Wordpress Themes

‘Cilt Hastalıkları’ kategorisi için arşiv

23
Haz
2008

Döküntülü bir bulaşıcı hastalık. Genellikle 6-7 yaşlarındaki çocuklarda görülmekle birlikte 20-22 yaşlarındaki yetişkinlerin de bu hastalığa yakalanmaları olasılığı vardır. Hastalığa bir streptokok yol açar. Bu streptokokun salgıladığı zehirleyici maddeler, deri üzerinde kızartılar (eritrotoksin) oluşturur. Streptokok gırtlakta ya da vücuttaki yaralara yerleşir.

Salgıladığı zehirleyici maddeler ise kan dolaşımına katılarak hastalığın genel belirtilerine yol açarlar. Bazı araştırıcılar kızıl hastalığının virüs kökenli olduğunu ileri sürmekle birlikte bu görüş doğrulanmış değildir. Hastalığın sağlıklı bir kimseye bulaşması, hasta ile doğrudan doğruya temas sonucunda ya da hastanın öksürmesi ya da aksırması sonucunda havaya yayılan mikrop içeren burun ve ağız salgılarının solunmasıyla geçer. Bulaşma bazen hastanın kullandığı giysilerin, yatak örtülerinin vb. ellenmesi ile de gerçekleşebilir.

Kızıl hastalığı uzun süre kızamıktan ayırt edilememiş olmakla birlikte, çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. 1556 yılında Sicilyalı hekim G.B. Ingrassia kızılın, kızamıktan ayrı bir hastalık olduğunu belirtmiştir.

Hastalık dört beş günlük kuluçka döneminden sonra baş ağrısı, kusma, titreme ve yüksek ateş belirtileriyle başlar; çocuklarda bazen çırpınma ile ortaya çıktığı da 39-39,5°C hatta daha da yüksek olabilen bir iki günlük ateşli bir dönemden sonra bademcikler kızarır; önce sırtta ve boyunda, daha sonra bütün vücutta kırmızı lekeler ortaya çıkar. Yalnız, çenede, dudağın iç kısımlarında ve burunda leke olmaz. Dilin özellikle çevresi ve orta kısmı kırmızı renkte olup dil üzerindeki kabarcıklar daha da belirgindir.

İlk haftanın sonuna doğru lekeler soluklaşır ve yüksek ateş düşer. Üst derinin boynuzsu katı, pullar şeklinde dökülmeye başlar. Döküntüler bazen, kızamıkta olduğu gibi, ince kepek şeklinde de olabilir. İkinci haftanın yarısına doğru, genellikle 2-3 hafta devam eden iyileşme dönemi başlar.

Kızıl hastalığının, bu genel çizgiden ayrılan birçok türü vardır. Gelişmesi daha kısa süren ve daha az tehlikeli olan hafif kızıl, ateşsiz kızıl, anjinsiz kızıl, tehlikesiz kızıl türlerinin başlıcalarıdır. Genellikle salgınlar sırasında rastlanılan tehlikeli türler ise yüksek ateş (41°C yi geçebilir), şiddetli baş ağrısı, hızlı nabız atışları, soluk almada güçlük çekme ve yüz renginin soluklaşması ile beliren zehirli kızıl; kızıl hastalığının bilinen belirtileri ile başlayıp daha sonra ivegen kan zehirlenmesine yol açan geç zehirleyen kızıldır.

Miyokard yangısı; menenjite yol açan orta kulak yangısı; genellikle iyileşme döneminde beliren kanamalı ivegen glomerül yangısı; bademciklerin ve küçük dilin hücrelerinin ölmesine yol açan kızıl difterisi; ivegen artrit şeklinde ortaya çıkan kızıl romatizması kızılın yol açtığı başlıca tehlikeli hastalıklardır.

Kızılın tedavisi uzun süre yatarak dinlenmeye, hastaya sulu besinler verilmesine, anjine karşı mikrop öldürücü eriyiklerle hazırlanan gargara yapılmasına dayanır. Genel zehirlenmeye karşı serum tedavisi uygulanır. Bundan başka antibiyotiklerle (penisilin, teramisin, eritromisin ve George Robinson ile yardımcıları tarafından 1959 yılında yalıtılan ve penisilinin etkin çekirdeğinden oluşan penisin) yapılan tedavilerden de olumlu sonuç alınmaktadır. Antibiyotikler hastalığın gelişmesini daha tehlikesiz kıldıktan başka, hastalığın yol açtığı öbür hastalıkları da engellerler.

Kızılın yayılmasını önlemek için hastaların başkalarıyla temasını kesmek gerekir. Ayrıca bağışıklık sağlamak için 5-10 cm’lik streptokok antiserumu ya da iyileşmekte olan hastanın kanı kullanılabilir. Kızıl geçirenler bağışıklık kazanarak bir daha bu hastalığa tutulmazlar.

admin

Yorum gönder

23
Haz
2008

Döküntülü bir çocuk hastalığı. Kaynağı bir virüs olan kızamıkçıktaki kabarık lekeler, yüz, gövde, kol ve bacaklarda yaygın olarak görülür; kızamıktakilere benzemekle beraber, 23 günde kaybolur. Genellikle ateş olmaksızın ortaya çıkan bir hastalıktır. Önceden haber verici bir belirtisi de yoktur. Çoğu zaman boynun iki yanında çene kemiği bitim noktalarının arkasındaki iki lenf bezinin şiştiği görülür. Kızamıkçık zararsız bir hastalıktır.

