‘Böbrek Hastalıkları’ kategorisi için arÅŸiv
Haz
2008
Bakteriyüri
04 Haz 2008 / 09:06 am yazar admin kategori Böbrek HastalıklarıSidikte bakteri bulunması. Bu durum sidik kesesinde, boşaltım yollarında ya da böbreklerde bir yangı bulunduğunu gösterir. Bakteriyüri bazen hastada şikayete yol açmayabilir. Ancak yine de gerekli antibiyotiklerin ya da başka mikrop öldürücü ilaçların kullanılması yoluyla tedaviye girişilmesi gerekir.
Sidik boşaltım yollarındaki bakterinin tanınması ve hangi antibiyotiğe karşı duyarlı olduğunun saptanması için, bazen sonda adı verilen özel tüpler sidik torbasına sokularak bir miktar idrar almak gerekir. Bu işlem kadında, sidik kanalı dış ağzı ile sidik torbası arasındaki yolun kısa olması nedeniyle, erkektekinden daha kolay ve ağrısız gerçekleştirilir.
Haz
2008
Böbrek Taşları
04 Haz 2008 / 09:04 am yazar admin kategori Böbrek HastalıklarıÜriner sistem, böbrekler, ureterler, mesane ve uretradan oluşmuştur. Böbrekler, fasulye şeklinde organlar olup, kaburgaların hemen altında ve belkemiğinin her iki yanında yeralır. Bu organların asıl görevi, vücuttaki fazla suyu ve artık maddeleri idrar şeklinde dışarı atmaktır. Bu işlevi sonucunda, kandaki bazı dengeleri sabit şekilde tutmayı sağlarlar.
Böbrekle mesane arasında yeralan ve idrarı mesaneye taşıyan tüp ÅŸeklindeki organlara da “üreter” denir. Yaklaşık 22-25 cm uzunluÄŸundadır. Mesane ise karnın alt kısmında yeralır ve idrarın depolanmasına yarar. Tıpkı bir balon gibi elastikliÄŸi sayesinde geniÅŸleyerek bu iÅŸlevini yerine getirir. Burada depolanan idrar, “uretra yolu” ile vücut dışına atılır.
Esas olarak böbrek taşı, idrar içinde çöken kristallerin böbrek iç yüzeyine tutunmasından ve birikmesinden oluÅŸur. Normalde idrar içinde bu kristalleÅŸmeyi ve çökmeyi engelleyen ve “inhibitör” denilen maddeler vardır. Bu inhibitörler, her insanda yeterli miktarda olmayabilir ve bu da taÅŸ oluÅŸumuna yolaçar.
Diğer bir neden ise idrarın asidik veya bazik oluşudur. Eğer oluşan bu kristaller ve kumlar, yeteri kadar küçükse, idrar yollarına takılmadan ve de herhangi bir probleme yolaçmadan düşerler.
Böbrek taşları, kimyasal yapıları bakımından birçok maddenin kombinasyonundan oluşmuştur. En çok görülen taş tipi, kalsiyum içeren ve fosfat veya oksalat kombinasyonlu taşlardır. Bu maddeler, bir insanın normal günlük gıdalarında mutlaka bulunurlar. Ayrıca kemik ve kas yapılarının önemli yapıtaşlarıdırlar.
“Ürolithiasis” tibbi bir terim olup, üriner sistemin herhangi bir yerinde taÅŸ olduÄŸunu ifade etmek için kullanılır. DiÄŸer terimler olan idrar yolları taşı ve “nefrolithiasis” aynı amaç için kullanılır. Doktorlar bu terimleri, genellikle taşın yerini tanımlamak için kullanırlar.
Böbrek taÅŸları ile safra kesesi taÅŸlarının bir baÄŸlantısı ve ilgisi yoktur. Bunlar vücudun farklı sistemlerinde oluÅŸmuÅŸ taÅŸlardır. Net olarak bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde ve diÄŸer geliÅŸmiÅŸ ülkelerde, son 20 yıldır taÅŸ hastaları sayısında artış vardır.
Beyaz ırkta taş sıklığı, siyah ırka oranla daha fazladır. Erkeklerde taş sıklığının fazla olmasına rağmen son 10 yıldır kadınlarda da taş oluşma hızında artış vardır ve taş oluşma oranları değişmektedir.
Böbrek taşları genellikle 20 ile 40 yaş arasında gelişir. Bir kimsede bir kere taş gelişirse, bu şahısta bundan sonra yeni taş oluşma oranı, diğer kimselere göre daha fazladır.
Doktorlar, oluşan taşların sebebini bazen tam olarak bilemezler. Bazı gıdaların taş oluşumundan sorumlu olduğu düşünülse de bu spesifik maddelerin taş oluşumunda kesin etkili olduğu şüphelidir. Ailesinde taş olan birisinin, kendisinde de taş oluşması olasılığ,ı genetik faktörlere bağlı olarak fazladır.
İdrar yolları infeksiyonları, kistik böbrek hastalığı gibi bazı böbrek hastalıkları, paratiroid bezinin fazla çalışması (hiperparatiroidizm) gibi durumlarda, böbrek taşı oluşması kolaylaşır. Genellikle böbrek taşının ilk belirtisi şiddetli ağrıdır. Ağrı, taş, idrar yolunu tahriş edince veya çoğunlukla tıkayınca gelişir ve aniden başlar.
Hastalar, tipik olarak taşın olduğu tarafta sırtta veya karnın alt kısmında keskin, kramp tarzında gelip giden ağrılar duyarlar. Bazen bu yakınmalara bulantı ve kusma eşlik eder. Daha sonra ağrı, kasık bölgesine doğru yayılır. Eğer taş düşemeyecek kadar büyükse, idrar yolunun herhangi bir kesiminde takılır ve yerine göre farklı yakınmalara sebep olurlar.
