Wordpress Themes

‘Diyabet’ kategorisi için arşiv

6
Mar
2008

Şeker Hastalığının Nedenleri
 - Pankreas Bezesinin yorulması
- Kandaki şekerin belli seviyede kalması, pankreas bezinin salgıladığı insülin hormonu ile olur.

Pankreas bezesini yoran etmenler şunlardır :
 - Oburluk
- Şişmanlık
- İhtiyarlık

Pankreas Bezesinin Hastalanması

 - Pankreas bezesi iltihaplanmış veya kireçlenmiştir.
- Pankreas kanseri
- Pankreasın alınması
- Pankreası etkileyen hastalıklar :
- Karaciğer ve safra kanalı iltihabı
- Kabakulak
- Frengi
- Verem
- Böbrek iltihabı ve böbrek taşları
- Tifo
- Tifüs
- Kolera
- Dizanteri

Menopoz Dönemi

Bu dönemde kadının hormonal dengesinde değişmeler olur. Çoğu kadınlar bu dönemde şeker hastası olurlar. Dişetlerinde yanma, dişlerde çürüme, ağızda kuruluk, gözde katarakt oluşur. Bu dönemde eksilen kadınlık hormonu şu bitkilerle sağlanarak, şeker hastalığına yakalanma riski azaltılabilir ; Papatya, Ökse otu, Nergis, Adaçayı. Ayrıca, bu dönemde kilo almamaya gayret edilmelidir.

Tedavi

Şeker hastalığı, bir beslenme hastalığıdır. Bu nedenle dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, yani karbonhidrat-protein-yağ dengesi sağlanmalıdır.

Yağsız süt, yoğurt, yağsız et, balık, yumurta, patates, hububat, bakliyat yenmelidir.

Sebzelerden lahana, tere, soğan, marul, salatalık, turp, domates, patlıcan ve yerelması tavsiye edilir.

Meyvelerden ise ekşi elma, limon, greyfurt, yeşil erik, koruk gibi ekşi olanlar tercih edilmelidir.
Baharatlar vücudumuzdaki salgı bezlerine tesir ederek, onları çalıştırırlar. Bu nedenle her sofrada bulundurulmalıdırlar.

Bitkilerle Tedavi

Tunus Baklası ( çemen ) : İki bardak suya 1 kaşık çemen konur ve orta ateşte pişirilerek sabah kahvaltısından önce içilir.

Yulaf : Yemeklerden önce veya iki yemek arası, günde 3-4 bardak salep şeklinde, 1 bardak suya 1 kaşık yulaf unu katarak, orta ateşte pişirip içmelidir.

Mersin Yaprağı : 1 litre kaynar suya, 1 yemek kaşığı yaprak konur. 15 dakika demleyip süzülür ve her yemekten önce 1 çay bardağı içilir.

Okaliptus : 1 litre kaynar suya, 1 yemek kaşığı yaprak konur. 15 dakika demleyip süzülür ve her yemekten önce 1 çay bardağı içilir.

Karadut Yaprağı : 1 çay bardağı sıcak suya, 1 tatlı kaşığı hulasası konur. Yemeklerden önce içilir.

Ceviz Yaprağı : 1 litre kaynar suya, 1 yemek kaşığı yaprak konur. 15 dakika demleyip süzülür ve her yemekten önce 1 çay bardağı içilir.

Zeytin Yaprağı : 30 g. yaprak ince kıyılıp, 1 litre suya atılır, 2 dakika kaynatılıp, 15 dakika demlenir ve süzülür. Yemeklerden önce 1 çay bardağı içilir.

Ardıç Tohumu : 30 g. ardıç, 1 litre suya atılır, 10 dakika kaynatılıp, 15 dakika demlenir ve süzülür. Yemeklerden sonra 3-4 çay bardağı içilir.

Böğürtlen
Adaçayı
At kuyruğu (kırkkilit otu)

Bitkilerle yapılan tedavilerin yararlı olabilmesi için, yukarıdaki tedavi şekillerinin en az 2-3 ay sürekli uygulanması gerekir.

admin

Yorum gönder

6
Mar
2008

Gizli Şeker (Pre-diyabet) Nedir?

Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.

Diyabet Önleme Programına katılan pre-diyabetiklerin %11’inde diyabet gelişmiştir. Bazı çalışmalar pre-diyabetik çoğu kişide 10 yıl içinde Tip 2 diyabet geliştiğini saptamıştır. Yani Pre-diyabet Tip 2 diyabete adaylık durumudur.

Pre-diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalık riski kan şekeri normal olan bireylere kıyasla 1.5 kat daha fazladır. Diyabetli bireylerde ise 2-4 kat fazladır.