Çabuk geçer; başka bir hastalığa yol açmaz. Çocuk bir hafta sokağa çıkarılmaz; «bu süre sonunda arkadaşlarının arasına gönderilebilir. Bunlara rağmen kızamıkçık, bazı koşullar altında, çok ağır durumlara yol açabilir.

Örneğin gebelik sırasında, özellikle ilk üç ay içinde ve en çok ikinci ayda, anne kızamıkçık çıkarırsa, doğacak çocuk için büyük tehlike vardır. Plasenta yoluyla dölüte geçen virüs bazı hücre gruplarını hırpalar. Hangi gruba etki yapacağı annenin gebeliğinin hangi döneminde hastalığa yakalandığına bağlıdır. Birinci ayın sonunda kızamıkçık çıkaran annenin bebeği kalp hastalıklı ve kör doğabilir.

Hastalık ikinci ayda olmuşsa, bebeğin beyni tedavi kabul etmez şekilde zedelenir ve ileride çocukta zihin hastalıkları, sara vb. görülür. Üçüncü ayda alınan kızamıkçık virüsü etkisini ileride doğacak çocuğun işitme organında ve başka organlarında gösterir

admin

Yorum gönder

23
Haz
2008

Kıl dönmesi, makatın 3-5 cm üstünde, kuyruksokumu bölgesinde küçük bir açıklık olarak ortaya çıkar. Doğuştan olduğu ve yaş ilerledikçe kendini belli eden bir hastalık olduğu ve derinin içinde kalan kıl nedeniyle geliştiği düşünülmektedir.

Genç, kıllı erkeklerin hastalığıdır. 45 yaş ve üzerindekilerde nadiren görülür. Hastalığın ilerlemesiyle lezyonun yırtılarak dışa açılmasını takiben enfeksiyon, kronikleşme ve tekrarlama bu durumun sık bulgularıdır. Akut iltihaplı sinüslerde, sinüsün basit şekilde cerrahi olarak açılması ve direnajı uygundur. Asıl tedavi ise cerrahi olarak lezyonun olduğu bölgenin çıkarılmasıdır.

admin

Yorum gönder

23
Haz
2008

Döküntülü bir virüs hastalığı. Başlangıçta herhangi bir soğuk algınlığından ayırt edilemez; fakat sonra kendine özgü döküntüleri görülür. Bir defa kızamığa yakalanan kimse ömrü boyunca bağışıklık kazanmış olur. Kızamık virüsü bütün dünyada yaygındır ve iki yılda bir salgınlar meydana getirir. Avrupa’da ve Türkiye’de kışın ve ilkbaharda ortaya çıkar.

Kışın meydana gelen kızamık salgınları kızamıktan sonra başka hastalıklara yol açar; bunlar çoğunlukla solunum yollarının mikroplu hastalıklarıdır. Yeni doğmuş çocuğun bir süre kızamığa karşı doğal bağışıklığı vardır. Bebek bunu doğumdan önce annesinden aldığı bağışıklık cisimleriyle sağlar. Ancak bu bağışıklık yavaş yavaş azalır ve bebek altı aylık olunca biter. Altı ayın sonunda bebek çok kolay kızamık kapacak durumdadır.

Virüs hastanın ağzından soluk verme sırasında çıkan nem damlacıklarıyla geçer; bulaşma olasılığı çok yüksektir. Bağışıklığı olmayan bir kimsenin kızamık virüsü alıp da hastalanmaması pek az rastlanan bir durumdur. Bundan ötürü bağışıklığı olmayanların hastalara yaklaşması kızamığı yayar. En çok çocuklukta, yuvada ve ilkokulda görülmesi bundandır. Gelişmiş ülkelerde en çok 3-5 yaş arasında, az gelişmiş ülkelerde daha erken yaşlarda görülür. Az gelişmiş ülkelerde kızamık çok şiddetli bir hastalıktır. Kızamıktan ölüm, yüksek bir oran gösterir. Bunun nedeni kızamık virüsünün bu ülkelerde daha güçlü olması değil, sağlık koşullarının kötü oluşudur.

Kızamık virüsü, kızamık hastalığının bilinmediği bir topluluğa girince, genellikle bütün halkı etkileyen çok büyük bir salgın başgöstermektedir. 1781 yılına kadar bu hastalığı bilmeyen Faroe adalarında o yıl görülen salgın bu duruma örnek gösterilebilir. O salgından sonra 65 yıl süreyle Faroe adalarında yine kızamığa rastlanmamış; 1846′da adaya gelen bir yabancı tekrar virüsü getirmiş, bu defa 65 yaşın üzerinde kimselere bir şey olmayıp 1781′den sonra doğanları etkileyen bir salgın başgöstermiştir.

Kızamık hastalığı, 2000 yıldan beri bilinmektedir. Eldeki en eski kızamık tanımlaması El Yehudi adlı bir İbrani hekiminin olup, I. yüzyıldan kalmadır. Hastalığa bir virüsün sebep olduğu 1911 yılında saptanmıştır. Maymunlara kızamıklı kimselerin diğer mikroplardan arınmış tükürükleri verildiğinde, hayvanların hastalığa yakalandıkları görülmüştür. Virüsün laboratuvarda üretilmesi ancak 1954′de gerçekleşmiştir.

