücrelerinde bulunur. Ölümle sonuçlanan olgularda eritrositler yanısıra hemen tüm organlardaki retikuloendotelial hücreler de etkenle doludur. Mikroskopik olarak deri lezyonları hızla büyüyen hemangioendoteliomalara benzer, fakat sonuçta nedbe bırakmadan iyileşirler. Tanı, Giemsa ile boyanmış kan yaymalarında eritrositler içinde etkenin görülmesiyle veya kan kültürüyle konur.

Eritrositler içinde parazit olarak bulunan, Bartonella bacilliformis’den baÅŸka bakterilerin (hemotropik bakteriler) neden olduÄŸu enfeksiyonlar da yakın zamanlarda BirleÅŸik Devletler’deki birkaç hastada tanımlanmıştır

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Bartonella bacilliformis adlı mikroorganizmanın yol açtığı hastalık. Bu mikrop insanlara tatarcık böceğinin ısırması ile bulaşır ve başlangıçta yüksek ateş ve anemi (Oroya humması), sonra da deri döküntüleri (Verruga peruana) ile gelişen bir hastalığa yol açar.
Kuluçka devresi 21 gün kadar sürer. Güney Amerika’da sık görülen bu hastalık karaciÄŸer ve dalakta ÅŸiÅŸme, kas ve eklem aÄŸrıları, ateÅŸ ve kansızlığa yol açıp öldürücü olabilir. AteÅŸli devreyi vücudun yüzeyinde ve mukoza kaplı boÅŸluklarında oluÅŸan yumakların belirmesi izler. Bu durum birkaç ayda iyileÅŸir.

admin

Yorum gönder

Araba Resimleri Fenerbahce Resimleri Resimler Guzel Resimler turk car spor haberleri sarki sozleri