Pre-diyabetli bireyler yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde prediyabetli olmayı önleyebilir ve geçiktirebilir.

Pre-diyabet, Bozulmuş Glikoz Toleransı veya Bozulmuş Açlık Glikozu Aynı Anlamda mıdır?

Evet. Doktorlar bazen yükselmiş kan şekeri düzeylerini ifade eden bu durumları kullanılan teste bağlı olarak bozulmuş glikoz toleransı veya bozulmuş açlık glikozu olarak tanımlarlar.

Pre-diyabetli Olup Olmadığım Hangi Testler ile Belirlenir?

Doktorlar pre-diyabeti belirlemek için açlık kan şekeri veya oral glikoz tolerans testi (OGTT) kullanabilirler. Her iki test içinde bir gece boyu süren açlık gereklidir. Açlık kan şekeri için kahvaltı yapmadan önce kan şekeri ölçülür. OGTT’ de ise açlık ve glikozdan zengin içeçek içildikten sonra 2. saatte tekrar şeker ölçümü yapılır.

Açlık Kan Şekeri Testi, Diyabet veya Pre-diyabeti Nasıl Belirler?

Normalde açlık kan şekeri 100 mg/dl’nin altındadır. Eğer kişide pre-diyabet varsa açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasındadır. Eğer kan şekeri 126 mg/dl veya daha yüksekse birey diyabetlidir.

OGTT ile diyabet veya Pre-diyabet Nasıl Saptanır?

OGTT’ de, bireyin kan şekeri açlıktan sonra ve glikozdan zengin içecek içildikten 2 saat sonra ölçülür. Normal kan şekeri 2. saatte 140 mg/dl’ nin altındadır. 2.saat kan şekeri 140-199 mg/dl arasında ise pre-diyabet, 2. saat kan şekeri 200 mg/dl’ nin üstünde ise diyabet tanısı konulur.

Açlık Kan Şekeri Testi veya OGTT, Hangi Test Pre-diyabetin saptanması için Daha Uygundur?

Her iki test de pre-diyabetin saptanması için uygun testlerdir.

Pre-diabetim Varsa Bunu Mutlaka Bilmem Gerekir mi?

Eğer pre-diyabetiniz olduğunu bilirseniz Tip 2 diyabetli olmanızı önleyecek önlemleri zamanında alma şansınız olur. Çalışmalar ağırlık kaybını sağlayan ve fiziksel aktiviteyi artıran diğer bir ifade ile gerekli yaşam tarzı değişikliklerini yapan pre-diyabetli bireylerin, %58 oranında Tip 2 diyabetli olmayı önleyebildiğini veya geciktirebildiğini göstermiştir.

Pre-diyabet Tedavisi Nasıl Yapılır?

Bireysel bir beslenme tedavisi ve haftanın 5 günü günde 30 dakika düzenli yürüyüş şeklinde yapılan egzersiz programı sonucunda, vücut ağırlığının ılımlı olarak azalması (% 5-10) ile pre-diabetten diyabete geçiş önlenebilmekte veya geçiktirilebilmektedir.

Eğer pre-diabetiniz var ise pre-diyabeti olmayanlara kıyasla kalp hastalığı veya inme riskiniz %50 artmıştır. Bu nedenle kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili risk faktörlerini (sigara içmek, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi) bilmeniz gerekmektedir. Eğer risk faktörlerinden birine veya birkaçına sahipseniz bu faktörlerin tedavi edilmesi de son derece önemlidir.

Kimlerin Pre-diabet Tanısı için Test Yaptırması Gereklidir?

Şişman ve 45 yaşın üstünde iseniz pre-diabetli olup olmadığınızı öğrenmek için test yaptırmanız gereklidir. Eğer vücut ağırlığınız normal ise ve 45 yaş civarında iseniz testi yaptırmanın sizin için uygunluğunu doktorunuza danışınız.

45 yaşından genç erişkinlerde ve şişman bireylerde diyabet ve pre-diyabet yönünden risk faktörlerinin varlığı araştırılır. Bu risk faktörleri: yüksek tansiyon, düşük HDL-kolesterol düzeyi, yüksek trigliserid düzeyi, ailede diyabet varlığı, gestasyonel diyabet, 4,5 kg üzerinde bebek doğumu öyküsü olmasıdır.

Ne Sıklıkla Testi Yaptırmam Gerekir?