Kızamık virüsü yapı bakımından tıpkı kabakulak virüsüne benzer. Çapı milimetrenin 0,0001′i ile 0,0003′ü arasında değişir. Virüsün ortası birbirine dolanmış proteinden ve ribonükleik asitten bir sarmaldır. Bu protein çekirdeğin çevresinde, bileşimi lipit ve protein olan ince bir zar vardır. Zardan dış yüzeye doğru kısa uzantılar çıkar. Bunlar virüsün hastalık bulaştıracağı hücreye bağlanmasını sağlarlar. Kızamık virüsü her ne kadar kabakulak virüsüne ve grip virüslerine benzerse de, seroloji açısından onlarla yakınlığı yoktur. Kızamık virüsünün proteinleri ayrıdır ve kızamık virüsünün bağışıklık cisimleri kabakulak ve grip virüslerini etkilemez.

Buna karşı kızamık virüsünün gerek biçim ve gerek seroloji açısından akraba olduğu virüsler bilinmektedir. Bunlar köpeklerde özel bir köpek hastalığı (distemper) yapan virüsle, sığır humması virüsüdür; Kızamık virüsünün doğal konağı insan ise de, bu hastalık maymunlara da geçebilmektedir. Virüs döllenmiş tavuk yumurtasına ve insan, maymun, köpek gibi çeşitli hayvanlardan alınan canlı hücrelere de verilebilmektedir.

Kızamık genellikle, kolayca tanınan bir hastalık olduğu için, teşhiste laboratuvar incelemelerine başvurulmaz. Ancak, kızamık virüsünden başka, ikinci derecede önem taşıyan mikropların da işe karışması durumunda bunlarla ayrı ayrı savaşabilmek için bu tür incelemelere girişilir.

Kızamık son derece bulaşıcı bir hastalıktır. Virüsü alan ve bağışıklığı olmayan bir kimse mutlaka hastalanır. Hastalık; virüsü solunum yolundan almakla başlar. Virüs daha solunum organı dokusunda iken çoğalmaya başlar. Başlangıçtaki bu yerel çoğalma 3-5 gün sürer. Bundan sonra virüs parçacıkları kan ve lenf dolaşımlarıyla bütün vücuda taşınır. Virüsün alınmasıyla deride döküntülerin görülmesi arasmda geçen süreye kuluçka dönemi denilir. Bu dönem 10-14 gün arasında değişir.

Hastalığın ilk belirtileri alelade soğuk algınlığı belirtilerinden ayırt edilmez. Ateş çok yüksek değildir. Ancak 38 dereceye kadar çıkabilir. Ateşle birlikte burun mukozasında kızartılar, nezle, aksırık, göz yaşarması ve kızarması da olur. Dil paslıdır. Kuvvetli bir öksürük vardır. Fotofobi yani parlak ışıktan rahatsız olma durumu görülür. Bazı çocukların sesleri kısılır, boğazları ağrır, ishal olurlar.

Olayların %95’nde kızamık genellikle ağızda ve yanakların iç yüzünde görülen koplik lekeleriyle anlaşılır. Ön azı ve azı dişleri karşısına rastlayan bu lekeler 12 mm. büyüklüğünde, ortası mavimsi beyaz, kenarı koyu pembe ya da koyu kırmızı sivilcelerdir. On on ikisi bir arada olmak üzere öbek öbek görünürler. Fakat gruplar kimi zaman o kadar sıktır ki, bütün ağız mukozası bunlarla kaplanır.

Hastalık bu aşamadayken kanda kızamık virüsü vardır; bu duruma viremi denilir. Virüs o sırada yalnız kanda değil, lenf bezlerinde, sümükte ve sidikte dt bulunur. Bu nedenle hastalık en çok bu aşamada bulaştırılır. Başlangıçtaki ateşten sonra vücut sıcaklığı normale döner; fakat döküntülerin görünmesinden önceki akşam tekrar yükselerek 40 dereceyi bulabilir. Genellikle koplik lekeleriyle döküntüler arasında 35 günlük bir ara olur.

Döküntüler önce başta ve özellikle kulakların arkasında, boyunda, alında belirirler. 2428 saat içinde gövdeye kol ve bacaklara ve sonra ellerle ayaklara yayılırlar. Döküntüler çoğalırken koplik lekeleri yavaş yavaş kaybolurlar ve döküntüler el ve ayaklarda belirdiklerinde, başlangıçtaki nezle ve öksürük gibi solunum yolları hastalıkları iyileşmeye yüz tutar. Döküntüler önce 3-5 milimetre çapında, birbirinden ayrılabilir noktalar halindedir. Bunlara «makula» (leke) denilir. Daha sonra renkleri koyulaşarak erguvana çalan bir kırmızı olur; kabarırlar ve sivilce görünümü alırlar. Döküntülere bu aşamada papula (kabartı) denilir.

Papalaların sayısı çok çoğaldığından aralarında birleşerek iri lekeleri andırırlar. Derideki döküntülerin nedeni henüz bilinmemektedir. Derinin altındaki hücrelerde virüs bulunmadı sonucu oluşabilecekleri gibi, vücudun virüsle bağışıklık cismi çarpışmasına karşı alerjik bir tepkisi de olabilirler. Bu ikinci düşünceyi destekleyen birtakım kanıtlar bulunmuştur. Son derecede seyrek rastlanan bazı olaylarda, kızamık virüsü alan bir çocukta ağır bir zatürree gelişmekte, virüs uzun bir süre çoğalmaya devam etmekte, fakat vücut virüsü yok edecek ve bağışıklığı sağlayacak bağışıklık cisimlerini üretmemektedir. Bu hastalıklarda genellikle döküntü görülmez.