Mesaneye çok yaklaÅŸmış taÅŸlarda, hastalar, sık idrara çıkma, idrarda yanma hissi duyarlar. Bu daha çok irritasyona baÄŸlı olduÄŸu için bekledikleri kadar idrar yapamazlar. İdrar yaparken çok fazla aÄŸrı ve yanma hissederler. Yine taÅŸların idrar yollarını irrite etmesi sonucu idrarda kanama görülür. Ancak bu hiçbir zaman önemli bir kanama olamaz. Bu belirtilerle birlikte ateÅŸ de varsa, bu da infeksiyon belirtisidir. Bu durumda acilen doktorla irtibat kurmak gerekir. Bazen, “sessiz” denilen, yakınmaya sebep olmayan taÅŸlar, genel saÄŸlık kontrolleri sırasında tesadüfen saptanır.
Bu yakınmalar ile başvuran hastanın, röntgen ve/veya ultrasonografik incelemeleri sonucu, böbrek taşı saptanır. Bu tanı metodları ile taşın yeri ve büyüklüğü saptanır. Kan ve idrar testleri de hem taşın yapısı hem de gelişmiş olan böbrek fonksiyon bozukluklarının tesbitine yarar.
IVP (intravenöz pyelografi) denilen tetkikle de böbrek fonksiyonları belirlenir ve tedavi planı yapılır. Yaşamı boyunca bir kereden fazla taşı oluşan hastaları, diğerlerinden ayrı tutmak ve ayrı değerlendirmek gerekir.
Taş oluşumunu engelleme, çok önemlidir. Oluşumu engellemek için önce sebepler belirlenmelidir. Ürolog, bazı kan ve idrar testlerinden oluşan bir dizi laboratuvar tetkiki ister. Hastaların tıbbi özgeçmişleri, beslenme alışkanlıkları saptanır. Eğer taş ele geçmişse, saklanır ve kimyasal analizi yapılır.
Taş tedavi edildikten sonra, hastanın 24 saat idrar toplaması istenir. Bu idrarın miktarı, içerdiği kalsiyum, sodyum, ürikasit, oksalat, sitrat ve kreatinin miktarı, asitlik derecesi ölçülür. Magnezyum sistin taşından şüphe duyuyorsa idrar örneğinden özel bir yöntemle varlığı araştırılmalıdır.
İdrarda kalsiyum atılımının fazlalığı, aynı zamanda açlık ve yükleme testleriyle hasta hastaneye yatırıldıktan sonra da tespit edilebilir. Bunlar ayrı sekillerde yorumlanır. Ürolog, tüm bu verileri kullanarak, taşın sebebini saptamaya çalışır.
Taş oluşumunu engellemek için yapılması en kolay şey, bol miktarda su içmek ve bunu alışkanlık haline getirmektir. Devamlı taş üreten hastalar, günde en az iki litre idrar çıkartacak kadar su içmelidirler. İdrarlarında fazla miktarda kalsiyum ve oksalat atılan hastalarda, bu maddeleri içeren gıdaları daha az tüketmelidirler. Bazı kimseler fazla miktarda kalsiyumlu gıdalar almamalarına rağmen idrarlarında kalsiyum miktarı fazla çıkar. Yine kalsiyum içeren antiasitlerden (mide asidini azaltan) ve aşırı D vitamini alınmamalıdır.
Ürologlar, kalsiyum ve ürik asit taşlarının oluşumunu engellemek için ilaç verebilirler. Bu ilaçlar, taş oluşumunda anahtar rol oynayan idrar asitliğini ve alkaliğini ayarlarlar. Allopurinol adı verilen ilaç da sık kullanılır ve idrarda kalsiyum miktarını ve ürikasit miktarını azaltır. Bir diğer tedavi yolu, kalsiyum taşlarını önlemek için idrarda atılan kalsiyum miktarını kontrol altında tutmaktır. Bunun için de içeriğinde hidroklorotiazid bulunan idrar söktürücü ilaçlar kullanılır. Bu ilaç, böbreklerden idrara geçen kalsiyum miktarını önemli oranda azaltır.
Bazı bağırsak hastalıklarında görülen ve aşırı kalsiyum emilimine bağlı olan, idrarda fazla kalsiyum atılmasını engellemek için ise bağırsaktan emilimi azaltan sodyum selüloz fosfat kullanılır. Bu ilaç, kalsiyumu bağırsakta tutarak, kana geçmesini ve idrarla atılmasını önler.
Yine deneysel olarak, oksalat idrarda itrahının fazla miktarda saptandığı durumlarda B6 vitaminin kullanılması faydalı olacağı bildirilmiştir.
Eğer taş, tam olarak ortadan kaldırılamazsa hasta, acetohidroamikasit (AHA) adındaki ilacı kullanabilir. İlaç, uzun süre antibiotik tedavisi ile birlikte kullanılabilir.
Extracorporeal shockwave lithotripsy (ESWL), üriner sistem taşlarının tedavisinde en sık ve güvenle kullanılan tedavi yöntemidir. ESWL cihazları, vucut dışında oluşturulan ve vucuda gönderilen şok dalgalarının taşa çarparak onu kırması esasına dayanarak çalışırlar. Burada taşlar, kum taneleri gibi parçalanırlar ve idrarla kolaylıkla atılabilecek hale gelirler.