Pre-diyabet saptanmamış olmasına karşın risk faktörlerine sahipseniz her 3 yılda bir test yaptırmalısınız. Eğer pre-diyabet varsa Tip 2 diyabetin tespiti için her 1-2 yılda bir test yaptırmanız gerekir.

admin

Yorum gönder

6
Mar
2008

Gestasyonel Diyabet

Gebeliğin fizyolojisinin gereği bazı hormonlar gebelikte bebeğin gelişimi için normalden daha fazla salgılanır. Bu hormonların salgılanması kan şekerinin yükselmesine neden olur. Bu etki özellikle gebeliğin 24. haftasından sonra hızlanarak artar. Bu nedenle anne adaylarının gebelikte ortaya çıkan diyabet hakkında gebelik öncesinde ve gebelik süresince bilgilendirilmesi, düzenli ve dikkatli izlenmesi gerekir.

Gestasyonel Diyabet Nedir?

Gebelikte çıkan diyabet, yani tıp dilinde “Gestasyonel Diyabet” ilk defa gebelik sırasında saptanmış kan şekeri yüksekliğidir. Gestasyonel Diyabetli’ de gebelik öncesinde diyabet yoktur.

Günümüzde “Gestasyonel Diyabet” görülme oranı yüzde 2-4 olduğundan, her gebeye, özellikle riskli olanlara gebeliğin 24. ve 28. haftaları arasında tarama testi uygulanması gerekir.

Bu tarama testinde kişiye önce 50 gr şeker yüklemesi yapılır. Test, günün herhangi bir saatinde suda eritilen 50 gr şeker alındıktan 1 saat sonraki kan şekeri değerine bakılmasından ibarettir. Sonuç, 140 mg/dl’ nin altında ise gebede “Gestasyonel Diyabet” yoktur, eğer kan şekeri 140 mg/dl’nin üzerinde ise gebeye 100 gr’lik ikinci bir şeker yüklemesi yapılır. Bu testte ise kan şekeri değerleri başlangıçta: 95 mg/dl, 60 dakikada; 165 mg/dl, 120 dakikada; 145 mg/dl, 180. dakikada: 125 mg/dl değerlerinin altında olmalıdır. Bu değerlerden ikisi yüksekse kişiye “Gestasyonel Diyabet” tanısı konur.

Bu basit testlerin yapılmasının önemi çok büyüktür, özellikle 100 yıl kadar önce, gebe diyabetiklerin çoğunun bebeklerinin, bir kısmının da kendi yaşamlarının kaybettikleri düşünülürse, annenin glukoz düzeylerindeki artış, anne karnındaki bebek (fetus) açısından büyük önem taşır. Fetus plasenta yoluyla anneden aldığı besinler (glukoz, aminoasit ve yağ asitleri) ile beslenir. Annenin karnında yükselen şeker miktarı, direkt olarak bebeğe yansır ve fetusta glukoz fazlalığı oluşur. Bebek bu duruma yaptığı insülini artırarak karşılık verir. İnsülin bebekte büyümeyi uyaran bir hormondur. Fetal insülinin gebeliğin 24-28. haftalarından itibaren artışı, bebeğin büyümesini hızlandırır ve doğum ağırlığını 4000 gr’ın üzerine çıkar. İri bebek (Makrosomi) olarak adlandırılan bu tablo bebek açısından pek çok risk taşır. Doğum sırasında oluşabilecek omuz çıkıkları, sinir yaralanmaları, solunum sıkıntısı, şeker düşüklüğü, sarılık bu sorunlardan bazılarıdır, ancak hem geliştirilen yeni testler hem de insülinin keşfi ve yaygın kullanımı sayesinde anne ve bebeklerinin karşılaştığı birçok risk ortadan kalkmıştır.

Gestasyonel Diyabette Hedef Kan Şekeri Düzeyi Ne Olmalıdır?

Gestasyonel diyabetli bir annede amaç, açlık kan şekerini 90 mg/dl, yemekten 2 saat sonraki tokluk şekerini ise 120 mg/dl’nin altında seyretmesini sağlamaktadır. Bu amaçla, kişiye önce özel bir beslenme planı uygulanır ve kan şekeri bir hafta boyunca izlenir. Eğer bu süre içinde şeker değerleri belirtilenin üzerine çıkıyorsa, hemen insülin tedavisine başlanmalıdır. Bu dönemde anne mutlaka bir şeker ölçme cihazı almalı ve kan şekerinin her öğünden önce, öğünlerden 2 saat sonra ve yatarken olmak üzere günde 7 defa ölçmelidir. Ölçüm sıklığı haftada en az iki gün olmalıdır. Ölçülen değerler bir günlüğe kaydedilmelidir. Bebeğin sağlıklı büyüme ve gelişimi için bu önlemlerin alınması gerekir.