Döküntüler 48-72 saat sonra şiddetini kaybeder; vücut sıcaklığı yavaş yavaş normale döner. Genellikle deride koyuca bir leke kalırsa da, bu geçicidir. Bir haftayla on gün arasında değişen bir sürenin sonunda deri soyulmasıyla bu da yok olur.

Kendisi oldukça hafif bir hastalık olan kızamığın getirdiği komplikasyonlar önemli bir sorundur. Bunların arasında en çok rastlanan bronkopnömonidir. Akciğer ve solunum yollarının yangısı demek olan bu hastalık, kişinin sağlığının zayıf olduğu bir sırada vücuda giren ve büyük zarar veren mikroplar tarafından meydana getirilir. Bu mikropların en yaygın türleri Streptococcus pneumonia ve Haemophilus influenzaedir. Kızamığın komplikasyonu bazen bir orta kulak yangısı olabilir. Bu, tehlikeli olabilecek bir durumdur ve az gelişmiş ülkelerde hastayı çoğu zaman ölüme kadar götürebilir.

Kızamığın yarattığı komplikasyonların en tehlikelisi ansefalomiyelittir. Bu durumda beyinde yangılanma olur ve sinir hücrelerini çevreleyen katlardaki miyelin bozunur. %15 oranında ölümle sonuçlanan bu durum bin kızamıktan birinde meydana gelir. Sinir hücrelerinin nasıl olup da böyle etkilendiği henüz anlaşılamamıştır. Gerek beyinden ve gerek beyin-omurilik sıvısından henüz virüs alınamamıştır. Ansefalomiyelitten kurtulan hastalarda çoğu zaman sara ya da sinir bozuklukları görülür.

Kızamık geçirdikten birkaç yıl sonra ortaya çıkabilen ancak pek seyrek rastlanan bir hastalık vardır. Buna kireçlenmeli panansefalit denilir. Bu hastalığın nedeni henüz bilinmemektedir. Son zamanlarda hastaların beyin dokusunda kızamık virüsüne benzer virüs parçaları bulunarak yalıtılmışsa da hastalığa uyuyan kızamık virüsünün tekrar etkilenmesinin sebep olup olmadığı henüz açıklanamamıştır.

Kızamıkçığın tersine, gebe bir kadının kızamığa yakalanmasıyla karnındaki çocuğun anormal olacağını gösteren herhangi bir kanıt yoktur. Komplikasyonları bir yana, kızamığın kendisi hafif bir hastalık olmakla beraber, genellikle çocuklukta geçirildiği için anneleri ürkütür. En iyi yol hastayı yatırıp hastalığın doğal sürecini tamamlamasını beklemektir. Hasta bağışıklığı olmayan, yani önceden kızamık geçirmemiş olan kimselerden ayrılmalı, bu ayırma döküntülerin görünmesinden en az iki hafta sonraya kadar devam etmelidir. Gözlerin ve ağzın bakımı çok önemlidir. Konjonktivit (göz sümükzarı yangısı) e karşı asit borikli sıcak suyla günde birkaç kez göz banyo su yaptırılmalıdır. Hasta fazla ışıktan rahatsız oluyorsa, loş bir odada yatırılmalıdır. Dili paslıysa ağzı zaman zaman sulandırılmış bir gargara ile yıkanmalı, bazen de gargaraya batırılmış bir pamukla silinmelidir. Ateşe karşı aspirin verilmelidir. Hasta sulu şeyler içmelidir.

Hastalık sürüp giderken araya başka mikropların etkisi girerse genellikle sülfamit ve antibiyotikler verilir ve hangi ilaçların kullanılacağını saptamak üzere laboratuvar tahlilleri yapılır.

Hastalığın ağır geçmemesi gammaglobülin tedavisiyle sağlanabilir. Hastayla birlikte bulunacak kimseler bile gammaglobülin alarak hastalıktan korunabilirler. Ancak bu korunma geçici olup aşağı yukarı iki haftalık bir bağışıklık sağlar. Gammoglobülin kullanma yönteminin yaygınlaşmamış olmasının iki nedeni vardır. Bunlardan ilki kullanmayı yaygınlaştıracak kadar çok gammaglobülin bulunamaması, ikincisi sağladığı yararın çok kesin olmamasıdır. Gammaglobülin tedavisinin iyi yönü kızamığa yakalanması kendisi için büyük tehlike olabilecek bir kimsenin korunmasıdır. Örneğin, başka bir hastalık nedeniyle zayıf düşmüş çocukları kızamığa karşı korumak iyi sonuç verir.

Herşeye rağmen hastalığın yayılmasını azaltacak birtakım basit tedbirler vardır. Örneğin, bir çocuğun kızamıklı biri ile beraber bulunduğu kuşkusu varsa çocuk hemen bir süre için kardeşlerinden ve arkadaşlarından ayrılır. Üç hafta sonra tekrar topluluğa karışabilir. Kızamığın ilk belirtileri başlarsa çocuk yatırılmalı, öteki çocuklardan ayrılmalıdır.

Kızamıklı biriyle temastan sonra kendine soğuk algınlığı belirtileri farkeden bir kimse çevresiyle, özellikle çocuklarla teması kesmelidir. Bugün iki çeşit kızamık aşısı kullanılmaktadır. Bunlardan birinde ölü, ötekinde etkinliği azaltılmış virüs vardır. Ölü virüsle yapılan aşı, birer ay ara ile üç defada yapılır. Yan etkileri önemli değildir, ama sağladığı bağışıklık da kısa, aşağı yukarı bir buçuk yıldır. Canlı virüs vermenin uygun bulunmadığı durumlarda uygulanır.