Çok çeşitli ESWL cihazları vardır. Bir kısmında, bir su banyosu vardır ve şok dalgaları, bu banyo aracılığı ile vücuda gönderilir. Diğer bir kısmında, su banyosu bir zarla örtülü olup hasta bu zarla temas eder.
Birçok cihaz, taşı röntgen ışınları ile tesbit eder. Ancak bazı cihazlarda, odaklama denilen bu özellik, ultrasonografi ile yapılır ve bir radyasyon riski olmadığı için doktor, tüm seans boyunca görüntüleme sistemini çalıştırarak tedaviyi devamlı olarak izler. Radyolojik odaklı cihazlarda bu kullanılmaz. Ayrıca küçük odaklı (küçük bir noktaya şok gönderen) cihazlarda anestezi gerekmez ve küçük çocukların taşları rahatlıkla kırılır.
Birçok vakada ESWL, ayakta bir işlem olarak uygulanır ve hastanede yatmaya gerek yoktur. Tedavi sonrası toparlanma dönemi çok kısadır ve birçok hasta tedavi sırasında veya kısa bir süre sonra normal günlük aktivitelerine döner.
ESWL tedavisinin kesinlikle kullanılmaması gereken iki durum, kanama hastalıkları ve gebeliktir. ESWL tedavisinin de kendine göre komplikasyonları olabilir. Aşağı yukarı tüm hastaların tedavi seansları sonrasında birkaç gün idrarları kanlı olur. İdrarlarında ve böbrek bölgelerinde, kum dökmeye bağlı yanma ve ağrı olabilir.
Komplikasyonları azaltmak için hastaların tedaviden uzun süre öncesinden başlayarak Aspirin ve kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar almaması gerekir. Bazen, dökülen kum parçaları, idrar yolunda sıkışır ve düşmez. İdrar akımına engel olan ve ağrıya neden olan bu nadir durumda, bazen ürolog, idrar yolunu rahatlatmak için ince silikon bir tüpü idrar yoluna (mesaneden böbreğe) yerleştirir.
Bazen taÅŸların çıkartılabilmesi için Perkutan Nefrolitotomi denilen cerrahi yönteme gerek duyulur. Bu yöntem, taÅŸların büyük olduÄŸu böbreÄŸin, özellikle alt kısmında yerleÅŸmiÅŸ büyük taÅŸlarda; taÅŸla birlikte böbrek çıkışında daralma meydana gelmesi durumunda (dışardan damar basıncı hariç) veya ESWL’nin etkili olamayacağı durumlarda tercih edilir
Haz
2008
Addison Hastalığı
03 Haz 2008 / 11:00 pm yazar admin kategori Böbrek HastalıklarıBöbrek üstü bezlerinin körelmesine ya da yıkılmasına yol açan bir hastalık. Bu hastalığı ilk olarak, Londralı hekim Thomas Addison tanımlamıştır. Thomas Addison hastalık hakkındaki izlenimlerini 1849 ve 1855′te yayımlamıştır. İç salgıbezleri sistemi hakkında yeterli bilgi sahibi olunmadığı ve bu bezlerin yıkımına yol açan tüberküloz hastalığı gereÄŸince tanınmadığı halde Thomas Addison bu hastalığı eksiksiz olarak tanımlayabilmiÅŸtir.
Böbrek üstü bezleri, böbreklerin tepesinde yer alan, üçgen şekilli bir çift organdır. Her bir böbrek üstü bezi, biri iç (medulla) biri de dış (korteks) olmak üzere iki bölümden oluşmuştur. Medulla, otonom sinir sisteminin denetimi altında olup adrenalin hormonunu salgılar. Korteks ise, hipofizin kortikotropin (ACTH) adı verilen hormonunun etkisi altındadır ve üç tip hormon salgılar. Bunlar vücudun su ve tuz miktarını ayarlayan mineralokortikoidler; protein, karbonhidrat ve yağ metabolizmasını etkileyen glükokortikoidler ve adrenal seks hormonlarıdır. Böbrek üstü bezinin medulla bölümünün yıkılması insanda büyük bir eksikliğe yol açmaz. Ancak, korteks bölümünün yıkımı ölümle sonuçlanabilir.
Addison hastalığının yaygın olmayışının nedeni, her iki bezin tüberküloz ve kanser tarafından yıkılma şansının pek az olmasıdır. Bu hastalık erkekte ve kadında eşit oranda görülür ve çoğu kez orta yaşlı ergin kişileri etkiler. Hastalığın belirtileri çok çeşitli olup böbrek üstü bezinin korteks bölümünün hormonlarının ortadan kaybolmalarının sebep olduğu değişimlerden ibarettir. Hasta, tedavi edilmediği takdirde üç yıldan fazla yaşamaz.
Addison hastalığının önde gelen belirtileri şunlardır: Bedensel ve ruhsal halsizlik, ishal ve kusma nöbetleri, derinin yüz gibi ışık alan bölümlerinde ve meme ucu gibi normal olarak koyu olan yerlerinde cilde koyu rengini veren pigmentlerin çoğalması. Bayılma ve baş dönmesi, tansiyon düşüklüğünün sonucudur. Bazı vakalarda karın ağrıları görülür ve aşırı kilo kaybı dikkati çeker. Zaman zaman, addison krizi denen bayılma halleri görülür; bu durumlar hastanın ölebileceği kritik anlardır.