Doğumdan Sonra

Doğumdan hemen sonra insülin direnci ortadan kalkar ve diyabet düzelir. İnsülin kullanan annede, doğum sonrası şeker ölçülmeli ve insülin tedavisi kesilmelidir. Aksi halde, ciddi kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) meydana gelebilir. Ancak, nadiren de olsa, doğumdan sonra diyabet kalıcı olabilir. Bu durumda, anne süt verdiği sürece, insülin tedavisi sürdürülür. Daha sonraki tedavi şekline diyabet uzmanı karar verecektir.

admin

Yorum gönder

6
Mar
2008

Gestasyonel Diyabet

Gebeliğin fizyolojisinin gereği bazı hormonlar gebelikte bebeğin gelişimi için normalden daha fazla salgılanır. Bu hormonların salgılanması kan şekerinin yükselmesine neden olur. Bu etki özellikle gebeliğin 24. haftasından sonra hızlanarak artar. Bu nedenle anne adaylarının gebelikte ortaya çıkan diyabet hakkında gebelik öncesinde ve gebelik süresince bilgilendirilmesi, düzenli ve dikkatli izlenmesi gerekir.

Gestasyonel Diyabet Nedir?

Gebelikte çıkan diyabet, yani tıp dilinde “Gestasyonel Diyabet” ilk defa gebelik sırasında saptanmış kan şekeri yüksekliğidir. Gestasyonel Diyabetli’ de gebelik öncesinde diyabet yoktur.

Günümüzde “Gestasyonel Diyabet” görülme oranı yüzde 2-4 olduğundan, her gebeye, özellikle riskli olanlara gebeliğin 24. ve 28. haftaları arasında tarama testi uygulanması gerekir.

Bu tarama testinde kişiye önce 50 gr şeker yüklemesi yapılır. Test, günün herhangi bir saatinde suda eritilen 50 gr şeker alındıktan 1 saat sonraki kan şekeri değerine bakılmasından ibarettir. Sonuç, 140 mg/dl’ nin altında ise gebede “Gestasyonel Diyabet” yoktur, eğer kan şekeri 140 mg/dl’nin üzerinde ise gebeye 100 gr’lik ikinci bir şeker yüklemesi yapılır. Bu testte ise kan şekeri değerleri başlangıçta: 95 mg/dl, 60 dakikada; 165 mg/dl, 120 dakikada; 145 mg/dl, 180. dakikada: 125 mg/dl değerlerinin altında olmalıdır. Bu değerlerden ikisi yüksekse kişiye “Gestasyonel Diyabet” tanısı konur.

Bu basit testlerin yapılmasının önemi çok büyüktür, özellikle 100 yıl kadar önce, gebe diyabetiklerin çoğunun bebeklerinin, bir kısmının da kendi yaşamlarının kaybettikleri düşünülürse, annenin glukoz düzeylerindeki artış, anne karnındaki bebek (fetus) açısından büyük önem taşır. Fetus plasenta yoluyla anneden aldığı besinler (glukoz, aminoasit ve yağ asitleri) ile beslenir. Annenin karnında yükselen şeker miktarı, direkt olarak bebeğe yansır ve fetusta glukoz fazlalığı oluşur. Bebek bu duruma yaptığı insülini artırarak karşılık verir. İnsülin bebekte büyümeyi uyaran bir hormondur. Fetal insülinin gebeliğin 24-28. haftalarından itibaren artışı, bebeğin büyümesini hızlandırır ve doğum ağırlığını 4000 gr’ın üzerine çıkar. İri bebek (Makrosomi) olarak adlandırılan bu tablo bebek açısından pek çok risk taşır. Doğum sırasında oluşabilecek omuz çıkıkları, sinir yaralanmaları, solunum sıkıntısı, şeker düşüklüğü, sarılık bu sorunlardan bazılarıdır, ancak hem geliştirilen yeni testler hem de insülinin keşfi ve yaygın kullanımı sayesinde anne ve bebeklerinin karşılaştığı birçok risk ortadan kalkmıştır.

Gestasyonel Diyabette Hedef Kan Şekeri Düzeyi Ne Olmalıdır?

Gestasyonel diyabetli bir annede amaç, açlık kan şekerini 90 mg/dl, yemekten 2 saat sonraki tokluk şekerini ise 120 mg/dl’nin altında seyretmesini sağlamaktadır. Bu amaçla, kişiye önce özel bir beslenme planı uygulanır ve kan şekeri bir hafta boyunca izlenir. Eğer bu süre içinde şeker değerleri belirtilenin üzerine çıkıyorsa, hemen insülin tedavisine başlanmalıdır. Bu dönemde anne mutlaka bir şeker ölçme cihazı almalı ve kan şekerinin her öğünden önce, öğünlerden 2 saat sonra ve yatarken olmak üzere günde 7 defa ölçmelidir. Ölçüm sıklığı haftada en az iki gün olmalıdır. Ölçülen değerler bir günlüğe kaydedilmelidir. Bebeğin sağlıklı büyüme ve gelişimi için bu önlemlerin alınması gerekir.