En çok kullanılan aşı canlı virüsten yapılmış aşıdır. Aşılananların %10′unda hafif bir ateş ve deri döküntüleri görülür. Çocuk bir yaşını tamamladıktan sonra, bir defa da koldan ve kas arasına şırınga edilir. İstatistikler aşılananların %15′inin bağışıklık kazandığını göstermektedir.

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Güneş ışınlarının etkisi ile oluşan pigment artışı, ciltte geniş leke görüntüleri oluşturur. Ayrıca sivilce izleri, hamilelik, aşırı antibiyotik kullanma, yanlış kozmetik ürünleri gibi sebepler, ciltte lekelerin oluşmasına neden olmaktadır.

Bitkisel ürünlerle lekeler, çeşitli yöntemlerle bir süre içersinde kalıcı sonuçlara ulaşıyor. Aynı zamanda bu bitkisel ürünler uygulanırken- ciltte herhangi bir tahriş veya kızarıklık yapmaması avantajdır. 3 ay düzenli uygulanan bitkisel peelinglerle, ciltte yeniden yapılanma ve lekelerin büyük ölçüde açıldığı gözlemlenir.

Kimi lekeler, sivilce izleri ve benzeri tarzıaki sorunların halledilmesi için, üst derinin bir tabaka temizlenmesi zorunludur. Peeling adını verdiğimiz cilt soyma işlemini bitkilerle uygularken, kesinlikle cilde aşırı bir uygulama yapılmamalıdır. Cilt yapısına uygun bitkisel kürlerle bu işlem uygulanmalıdır.

Yağlı Ciltler İçin

Öncelikle cilt, bitkisel bir temizleme jeli ile temizlenmeli, arkasından ince bir tabaka kayısı yağı sürülmelidir. Birer avuç kekik, papatya, limon ve biberiye bitkileri, 1/2 lt. gülsuyunda, bir taşım kaynatılarak süzülür. Daha sonra 2 avuç yeşil kilin içerisine, süzülen bitki ekstresi ile katı bir bulamaç ile oluşturulur. Bir kahve kaşığı adaçayı esansı ilave edilir. Hazırlanan bu karışım ile 4 hafta, haftada bir olmak üzere uygulanır. Bu uygulama sonrasında bitkisel tonik ve nemlendiricisi sürülmelidir.

Kuru Ciltler İçin

Cilt yapısına uygun bir temizleme sütü ile cilt temizlenmelidir. Arkasından göz altı hariç tüm cilde- avokado veya jojoba yağı sürülüp emilimi beklenmelidir. Birer avuç at kuyruğu, mücver çiçeği, bir parça avakado meyvesi, papatya ve hatmi bitkileri 1/2 lt. gülsuyunda bir taşım kaynatılarak süzülür. Hazırlanan bitki ekstresi, 2 avuç toz yosun veya soya unu ile bulamaç yapılarak, içerisine bir tatlı kaşığı arı sütü ilave edilmelidir. Haftada bir gün olmak üzere 4 hafta boyunca bu maske uygulaması yapılmalı, daha sonra bitkisel bir onarıcı ürün sürülmelidir

admin

Yorum gönder

4
Haz
2008

Cinsel organlarda ve ağız mukozasında ülser biçiminde başlayıp birtakım görme bozukluklarına, hatta körlüğe bile yol açabilen hastalık. «Çivi hastalığı» da denilir.
Gözlerden başka deri, eklem, damar, kalp, akciğer, mide, bağırsak, böbrek ve sinir sistemlerini de etkileyebilen bu hastalık İstanbul Üniversitesi Deri ve Frengi Kliniği Profesörü Dr. Hulusi Behçet tarafından incelenip tanımlanmış ve bir virüs tarafından meydana getirildiği saptanmıştır. Bu nedenle, bu hastalığa 1947 Cenevre Tıp Kongresinde Zürihli profesör Mischer’in önerisi ile Behçet hastalığı adı verilmiştir

admin

Yorum gönder

9
May
2008

Zührevi hastalıklar

Zührevi hastalıklar yani cinsel yolla bulaşan hastalıklar çeşitlidir.

1-BEL SOĞUKLUĞU (GONORE)
Gonore isimli mikropun meydana getirdiği cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır.Nadiren olsada cinsel yolla bulaşmaz.Mikroplu havlu,mendil gibi eşyaların kullanılması ile de bulaşabilir.Mikrop alındıktan sonra 3-7 gün arasında belirti verir.Bazen belirtiisi 12 saat ile 3 ay kadar da değişebilir.Tedavi edilmezse 3-7 hafta sonra müzminleşir.
Penisten sarı kahverengi çok defada yeşile çalan bir akıntı olur.Miktarı çok olmazsa bile her idrar yapıştan sonra ve sabahları kilota bulaşan bir akıntıdır.İdrar çıkış yeri kızarır şişer.İdrar şikayetleri olur.
Teşhis,akıntının özel metotlar ile alınıp mikroskop altında belsoğukluğu mikrobunun görülmesi ile konur.
Tedavi edilmeyen vakalarda apse sonucu idrar yolunun daralması meydana gelir.hastalık daha ilerliyecek olursa testise yayılır.Buradaki tohum hücrelerinin gelişmesini önliyerek kısırlığa neden olur.
Korunma:Her şeyden önce hijen kurallarına uyulmalı.Cinsel temas sırasında kondom (prezervatif) kullanılmaldır.Şüpheli ilişkilerde bulunulmamalıdır.
Tedavi.Bir doktor kontrolünde uygun antibiyotik ve gerekli ilaçların kullanılması ile tedavi olunur.Bu ilaçlar hastalığın şiddetine göre ağızdan alınan haplar veya kalçadan vurulan iğnelerdir.
Kadınlarda çok defa akıntı olmaz.%20 oranında idrar yanması vardır.tedavisi biraz daha yoğun çaba gerektirir.
Belsoğukluğu mikrobunun kan yoluna geçmesi ile eklam şişmeleri,kalp kası iltihapları olabilir.Nadiren beyin zarı iltihabı ve Karaciğer iltihabı yapar.