Korteks hormonlarının addison hastalığının belirtilerine yol açma mekanizmaları karışıktır. Bunlardan en önemlisi, mineralokortikoidlerin ortadan kaybolmasının böbrekler üstünde yarattığı etkidir. Bu hormonlar eksilince böbrekler çok fazla su ve tuz kaybederler. Bu, neticede kan hacminin azalmasına yol açar. Bu yüzden nabız dolgunluğu zayıflar, dolaşım aksar, hastanın çalışma gücü eksilir. Glükokortikoidler hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması açısından daha önemsiz bir rol oynarlar. Bunların birçok metabolizma işlemlerinde etkileri vardır; yoklukları sonucunda kilo kaybı, kan şekerinde azalma, kansızlık ve zihinde yavaşlama görülür. Derideki pigmentlerin çoğalmasına sebep olan etken kesinlikle bilinmemekle beraber korteks hormonlan yeterli miktarlarda olmadığı zaman hipofiz tarafından salgılanan melanosit uyancı hormon olabilir (melanosit, pigmentli hücrelere verilen addır).
Addison hastalığının tedavisi, ortadan kaybolan hormonların hastaya verilmesinden ibarettir. Bu amaçla kullanılabilecek çok sayıda hormon ilacı vardır; bunlar arasındaki seçim, hastanın özel durumu ve hekimin tecrübelerinden edinmiş olduğu izlenimlere göre yapılır. Genellikle, biri mineralokortikoid, biri de glükokortikoid olan iki tip hormon bir arada kullanılır. Çoğu kez, bu ara hastaya tuz da verilir. Uygun vakalarda bu tedavi belirtilerin hızla ortadan kalkmasına yol açar. Ancak, çok kere böbrek üstü bezlerinin iyileşip görevlerine devam etmeleri olanaksızdır. Bu nedenle hastaya, hayat süresince böbrek üstü bezi hormonlan vermek gerekir
Nis
2008
Böbreküstü Bezi Yetersizliği
07 Nis 2008 / 07:14 am yazar admin kategori Böbrek HastalıklarıTANIMLAMA
Böbreküstü bezinin primer hastalığına bağlı yetersiz çalışması surumudur.Böbrek üstü bezinin tamamının veya bir kısmının hasarı nedeniyle oluşur. % 80 vakada bağışıklık sisteminde bozukluk ana sebeptir. Tüberküloz ikinci sıradadır. AİDS, son yıllarda artan nedenlerdendir
� Sürrenal krizi- Böbrek üstü bezini yetmezliğinin ani ve şiddetle gelişmesi sonucu oluşan ciddi bir taplodur.
� Genetik: Genetik geçiş ispatlanmıştır.
� Yaş: Her yaşta görülebilir
� Cinsiyet: Kadınlarda daha fazladır
BELİRTİ VE BULGULAR
� Kuvvetsizlik
� Yorgunluk
� Kilo kaybı
� Tansiyon düşmesi
� Deride koyulaşma
� Zayıflama
� Kusma
� İshal
� Soğuğa toleransın azalması
NEDENLERİ
�Bağışıklık sisteminde bozumaya bağlı böbrek üstü yetmezliği
�Sebebi bilinmeyen böbrek üstü bezi yetersiz büyümesi
� Mantar hastalığı (histoplazmoz. blastomikozis)
� Sarkoidoz hastalığıının böbrek üstü bezine sirayet etmesi
� Böbrek üstü bezi içine kanama
� Hemokromatozis hastalığı
� Ameliyatla her iki böbrek üstü bezinin alınması.
� Böbrek üstü bezi tümörleri
� Bazı hastalıklara(Tüberküloz Sarkoidoz vs) bağlı böbrek üstü bezinine protein tabiatında madde birikmesi (Amiloidoz)
�AİDS
RİSK FAKTÖRLERİ
� Bağısıklık sisteminde bozukluğa bağlı Böbrek üstü yetmezliğinde aile hikayesi vardır
� Uzun süre steroid kullanımı, ciddi infeksiyon, travma veya cerrahi işlemler sonrası
TANI
LABORATUAR
� Düşük serum sodyumu (130 mEq/ L’den az)
� Yüksek serum potasyumu (5 mEq/l_’den fazla)
� BUN yükselir
� Kortizol düşer, renin yükselir
� ACTH seviyesi yükselir
� Orta derecede nötropeni
ÖZEL TESTLER
� Cosyntropin adlı madde 0,25 mg damardan injekte edilir.Enjeksiyondan önce ve sonra kortizol seviyesi ölçülür. Addison hastalığında düşük veya normal bulunur.
GÖRÜNTÜLEME
� Batın bilgisayarlı tomografisimde böbrek üstü bezlerinde anormal büyüklük veya küçüklük.
� Batın grafisinde böbrek üstü bezinin olduğu bölgede kireçlenme odakları.
� Göğüs grafisi: kalp konturlarının küçülmesi
TEDAVİ
� Ayaktan tedavi hafi veya orta vakalrda yapılır
� Adrenal krizde hastaneye yatırmak şarttır.
GENEL ÖNLEMLER
.Adrenal yetmezliÄŸi, glukokortikoid ve mineralokortikoid ile tedavi edilir
AKTİVİTE
Tolore edebildiÄŸi kadar
DİYET
Sodyumve Potasyum dengesi sağlayacak diyet önerilir.
TERCİH EDİLEN İLAÇLAR
� Hidrokortizon Fludrokortizon Prednisone gibi kortizon preparatları kullanılır.
� Karaciğer hastalığı olanlarda doz azaltılır.
� Kullanılan doz yavaş yavaş azaltılır
ÖNLEM / KAÇINMA
� Addison hastalığının önlemi bilinmemektedir.