Doğumdan Sonra

Doğumdan hemen sonra insülin direnci ortadan kalkar ve diyabet düzelir. İnsülin kullanan annede, doğum sonrası şeker ölçülmeli ve insülin tedavisi kesilmelidir. Aksi halde, ciddi kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) meydana gelebilir. Ancak, nadiren de olsa, doğumdan sonra diyabet kalıcı olabilir. Bu durumda, anne süt verdiği sürece, insülin tedavisi sürdürülür. Daha sonraki tedavi şekline diyabet uzmanı karar verecektir.

admin

Yorum gönder

6
Mar
2008

Tip 2 diyabetli kişilerin pankreası insülin üretir fakat etkili olarak kullanamazlar. Tip 2 diyabetin görülme sıklığı daha fazladır, diyabetli kişilerin %90′ı Tip 2 diyabetlidir.Tip 2 Diyabet genellikle 40 yaşın üzerindeki kişilerde görülen diyabet tipidir. Pankreasın yeterli miktarda insülin salgılayamaması veya salgılanan insülinin yeterli derecede kullanılmaması nedeniyle kan şekerinin yükselmesi durumudur. Bu tip diyabetiklerde rahatsızlık uzun yıllar klinik olarak belirti vermeyebilir. Yaşamın ileriki yıllarında araya giren bir infeksiyon, stres, ameliyat, gebelik ya da fazla kilo alınması zaten azalmış olan beta hücre rezervinin daha da düşmesine neden olarak diyabeti klinik olarak ortaya çıkarabilir.

Tip 2 Diyabet Riski Kimlerde Daha Fazladır?

Herkeste, her yerde, her yaşta diyabet teşhis edilebilir.- Ailesinde diyabetli olanlar,
- Şişman kişiler,
- 4 kg’ dan daha ağır bebek doğuran kadınlar,
- Stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir.
- Ayrıca pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ile hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabete yol açabilir.

Tip 2 Diyabetin Belirtileri Nelerdir?

Tip 2 diyabeti olan ve kan şekeri yüksek olan kişilerde;- Sık idrara çıkma,
- Ağız kuruluğu,
- Çok su içme,
- Açlık hissi,
- Cilt yaralarının geç iyileşmesi,
- Kuru ve kaşıntılı bir cilt,
- Sık sık infeksiyon gelişmesi,
- Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma görülür. Ancak bu belirtiler zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar.

Tip 2 Diyabet Tedavisinin Esasları Nelerdir?

Birinci basamak tedavi planında medikal beslenme tedavisi yani beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, yaşam tarzının değiştirilmesi, egzersiz programlarının uygulamaya koyulması yer almaktadır. Eğer, bu tedavi planına uyulmasına rağmen kan şekeri normal sınırlar içinde tutulamazsa ağızdan hap olarak alınan şeker düşürücü ilaçlar tedaviye eklenir. Ancak bazı Tip 2 diyabetliler kan şekeri düzeyini normal sınırlar içinde tutabilmek için insüline ihtiyaç duyulabilir. Bu durumlarda uygun dozda yapılan insülin enjeksiyonları ile tedavi desteklenir.Ağızdan şeker düşürücü hap veya insülin tedavisi alan Tip 2 diyabetlilerin haftanın belirli günlerinde kan şekerini ölçmeleri son derece önemlidir.

Tip 2 Diyabet Tedavisinde Kullanılan İlaçlar Nelerdir?

Tip 2 diyabette kan şekeri kontrolünü sağlamak amacı ile kullanılan ve ülkemizde mevcut olan ilaçlar etki mekanizmalarına göre 3 grupta incelenebilir:Sulfonilüreler; pankreastan insülin salınımını arttırır ve vücudu insüline daha duyarlı hale getirirler. (Betanorm, Diamicron, Diameprid, Diabinese, Gliben, Glutril, Glucotrol XL, Minidiab, Amaryl bu grup ilaçlara örnek olarak verilebilir)

Biguanidler; insülin mevcudiyetinde hücrelere glikoz (şeker) girişini arttırarak kan şekerini düşürürler, ayrıca bağırsaktan şeker emilimini azaltırlar (metformin). Şişman hastalarda tercih edilirler. Ülkemizde bulunan bu grup ilaçlar arasında Glucophage, Glifor, Gluformin, Glukofen sayılabilir.

Alfa-Glikosidaz inhibitörleri; Ülkemizde Glucobay adıyla bilinen bu grup ilaçlar, bağırsakta karbonhidratların parçalanmasını yavaşlatarak yemek sonrası olan kan şekeri yükselmelerini azaltırlar.