2-BELSOĞUKLUĞU OLMAYAN AKINTI:
Bu akıntıda bel soğukluğu mikrobu bulunmaz.Mikroplar çok defa değişiktir.Cinsel yolla geçer.Genç erkeklerde görülür.Bazen belsoğukluğundan daha ciddidir.Belirtiler 7-24 gün sonra çıkar.Akıntı olmayabilir.İdrarda yanma ve idrar yolları kaşıntısı vardır.

3-TRİKOMONİASİS:
Trikomona isimli mikroptan ileri gelir.Çok defa kadın vajeninde bulunur.Mutat cinsel temas ile bulaşır.Eşler arasında bir birlerine bulaştırma çok sıktır.Akıntıda mikrobun görülmesi ile teşhis konur.
Ekeklerde bazen belirti vermiyebilir.Prostata ve testise yayılacak olursa kısırlık meydana getirme riski olur

4-GENİTAL UÇUK:
Kadın ve erkeklerde sıklıkla görülür.Herpes simplex virusunun meydana getirdiği bir cilt hastalığıdır.Daha ziyade ağız ve dudak çevresinde görülür. %5 oranında da genital organlarda bulunur ve cinsel ilişki ile geçer.
2-10 gün süreden sonra torbalarda ve kadında dış genital organlarda kırmızı zemin üzerinde içi sıvı dolu bir çok keseciklerden oluşur. Kasıklarda beze yapar. Tedavide viruslara etkili melhem kullanılması ile yapılır.

5-YUMUŞAK ŞANKIR:
Gene bir cilt hastalığıdır. Sebebi mikrobiktir. 1-7 gün bekleme süresinden sonra belirti verir. Penis başında gözükür. Önceleri bir kızartı halinde başlar. 24 saat içinde kabarır ve yaradan akıntı başlar. Sonunda bir derin yaraya dönüşür. Yaralar birleşerek daha geniş bir hal alır. Kasıklarda beze olur. Tedavi uygun antibiyotik kullanımı ve hijene dikkat etmektir.

6-AIDS (Edinsel bağışıklık yetmezliği)
İlk defa 1981 yılında görülmüştür. HIV isimli virusten ileri gelmektedir. Seksüel ilişki ile kirli enjektör kullanımı ve kan nakillerinden geçer. Anneden cenine, kadından erkeğe ve erkekten erkeğe geçer.
Virus vücuda geçtikten sonra bağışıklık sistemini bozar. Organizma kendisini koruyamaz hale elir. Yorgunluk, kilo kaybı ateş ve ishal bulunur. Kasıklarda koltuk altlarında yaygın bezeler olur. Bacaklarda çeşitli büyüklüklerde mor renkli çürükler meydana gelir. Hastalığın teşhisi en yaygın olarak kullanılan ELİSA testi ile konur. %95 positif sonuç verir. Maalesef bugün için belirili bir tedavisi yoktur.

7-FRENGİ:
Mikrobik bulaşıcı bir hastalıktır. Cinsel ilişki ile deri yolu ile geçer. 2-4 hafta sonra peniste ağrısız bir yara gözükür. Önceleri bir sivilce şeklinde başlar daha sonra akıntı olur. Penis boyunca ve torbalara yayılır. Bu yara 1-2 haftada zımba ile delinmiş bir şekil alır. Derin, sert kenarlı olan bu yara tedavi edilmezse kendiliğinden iyileşir. Bu frenginin birinci devresidir.
2 ci devre bu yaradan itibaren 6 hafta sonra ortaya çıkar. Daha yaygın kızarıklıklar vardır. Döküntüler olur. Bu devrede 4 yıl sürebilir.
3 cü devrede yer yer bölgesel tümörler oluşur. Bu tümörler yaygındır. Genital organlarda bulunduğu gibi eklemlerde de bulunur.
Tedavide uygun antibiyotiğin kullanımı ile olur. Günümüzde erken tedevi ile ve frenginin 2-3 cü dönemleri artık olma mamaktadır.

8- İnsan papilloma Virüsü:
Cinsel organlar ve çevresinde siğil benzeri oluşumlara neden olan bu virüs kadınlarda rahim girişi kanserlerine neden olabilir

9- Chlamydial Enfeksiyonlar:
çok sık raslanılır. kadınlarda ve erklerde görülür. Akıntı ve idrar sırasında yanma olur. Bazan hiç bir belirti vermez

admin

Yorum gönder

9
May
2008

zona

Zoster kelimesi yıllar boyu vücudu saran döküntüleri tarif etmek için kullanılmıştır. Hastalığı tarif etmek için birçok, renkli terim kullanılmıştır; Norveçliler ‘cehennemden güller kemeri’, Danimarkalılar ‘cehennem ateşi’ olarak isimlendirmişlerdir. Çok ağrılı bir hastalık olduğu için bu isimler son derece uygundur.