BEKLENEN GELİŞME VE PROGNOZ
� Uygun tedavide sonuçlar iyidir
� Aktuf tüberküloz ve mantar infeksiyonlarında ilaç tedavisi gerekir
KAYNAKLAR
Felig, P., Baxter, J.D, Broadus, A.E., et al, (eds): Endoçrinology and metabolism. 2 nd Ed. New York, McGraw-HİII, I987
� Hershman, J.M.: Endocrine Pathophysiology: A Patient- Oriented Approach, 3 rd Ed Philadelphia, Lea Febiger, I988
Yazarı Dr. E. Lightner
Mar
2008
Böbrek Kanseri Tedavisi
04 Mar 2008 / 08:33 am yazar admin kategori Böbrek Hastalıkları, Kanser ve TedavisiBÖBREK KANSERLERİNDE TEDAVİ
Böbrek kanserlerinde birinci basamak tedavi cerrahi yöntemle mevcut kanserli dokunun tamamen çıkarılmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki cerrahi ile tam tedavinin sağlanabilmesinde kanserin derecesi ve evresi çok önemlidir. Erken saptanabilen
böbrek kanserlerinde cerrahi ile tam tedavi sağlama şansı oldukça yüksektir.
Ameliyattan sonra hastalığın derecesine göre gerekirse immünoterapi denilen ek bir tedavi yöntemine başvurulabilir.
Kemik tutulumu olan hastalarda bölgesel ışın tedavisinden de (Radyoterapi) aydalanılır.
Kemoterapi ise sadece çocukluk çağında görülebilen Wilm’s tümöründe kullanılır, erişkinlerde görülen böbrek hücreli kanserlerde pek etkili olmaz.
Akılda tutulması gereken önemli bir nokta da böbrek kanserlerinde cerrahi tedavi sonrası uzun yıllar boyunca düzenli takiplerin hastalığın kontrolü açısından önemli olduğudur.
Ayrıca, hastalığın ortaya çıkışındaki en önemli risk faktörlerinden birisi olan sigara içme alışkanlığının da mutlaka terk edilmesi gerekliliği de unutulmamalıdır!
Mar
2008
Böbrek Kanseri Belirtisi
04 Mar 2008 / 08:26 am yazar admin kategori Böbrek Hastalıkları, Kanser ve TedavisiBöbrek Kanseri Belirtileri: Böbrekler, karın üst bölgesinde bulunan ve idrarı oluşturan bir çift organdır. Oluşan idrar üreter adı verilen iki ince borucuk aracılığıyla idrar kesesine aktarılır. Böbrekler sırtta göğüs kafesinin iki yanında yer alırlar ve kuvvetli sırt adaleleri ve alt kaburga kemiklerince dış etkilere karşı korunurlar. Etrafında Gerota kılıfı adı verilen kalınca bir kılıfla kaplı olup ayrıca da üst yüzeyi tıpkı bir elmanın dış kırmızı kabuğu gibi bir zarla kaplıdır. Ana atardamar (Aorta)dan gelen bir damarla kanlanırken, toplayıcı damarı ana toplar damarlara (Vena Kava) boşalır. Vücutta metabolizma sonrası oluşan zararlı maddeleri ve fazla suyu idrar yoluyla uzaklaştırmak ana görevidir. Bunun yanısıra kan basıncını (tansiyon) ayarlamada ve kan yapımında da rol oynarlar. Böbrek kanseri genellikle 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar. Erkekte kadına göre 2-3 kat daha fazla görülür. Böbrek kanserinin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Böbrek kanseri türlerini iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere 2 guruba ayırırız. Böbrekte en sık görülen kitle basit böbrek kistleridir. Böbrek kisti iyi huylu bir kitle olup kanserden tamamen farklıdır. Çoğu zaman raslantısal olarak ortaya çıkan böbrek kistleri insan yaşamını hiçbir zaman tehdit etmez. Böbrek kisti saptanan hastalar gereksiz yere paniğe kapılırlar ve tedavi arayışı içine girerler. Gerçekte böbrek kistleri çoğu zaman tedaviyi bile gerektirmezler, yalnızca izlemek hemen daima yeterli olur. Böbrek kanseri ise kötü huylu bir kitle olup, böbrek kistlerinin aksine insan yaşamı için tehdit oluşturabilmektedir. Renal hücreli kanser, böbrekte kanı süzen ve idrar oluşturan dokulardan köken alır. Böbrek kanseri büyüdükçe etrafında yer alan lenf bezeleri, karaciğer, kalın barsak ve pankreasa yayılabilir. Bunun yanında, ana tümörden kopan tümör parçaları vücudun diğer uzak taraflarına giderek yerleşebilir
Mar
2008
Böbrek Taşı
03 Mar 2008 / 09:05 am yazar admin kategori Böbrek HastalıklarıBöbrek taşı, tıpta “nephrolithiasis” ya da , “urolithiasis” olarak bilinen, böbreklerde biriken sert madensel maddelere verilen addır.
Kalsiyum, oksalat, veya ürik asit gibi maddeler idrar içerisinde normalde beklenenden daha yüksek yoÄŸunlukta bulunursa böbrek taşı oluÅŸur. Bu maddeler kristaller halinde böbrekte çökelebilir ve zaman içerisinde büyüyerek böbrek taşını meydana getirir. TaÅŸlar yer deÄŸiÅŸtirerek veya idrar kanallarından aÅŸağıya doÄŸru hareket ederek vücuttan atılabilir. Ancak idrar kanalının herhangi bir düzeyinde takılarak idrar akışına engel oluÅŸturan taÅŸlar genellikle korkulan, ÅŸiddetli tipik böbrek aÄŸrısına yol açar, tıpta “nephrolithiasis” ya da , “urolithiasis” olarak bilinen, böbreklerde biriken sert madensel maddelere verilen addır.