Glinidler: Nateglinid, Repaglinid (Novonorm, Starlix) olarak bilinen ilaçlar pankreasta insülin salgılayan beta hücrelerini kısa dönemde uyararak yemeklerden sonra oluşan tokluk kan şekerindeki artışı azaltırlar.

İnsülin dirençini azaltan; insüline duyarlılığı arttıran ilaçlar: Bu grup ilaçlar metforminden farklı etki göstererek insülin dirençini azaltır. Vücutta hafif derecede su tutulmasına ve ortalama olarak 2-3 kilo ağırlık artışına neden olabilmektedir (Avandia).

Tip 2 Diyabette Hangi Durumlarda İnsülin Tedavisi Gerekmektedir?Beslenme planına uyum sağlamasına, egzersiz yapmasına ve aldığı ilaçlara rağmen;

-Kan şekeri yüksek seyreden diyabetlilere,
-Ameliyat olacak hastalara,
-Ameliyat döneminde,
-Gebeliği esnasında diyabet tanısı konan ve hamilelikte kan şekeri kontrolü sağlanmayan kadınlara,
-Ağır bir infeksiyon geçirirken iyileşmeyen kişilere,
-Ayak yarası olan diyabetlilere,
-Diyabete bağlı komplikasyonların gelişmeye başladığı diyabetlilere mutlaka insülin tedavisi uygulanmalıdır.

Tip 2 Diyabet Önlenebilir mi?Tip 2 diyabet insidansı başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere tüm dünyada artış göstermektedir. Obezite, sedanter yaşam tarzı, insülin dirençi, hiperinsülinemi, bozulmuş glikoz toleransı ve geçmişte gestasyonel diyabet öyküsünün varlığı tip 2 diyabet gelişimi için güçlü risk faktörleridir. Diyabeti Önleme Programı ve benzeri çalışmalarla, yüksek riskli bireylerin tanımlanması ile bu kişilerde Tip 2 diyabetin gelişmesi veya geciktirilmesinin mümkün olabildiği gösterilmiştir.

Finlandiya Tip 2 Diyabeti Önleme ÇalışmasıFinlandiya Tip 2 diyabeti önleme çalışmasında glikoz intoleransı olan 522 birey katılmıştır. Kontrol grubuna beslenme ve egzersiz konusunda sözel ve yazılı genel bir bilgi verilirken, çalışma grubuna aşağıda belirtilen hedeflere ulaşılmasını sağlayacak detaylı öneriler verilmiştir.

-Ağırlık kaybı sağlamak (% 5 ve daha fazla oranda) ağırlık kaybı sağlayacak
-Toplam yağ tüketimini azaltmak (Tüketilen günlük enerjinin <%30’u)
-Doymuş yağ alımını azaltmak (enerjinin <%10’u)
-Posa alımını arttırmak (15 g/1000 kkal)
-Fiziksel aktiviteyi arttırmak (Her gün en az 30 dakika)
-Beslenme önerilerinde tam taneli tahıl ürünlerinin, sebze, meyve, düşük yağlı süt ve et ürünleri, yumuşak margarin ve tekli doymamış yağ asitlerinden zengin bitkisel yağ önerilmiştir. Beslenme ilkelerine uyum çalışma boyunca yılda 4 kez bireylerin tamamladığı 3 günlük besin tüketim kayıtları ile değerlendirilmiştir.

Finlandiya Tip 2 diyabeti önleme çalışması ile yaşam tarzı değişikliklerinin sağlanması sonucunda tip 2 diyabetin görülme sıklığının %58 oranında azaldığı saptanmıştır.

admin

Yorum gönder

6
Mar
2008

Vücudumuzun enerji ihtiyacı, yiyeceklerimizdeki temel besin öğeleri karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır. Emilebilmek için en küçük parçalarına ayrılan besin öğelerinin en önemlisi “glikoz” adı verilen basit şekerlerdir. Glikoz başta beyin olmak üzere vücudun tüm organlarının önemli bir besin kaynağıdır. Hücreler ihtiyacı olan glikozu, midenin arkasında bulunan pankreas bezinin salgıladığı bir hormon yardımıyla kullanır. İnsülin olarak bilinen bu hormon vücutta yapılamaz ise alınan gıdalar enerji olarak kullanılamayacaktır.

İnsülin hormonlarının eksikliği sonucu ortaya çıkan tip 1 diyabet, sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında ortaya çıktığı için “Juvenil diyabet” adını da alır.

Tip 1 diyabet pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Hastalar, mutlak veya göreceli bir insülin yetersizliği olduğundan ömür boyu insülin hormonunu dışardan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundandırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet, İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10′unu tip 1 diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.