Başlıca Nedenleri

Zona ile suçiçeğinde etkenin aynı virüs (varicella zoster) olmasına karşın, iki hastalık hastalık birbirinden farklıdır. Zona genellikle orta yaşın üstündeki insanlarda görülür. Suçiçeği geçirildikten sonra konak sinir hücrelerinde bekleyen virüsün yeniden aktive olması ile ortaya çıkmaktadır.

Belirtileri Nelerdir?

En çok hissedilen belirti ağrıdır. Ağrı genelde kuşak şeklinde belirli bir hat üzerinde kendini gösterir. İlk belirti genellikle deride bir ya da daha fazla dermatoma uyan bölgede çok şiddetli ağrı veya uyuşma hissinin duyulmasıdır. Bu ağrı yedi gün devam eder. Ağrı geçtikten sonra daha yoğun bir biçimde geri dönebilir; arka planda sürekli bir rahatsızlık vardır ve buna bıçak saplanması tarzında daha kısa süreli ama daha şiddetli ağrılar eşlik edebilir.
Nasıl Tedavi Edilir?

Zona viral bir hastalıktır ve tedavisi antiviral ilaçların sistemik uygulanması ile yapılmalıdır. Tedavi ne kadar erken uygulanırsa o kadar etkili olacaktır. Bu nedenle teşhisin çabuk konulması şarttır. Valasiklovir eğer erken kullanılırsa (döküntülerin ortaya çıkmasını takiben ilk 72 saat içinde), ağrı süresini ve şiddetini, döküntü süresini ve komplikasyon risklerini azaltır ve iyileşme sürecini hızlandırır.

admin

Yorum gönder

9
May
2008

vitiligo

Vitiligo deride renk kaybına uğramış beyaz plaklarla seyreden kronik, genelde ilerleyici kozmetik problem oluşturan bir deri hastalığıdır.Vitiligo alanlarında deri beyaz görünürken çevresindeki bölgeler normal renktedir ve bu bölgelerde cilde rengini veren melanositlerdeki hasar nedeniyle tüyler ve kıllardada beyazlık görülür.Renk kaybı olan bölgeler çeşitli büyüklüklerde ve değişik sınır yapıları içerebilirler.Kimi zaman bir nokta kadar küçükken,kimi zaman el ayası kadar büyük ve hatta tüm deriyi etkilemiş olabilir.En sık etkilenen bölgeler ise yüz, dudak, boyun, göğüs, penis, diz, dirsek ve el sırtlarıdır. Beyaz bölgeler ultraviyole ışınına karşı hassas olurlar.Güneş yanıklarından, darbelerden sonra yeni vitiligo bölgeleri gelişebilir.Vitiligo birçok hastalıklarla (diabet, anemi, kanser, tiroit bezi hastalıkları…….) beraber görülebilir.Görülme sıklığı toplumda %1-2 arasındadır.Vücudda görülen her beyaz leke vitiligo anlamına gelmez ayrımın yapılması uzman doktor muayenesini ve wood lambası diye adlandırılan özel bir ışık muayenesini gerektirir.Kuruluğa bağlı lekeler, mantar lekeleri, egzema bölgeleri vitiligo ile karışabilir. Bu hastalık, otoimmun kökenli olup vücuddaki renk yapan hücrelere karşı vücudun yıkıcı hücrelerinin aktive olmasıyla başlar.Ailede bulunması, kişide görülme ihtimalini artırabilir ve özellikle vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı stres, ameliyat, hastalık dönemlerinde vitiligonun başlaması ve artması daha olasıdır. Vitiligo bazen çıktığı bölgelerde sınırlı kalırken bazen ise yayılmaya ve hatta yeni bölgelerde gelişmeye yönelir.
Tedavi:

Bu kronik hastalık mutlak olarak doktor tarafından takip gerektirir. Öncelikle hastanın yanlışları yapmayarak hastalığın artışına katkıda bulunmaması amaçlanır. Güneşe çıkış saatleri hastaların kontrol altına alınır.15 faktör üstü bir koruyucu hastaya önerilir.Güneşte aşırı kalmanın doğuracağı sonuçlar hakkında kişiler bilgilendirilir. Lokal olarak uygun birtakım kremler kısıtlı bölgede vitiligosu olan hastalarda başlanabilir ve %40-50 etki sağlanabilir. Deriye uygulanan punch greftle ise bir bölgeden alınan sağlıklı derinin beyaz plaklara ekimi prensibine dayanıp, her zaman başarılı sonuçlar vermemektedir. Vitiligonun en etkili tedavisi dünyada ve ülkemizde ancak birkaç hastanede uygulayabildiğimiz PUVA IŞINI tedavisidir.UVA (320-400nm) dalga boyundaki ışınlar kısa tedavi aralıklarıyla özel kabinlerde cilde verilir.Haftada 2-3 seanslık düzenli uygulamalarla oldukça başarılı sonuçlar elde edilmektedir.Bu tedavi sırasında cilt üzerinde önce kırmızılık daha sonra kahverengi lekelenmeler ile başlayan rengin geri dönüşü görülmektedir.%70 hastada olumlu sonuca yani rengin geriye dönüp beyazlıkların kaybolduğu görülmektedir. Özellikle yüz ve boyun gibi estetik bölgelerdeki olumlu yanıtlar daha hızlı ve umut vericidir

admin

Yorum gönder

9
May
2008

ürtiker kurdeşen

Toplumda sık görülen rahatsızlıklardan biri olan kurdeşen bazı durumlarda gerçekten hem hasta hem de hekim için sorun yaratan hastalıkların başında gelebilir. Tıp dilinde “ürtiker” diye anılan kurdeşen iki formda olabilir. Bunlardan ilki şikayetlerin 6 haftadan kısa sürdüğü akut ürtiker; diğeri ise şikayetlerin 6 haftayı geçtiği kronik ürtikerdir. Her iki durumda da hastalığın bulguları birbirine benzese de hastalığın oluşum nedenleri açısından belirgin farklar vardır.