Kalsiyum, oksalat, veya ürik asit gibi maddeler idrar içerisinde normalde beklenenden daha yüksek yoğunlukta bulunursa böbrek taşı oluşur. Bu maddeler kristaller halinde böbrekte çökelebilir ve zaman içerisinde büyüyerek böbrek taşını meydana getirir. Taşlar yer değiştirerek veya idrar kanallarından aşağıya doğru hareket ederek vücuttan atılabilir. Ancak idrar kanalının herhangi bir düzeyinde takılarak idrar akışına engel oluşturan taşlar genellikle korkulan, şiddetli tipik böbrek ağrısına yol açar.
Risk Faktörleri
Bazı hastalıklar ve alışkanlıklar bir kişide böbrek taşı oluşum riskini tetikler. Özellikle yaşamında daha önce kalsiyum taşı olan bir hastanın tekrar taş hastalığına sahip olma riski daha yüksektir. Geçmişte taş hastalığı olan hastalarda ikinci kez taş oluşma olasılığı bir yıl içerisinde %15 , 10 yıl içerisinde % 80 dir.
Gut hastalarında ve idrarında yüksek ürik asit bulunanlarda böbrek taşı riski fazladır. Ayrıca kristallerin oluşumuna yol açan bazı ilaçlar taş hastalığı riskini artırır. Sık veya sürekli ishal durumunda, ya da sıvı kaybı sonucu yoğun, asidik idrar çıkaran kişilerde böbrek taşı gelişebilir.
Taşı Oluşturan Sebepler
Taşı oluşturan kesin neden bilinmemekle beraber risk faktörleri şunlardır:
- İdrar yolu enfeksiyonu
- Böbrekteki yapısal bozukluklar
- Böbrek hastalığı olanlar (renal tübüler asidoz, kistik böbrek hastalığı…)
- Beslenme alışkanlıkları
- Yetersiz sıvı alımı
- Sıcak iklim kuşağında yaşamak
- Hiperkalsiüri, sistinüri, hiperokzalüri, hiperürikozüri
- Bazı ilaçlar (asetazolamide, anti viral ilaçlar….)
- Bazı bağırsak hastalıkları (inflamatuar bağırsak hastalığı…)
- Genetik faktörler
- Geçirilmiş bağırsak ameliyatları ( jejono ileal by-pass )
- Metabolik hastalıklar (örn. Hiperparatiroidizm, gut hastalığı…)
Önleme Yolları
Taş oluşumunda beslenme alışkanlıklarının de rolü büyüktür. Beslenme düzenine dikkat ederek büyük ölçüde taş oluşumunu önlemek mümkün.
- Başlıca su olmak kaydıyla bol miktarda (günde 2,5 litre) sıvı almak..
- Kola, gazoz gibi asitli içecekleri mumkunse tüketmemek.
- Çay, kahve tüketimini azaltmak.
- Greyfurt suyu ve elma suyunun taş hastalığı riskini arttırabilir. Öte yandan saf limon suyu koruyucudur.
- Süt ve süt ürünlerinin hiç tüketilmemesi taş oluşum riskini arttırır. Kalsiyumdan yoksun diyetler uygulanmamalıdır. Süt, yoğurt, peynir gibi besinler makul ölçülerde tüketilmelidir.
- Bol lifli besinleri tercih edin.
- Yüksek oksalat içeren pancar, soya, kara çay, çikolata, kakao, kuru incir, karabiber, fındık, maydanoz, haşhaştohumu, ıspanak, çilek, böğürtlen vs besinleri aşırı tüketmemek.
- Taş hastalığı olanların bira ve diğer alkollü içecekler, ançuez, sardalya, sakatat, kuru bakliyat, mantar, ıspanak, kuşkonmaz, karnıbahar ve ettüketimini kısıtlaması.
- Tuz kullanımını azaltmak.
- Aç karnına yoğurt suyu içmek.
- Vücudu terli bırakmamak.
- Aşırı soğuk su içmemek.
- Çıplak ayakla yere basmamak.
- Islak saçlarla dışarı çıkmamak.
- Bol bol hareket edip vücudu incitmeyecek şekilde egzersiz yapmak.
Belirtileri
Taş hastalığında görülen ağrı en sık rastlanan belirtidir. Böbrek ağrısının şiddeti bazı kişilerde belli belirsiz bir sızlama şeklinde görülürken bazılarında son derece şiddetli, kıvrandırıcı ve hastaneye yatmayı gerektirecek yoğunluğa kadar ulaşabilir.
Ağrı atakları taşın üreter içerisindeki hareketi ve buna bağlı spazmlara bağlıdır. Şiddetli ağrı atakları genellikle 20 -60 dakika arasında sürebilir. Böbrek ağrısı, taşın bulunduğu vücut tarafında olur. Ağrının yeri taşın yerine ve hareketine göre değişebilir. Böbrekte veya üst üreterdeki taş, kaburga ile kalça arasında yan (böğür) ağrısına sebebiyet verir. Alt üreterde ve mesaneye yakın taşlar karın alt kısmında veya cinsel organa doğru yayılan ağrıya yol açar.