Tip 1 Diyabet neden olur?

Tip 1 diyabet, çoğunlukla çocuklar ve ergenlik çağındakilerde gelişir fakat yetişkinlerde de görülebilir. Çocuklukta en sık görülen kronik hastalıklardandır.Tip 1 diyabet için risk faktörleri iyi tanımlanmamıştır. Ancak tip 1 diyabetiklerin birinci derece akrabalarında genetik ve çevresel faktörlerin hastalığı tetiklediği gösterilmiştir.

Tip 2 diyabet, esas olarak yetişkinlerde görülmekteyse de dünyanın birçok yerinde ergenlik çağındaki grup için hızla büyük bir sorun olmaya başlamıştır. Tip 2 için risk faktörleri yaşın artışı, şişmanlık (obezite), ailede diyabet öyküsü, gebelikte iri bebek ya da diyabet öyküsü, fiziksel aktivite azlığı, bozulmuş glukoz toleransı ve ırk/etnik gruptur.

Tip 1 Diyabette Acil Sorunlar Nelerdir?

Tip 1 diyabetli kişi bilimsel ve sağlıklı bir beslenme programı uygulayarak, düzenli egzersiz yaparak ve uygun insülin tedavisi ile sorunsuz bir yaşam sürdürebilir. Ancak insülini uygun teknikle, yeterli dozda ve zamanında yapmayan, beslenme tedavisine uyum sağlayamayan ve aşırı karbonhidrat tüketen ya da egzersiz yapmayı aksatan diyabetlilerde kan şekeri yükselebilir (hiperglisemi). Bunun aksine insülini aşırı dozda kullanan ya da önerilen besinleri özellikle de karbonhidrat içeren besinleri zamanında ve yeterince tüketmeyen, alkol kullanan veya aşırı egzersiz yapan diyabetlilerde kan şekeri aniden ve hızla düşebilir (hipoglisemi).

admin

Yorum gönder

6
Mar
2008

Diyabette Şifa Var mıdır?

Şimdilik hayır. Ancak pankreas nakli / insulin üreten beta hücrelerinin nakli üzerinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Diyabette etkili tedavi yöntemleri vardır. Eğer hekim, diyetisyen ve hemşireden oluşan sağlık ekibinizden alacağınız iyi bir tıbbi desteğe bağlı olarak kendinize iyi bakmayı bilirseniz diyabetik olmayanlar gibi aktif ve sağlıklı bir hayat sürdürebilirsiniz.

Tip 1 Diyabet

Vücudumuzun enerji ihtiyacı yiyeceklerimizdeki temel besin öğeleri karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır. Emilebilmek için en küçük parçalarına ayrılan bu besin öğelerinin en önemlisi “glukoz” adı verilen basit şekerdir. Glukoz başta beyin olmak üzere vücudun tüm organlarının önemli bir enerji kaynağıdır. Hücreler ihtiyacı olan glukozu, midenin arkasında bulunan pankreas bezinin salgıladığı bir hormon yardımıyla kullanır. İnsülin olarak bilinen bu hormon vücutta yapılamaz ise alınan gıdalar enerji olarak kullanılamayacaktır. İnsülin hormonunun mutlak eksikliğine bağlı olarak meydana gelen şeker hastalığına Tip 1 Diabetes Mellitus denir

Her yaşta görülebildiği gibi, sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında başlar, bu nedenle juvenil diyabet adı da verilir. Ülkemizde 4 milyonun üzerinde olduğu sanılan şeker hastalarının %10′u, yani yaklaşık 400.000 kişi bu tip şeker hastasıdır.


Tip 2 Diyabet

Erişkinlerde görülen diyabettir. Pankreas insülin üretir fakat vücut bunu gerektiği gibi kullanamaz. Daha çok 40 yaş üzeri kişilerde ortaya çıkar.

Belirtileri :

- Poliori (sık idarara çıkma)
- Polidipsi (çok su içme)
- Polifasi (çok yemek yeme)
- Kilo kaybı
- Plazma kan glukoz düzeyinin yükselmesi (açkarnına 126 mg’dan büyük ya da eşit olması)

Bunların dışındaki diğer belirtiler:
- Yorgunluk
- Vücuttaki yaraların geç iyileşmesi
- Kuru ve kaşıntılı cilt
- Sık geçirilen enfeksiyonlar
- Bulanık görme
- Cinsel sorunlar
- Ellerde ve ayaklarda uyuşma
- Karıncalanma
- Ağız kuruluğu

admin

Yorum gönder

6
Mar
2008

Diyabet, vücudumuzda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumun da gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi).