Hastalığın bulguları arasında kaşıntılı, deriden kabarık, kızarık 0,5cm ila çok büyük ölçülerde deride plaklar bulunur. Bu plakların bazıları birleşme eğilimindedir. Plakların sınırlarını net olarak çizmek herzaman mümkün olmaz. Lezyonlar genellikle birkaç saat içerisinde solar, yerine başka alanlarda yenileri çıkabilir.

Ayrıca bazı ürtiker vakalarına “anjioödem” dediğimiz tablo da eşlik edebilir. Anjioödem genelde göz kapaklarında (genellikle tek taraflı), dudakta, yüzün diğer kısımlarında, kol ve bacaklarda, parmaklarda, genital bölgelerde oluşabilir. Bunlarda da özellikle şişlik ön plandadır. Her iki hastalıkta da deriden kabarık olan durumu ortaya çıkaran şey deri içinde ödem olmasıdır. Anjioödemde derinin alt tabakaları da olaya iştirak ettiği için şişlik çok ön plandadır. Şişliğe kaşıntıdan ziyade yanma hissi eşlik edebilir.

Daha önce de bahsedildiği gibi 6 haftadan kısa süreli kurdeşen akut ürtiker olarak anılır. Bu hastalıkta neden genellikle allerjidir. Bu allerji de genellikle ağız yolu ile alınan allerjenlerle oluşur. Yani gıdalar ve ilaçlar akut ürtikerdeki en önemli sebeplerdir. Bunun dışında çok nadir de olsa solunum yolu ile alınan bazı allerjenler (örneğin ev tozu akarları) de akut ürtiker yapabilir. Kronik ürtikerin altında ise allerji pek bulunmaz. Bu hastaların ancak %3-5’ inde allerji rol oynayabilirler. Bu allerjenler de genel olarak ağız yolu ile alınan allerjenlerdir (gıdalar…). Bunun dışında bu hastalığın çok değişik sebepleri olabilir. Bunlar içerisinde otoimmun hastalıklar (otoimmün tiroidit, sistemik lupus eritematozus vb.), kronik enfeksiyonlar (tuberküloz, bruselloz vb.), fokal enfeksiyonlar (sinüzit, diş ve dişeti enfeksiyonları vb.), Helikobacter pylori enfeksiyonları, bazen hepatitler, bazen bazı kanser türleri vardır. Bu nedenle bir çok araştırma yapmak gereklidir. Tüm ayrıntılı araştırmalara rağmen %60-65 vakada hiçbir neden bulunamayabilir. Bu hastalar da idiyopatik (sebebi bilinmeyen) kronik ürtiker olarak adlandırılır.

Hastalarda iyi bir hastalık öyküsü sonrası, allerji testlerini içeren araştırmalar yanında diğer bahsi geçen hastalıkların araştırmaları yapılmalıdır.

Altta yatan hastalığın tedavisi sonucunda genel olarak ürtiker kendiliğinden geçer ve tekrar etmez. Ancak sebebi bilinmeyen ürtiker hastalarında antiallerjik ilaçlardan faydalanılır. Bu hastalarda kalsik olarak sabahları sedatif olmayan antiallerjikler, akşamları sedatif antiallerjikler ve H2 reseptör blokerleri birlikte kullanılır. H2 reseptör blokerleri asıl itibari ile mide asiditesini azaltmak için kullanılan ilaçlardır. Ancak derideki histamin reseptörlerinin % 20 kadarı H2 tipinde olduğu için bu tür ilaçlar bu hastalarda faydalı olmaktadır. Bunun dışında bunlara cevap vermeyen hastalarda kortizon dahi kullanılabilir.

Bunlar dışında ayrıca değişik kurdeşen türleri de vardır. Aşağıdaki tabloda bu ürtiker tiplerini görmektesiniz:

Fiziksel ürtiker
Aquajenik ürtiker (su ile temas sonucu oluşan)
Kolinerjik ürtiker (terleme, aşırı efor sonucu oluşan)
Soğuk ürtikeri (soğuk havada oluşan)
Dermografizm (ciltte çizik ile veya kaşınma ile oluşan ürtiker)
Gecikmiş basınç ürtikeri
Solar ürtiker (güneş ışınları ile oluşan)
Vibratuvar ürtiker (vibrasyon yapan aletlerle oluşan)
Herediter ürtiker (ailenin diğer fertlerinde de görülen tip)
Ürtikeryal vaskülit (ürtiker plaklarının 24 saatten uzun sebat ettiği damar iltihabı ile giden tip)
Diğerleri.

admin

Yorum gönder

Araba Resimleri Fenerbahce Resimleri Resimler Guzel Resimler turk car spor haberleri sarki sozleri