Böbrek taşı hastalığında tek belirti ağrı değil. İdrarda kanama, bulantı, kusma, idrar yaparken acı-yanma, ve idrar sıkışıklığı hissi de hastalarda görülüyor. İlginç olarak belirti vermeyen böbrek taşlarına da rastlanıyor. Bu taşlar ancak kontrol sırasında ya da başka amaçla çekilmiş filmlerde tesadüfen saptanıyor
Tedavi
Taş hastalığının başlangıç ve acil (akut) safhasında tüm hastalar için benzer tedavi uygulanır. Başlangıç safhada hastalara, taşın kendiliğinden düşmesi beklenirken, sadece ağrı kesiciler ve su içmesi önerilir. Ağrı kesici ve sıvı tedavisini ağız yoluyla alabilen hastalar evine gönderilerek ayaktan takip edilir. Ancak ağrı çok şiddetliyse ve hasta su içemiyorsa hastaneye yatırılması gerekebilir. Taşın düşürülemediği durumlarda ise girişimsel tedavi yöntemleri tercih edilir.ESWL (VÜCUT DIŞINDAN ŞOK DALGALARIYLA TAŞ KIRMA);
Bir odaktan çıkan şok dalgaları taşın üzerine yönlendirilerek taş kırılır. X-ray ve ultrason ile odaklama yapan ESWL cihazları mevcuttur. Kırılan taş parçaları idrar yoluyla vücuttan atılır. ESWL bütün taşlarda başarı sağlayamaz. Başarı taşın cinsine, sertliğine, büyüklüğüne ve idrar yolunda yerleştiği yere göre değişir. Tek bir seansta kırılabilen taşlar olabileceği gibi tekrarlayıcı seanslara da ihtiyaç duyulabilir.
ESWL seansı sırasında rahatsızlık hissi ve ağrı duyulabilir. Bu nedenle tedavi öncesi ağrı kesiciler kullanılır. İşlem sonrasında çoğunlukla hastanede kalmaya ihtiyaç olmaz.
Girişimsel tedaviye ihtiyaç duyulan hastaların çoğunluğunda uygulanabilen başlıca yöntemdir. Özellikle böbrek içinde ve üreterin üst tarafında yer alan taşlar için iyi bir tedavi şekli olarak kabul ediliyor. Buna karşın 2 cm’den büyük, sert, veya böbreği tümüyle dolduran taşlarda uygun bir yöntem değil. Bu yöntemde direkt olarak taşa yönlendirilen yüksek enerjili şok dalgası, cilt ve iç organlara zarar vermeden ilerleyerek taş yüzeyinde kırılma etkisi yapıyor. Bu şok dalga enerjisi ile taşlar küçük parçalara kırılarak idrar yolundan kolaylıkla atılması sağlanır.PERKÜTAN NEFROLİTOTOMİ (PCNL)
Endoskopik böbrek taşı ameliyatında sırt bölgesinde böbrek hizasına 0,5 - 1 cm boyutunda bir kesi yapılır. Röntgen kontrolü altında böbreğe iki ucu açık ince bir tüp yerleştirilir. Bu tüpten yerleştirilen optik cihaz yardımıyla taş video sistemi ile monitörde görülür ve özel aletler yardımıyla çıkartılır. Perkütan ameliyatının en önemli üstünlüğü vücut dokularının normal yapısının korunmasıdır. Bunun sonucunda iyileşme süreci hızlıdır. Hastalar ameliyat sonrası dönemi açık ameliyata göre çok daha rahat geçirmektedir. Hastalar genellikle 2 - 3 günde taburcu edilerek günlük aktivitelerine hızla kavuşurlar. Bu, açık böbrek taş ameliyatı ile karşılaştırıldığında oldukça kısa bir süredir.
Özellikle böbreğin alt havuzcuklarına yerleşen taşlarda ve büyük boyutlu taşlarda ESWL’nin başarısı önemli ölçüde düşer. Bu durumlarda PCNL ameliyatı yüksek başarı sağlayan minimal invaziv girişimdir. Ameliyat işlemi sırasında taşı temizlemek için pnömotik litotripsi ve lazer litotripsi kullanılır. Bu teknolojiler yardımı ile en sert taşlar bile rahatlıkla kırılmaktadır. Bu teknikle tüm böreği kaplayan ve koraliform taş olarak adlandırılan taşlara da müdahale edilebilinmektedir.
URETEROLİTOTRİPSİ
Üreter taşları hem ESWL hemde üreterorenoskopi (URS) ile müdahale edilerek temizlenebilir. URS’de herhangi bir kesi yapılmaz. İdrar yolundan özel bir endoskopik alet gönderilerek taş üreterde görüntülenir ve temizlenir. Hastaların çoğu aynı gün evlerine dönüp bir gün sonrada normal yaşamalarına dönebilirler. Özellikle alt ve orta üreterdeki taşlarda başarı oranı yüksektir ( %96 - %100 başarı). Üst üreter taşlarının tedavisinde ESWL genellikle ilk tercih edilen tedavi yöntemidir. Ancak 1 cm’den büyük üreter taşlarında ESWL’nin başarı oranları düşmektedir. Genel kural olarak olarak 1 cm’den büyük üreter taşlarında ve 2 cm’den büyük böbrek taşlarında endokopik girişimler daha yararlı ve başarılı olmaktadır.
Üreteroskopi ile üreterin alt ve orta kısmında tıkanıklığa yol açan taşların çıkarılmasında kullanılır. Üreteroskopik girişimde, çok ince bir teleskopik alet ile idrar borusundan ve mesaneden geçilerek üreterin içerisine giriliyor. Bu ince ve esnek endoskop ile üreter içerisinde ilerleyerek tıkanıklığa yol açan taşa ulaşılarak taş çıkartılır.
İlk taş olayından bir yıl sonra hastalar ultrason ve direkt film ile kontrol edilir. Bu dönemde yeniden taş hastalığı yaşamamak için hastaların özellikle sıvı alımına dikkat etmesi gerekir.