Yediğimiz besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin çoğu vücutta enerji için kullanılmak üzere glukoza dönüştürülür. Midenin arka yüzeyinde yerleşik bir organ olan pankreas, kaslarımızın ve diğer dokuların kandan glukozu alıp enerji olarak kullanmalarını sağlayan “insülin” adı verilen bir hormon üretir. Besinlerle kana geçen glukoz, insülin hormonu aracılığı ile hücrelere girer. Hücreler glukozu yakıt olarak kullanır . Eğer glukoz miktarı vücudun yakıt ihtiyacından fazla ise karaçiğerde (şeker deposu=glikojen), yağ dokusunda depolanır.

Diyabeti olmayan bir birey kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir.

Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir.

OGTT’ de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.

Diyabet ve Şeker

Diyabet, diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülür ve ciddî sonuçlara yol açar. Pankreasın ürettiği insülinin yetersizliği veya etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder.

Şeker ve İnsülin

Vücut, sürekli olarak kanda bir miktar şekere (glukoza) ihtiyaç duyar. İnsülin kan dolaşımındaki glukozu hücrelere taşımakla görevlidir. İnsülin pankreas tarafından üretilen bir hormondur. Hücrelerdeki glukoz, günlük yaşamımızı devam ettirmeyi sağlayacak enerji kaynağıdır.

admin

Yorum gönder

4
Mar
2008

Diyabet, insülin üretimi ve/veya kullanımındaki bozukluk sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalıktır.

Kan şekeri yükselmesiyle karakterizedir.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur.

Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin reseptörleri ile anahtar-kilit ilişkisi oluşturan insülin, glukoz kapılarının açılmasına ve glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir.

İnsülin Direnci Nedir?

İnsülin direnci, hedef dokuların (kas, karaciğer ve yağ dokusu) insüline olan cevabının azalmasıdır. İnsülin direncinin, tip 2 diyabetin gelişmesinin altında yatan primer defektlerden biri olduğu düşünülmektedir. Tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık %85′inde insülin direnci vardır.

İnsülin direncinin genetik komponentlere bağlı olduğu düiünülmektedir. Ancak obezite, yaşlanma ve sedanter yaşam biçimi gibi edinilen faktörlerin, insülin direncinin gelişimine ve sonuçta tip 2 diyabete katkıda bulunduğuna inanılmaktadır.

İnsülin direnci, kas ve yağ dokusuna glukoz alımını bozar ve karaciğerin glukoz üretimini arttırır.

İnsülin Direncinin Sonuçları

  • Karaciğer, kas ve yağ dokusuna glukoz alımı azalır.
  • Karaciğer tarafından glukoz üretimi artar.
  • Bunun sonucunda kan şekeri yükselir (hiperglisemi oluşur). İnsülin direnci, insüline bağımlı glukoz alımında ve kullanımındaki bozukluk, glukozun kas ve karaciğerde glikojen şeklinde insülin-bağımlı depolanmasında azalma olarak kendini göstermektedir.

    İnsülin direncine reseptör düzeyinde defektler neden olmaktadır. Post-reseptör insülin direnci, anormal sinyal transdüksiyonu ile ilişkilidir. Reseptör düzeyinde insülin direncine, azalmış reseptör sayısı ya da insülinin bağlanmasındaki azalma neden olmaktadır. Pre-reseptör insülin direnci, tipik olarak anormal insülin ya da anti-insülin antikorlarının sonucudur. Böylece insülin, insülin reseptörlerine bağlanamaz ve insülin yanıt dizisi başlamaz.

    İnsülin Direnç Sendromu Nedir?

    Diyabetik olmayan bireylerde, insülin direncinin, ileride gelişebilecek tip 2 diyabetin önceden tahmin edilebilmesinde önemli bir rolü vardır. Buna ek olarak insülin direnci, artan kardiyovasküler risklere işaret olarak kabul edilen, metabolik bozukluklarla birliktelik göstermektedir.

    “İnsülin Direnç Sendromu” veya “Sendrom X” olarak bilinen bu durum, hiperinsülinemi, hiperglisemi, hipertansiyon ve dislipidemiyi (düşük HDL düzeyleri, artmış serbest yağ asidi düzeyleri ve hipertrigliseridemi) içermektedir.

    İnsülin direnci sendromuyla birlikte olan bu metabolik bozuklukların ve hipertansiyon ile dislipidemi gibi makrovasküler durumların,aynı zamanda tip 2 diyabetli hastalarda kardiyovasküler komplikasyonlar için bağımsız risk faktörleri olduğu gösterilmiştir.

admin

Yorum gönder

Araba Resimleri Fenerbahce Resimleri Resimler Guzel Resimler turk car spor haberleri sarki sozleri