Mar
2008
Böbrek Kanseri
03 Mar 2008 / 08:51 am yazar admin kategori Böbrek HastalıklarıErken saptanabilen böbrek kanserlerinde cerrahi ile tam tedavi sağlama şansı oldukça yüksek. Bu nedenle hastalığın belirtileri ile ilgili bilgi sahibi olmak büyük önem taşıyor.Böbreklerden köken alan birçok kanser tipi bulunur. Ancak erişkinlerde en sık görülen tür olan ‘böbrek hücreli kanser’ tipi temel alınarak bilgi vereceğiz. Bu kanser tipi böbreğin kanı filtre eden ve idrarı oluşturan dokularından kaynaklanmaktadır
BELİRTİLERİ NELER?
Böbrek kanserleri erken dönemlerinde sıklıkla herhangi bir belirti veya şikayet oluşturmaz. Böbrek kanserinin büyümesi ile birlikte bazı belirtiler ortaya çıkabilir.Bunlar;
İdrarda kan varlığı, gözle görülebilen kanama veya sadece idrar tahlilinde görülebilen mikroskobik kanama şeklinde olabilir.
Böbrek bölgesinde muayenede ele gelen kitle
İştahsızlık
Kilo kaybı
Tekrarlayan ateÅŸ
Devamlı olabilen yan ağrısı
Genel halsizlik ve kendini kötü hissetme
Tansiyon yükselmesi, kan değerlerinde normalin altına inme (kansızlık) de böbrek kanserlerinde görülebilir.
Yukarda bahsedilen belirtiler böbrek kanseri dışındaki hastalıklarda da gözlenebilir. Bu belirtileri olan kişiler doğru teşhis ve tedavi için en kısa zamanda bir üroloji uzmanına başvurmalıdır.
Ancak unutulmamalıdır ki erken dönem böbrek kanserlerinde hiçbir belirti olmayabilir. Bu nedenle doktora başvurmak için yukarda bahsi geçen belirtilerin ortaya çıkması beklenmemelidir. Zira erken dönemde yakalanan böbrek kanserlerinin tedavi başarısı ve buna paralel olarak da tedavi sonrası yaşam süresi çok daha yüz güldürücü olur.
TANI NASIL KONULMAKTADIR ?
Doktorunuz ile görüşmenizde genel sağlık durumunuz hakkında sorular sorulacak, takiben fizik inceleme yapılacaktır. Ardından, genel sağlık durumunuzu değerlendirmek amacıyla sizden kan ve idrar örnekleri alınacaktır. Böbrek ve çevre organların değerlendirilmesi amacıyla da çeşitli radyolojik tetkiklerden faydalanılmaktadır. Bunlar arasında ultrasonografi, İVP, bilgisayarlı tomografi, MRI vb. tetkikler yer alır.
Bir kez böbrek kanseri ön tanısı konulduktan sonra hastalığın yayılım derecesini anlamak amacıyla doktorunuz ek tetkikler isteyebilir.
BÖBREK KANSERLERİNDE TEDAVİ
Böbrek kanserlerinde birinci basamak tedavi cerrahi yöntemle mevcut kanserli dokunun tamamen çıkarılmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki cerrahi ile tam tedavinin sağlanabilmesinde kanserin derecesi ve evresi çok önemlidir. Erken saptanabilen
böbrek kanserlerinde cerrahi ile tam tedavi sağlama şansı oldukça yüksektir.
Ameliyattan sonra hastalığın derecesine göre gerekirse immünoterapi denilen ek bir tedavi yöntemine başvurulabilir.
Kemik tutulumu olan hastalarda bölgesel ışın tedavisinden de (Radyoterapi) aydalanılır.
Kemoterapi ise sadece çocukluk çağında görülebilen Wilm’s tümöründe kullanılır, erişkinlerde görülen böbrek hücreli kanserlerde pek etkili olmaz.
Akılda tutulması gereken önemli bir nokta da böbrek kanserlerinde cerrahi tedavi sonrası uzun yıllar boyunca düzenli takiplerin hastalığın kontrolü açısından önemli olduğudur.
Ayrıca, hastalığın ortaya çıkışındaki en önemli risk faktörlerinden birisi olan sigara içme alışkanlığının da mutlaka terk edilmesi gerekliliği de unutulmamalıdır
Mar
2008
Böbrek Yetmezliği
03 Mar 2008 / 08:47 am yazar admin kategori Böbrek Hastalıkları Genel Bilgiler
  Böbrek karnın arka bölgesinde bulunan 100-150 gram ağırlığında bir organdır. Normal kişilerde sağ ve solda olmak üzere iki adet böbrek bulunur. Toplumda yaklaşık 1000 kişinin bir tanesinde tek böbrek vardır. Tek böbrekli olmanın önemli bir sakıncası yoktur.
  Böbreklerin işlevi
  Böbreğin başlıca işlevleri vücut su, tuz, kalsiyum dengesinin sağlanması, idrar aracılığı ile zararlı maddelerin ve ilaçların vücuttan atılması ve hormon, şeker metabolizmasına olan katkılarıdır. Böbrek yetmezliğinde böbreğin bu işlevlerinde bozulma olur. Böbrek yetmezliği ani (akut) veya sinsi (kronik) seyirli olmak üzere iki şekilde gelişebilir.  Akut böbrek yetmezliğinin nedenleri
  Çok sayıda neden vardır;
  1. Ağır kanama, kusma, ishal, yanık sonucu kan basıncında düşme
  2. Gebelik: Kanamalar, gebelik zehirlenmesi, sağlıksız koşullarda yapılan düşükler
  3. Kalp yetmezliği
  4. Böbrek hastalıkları: Nefrit, böbrek damarının tıkanması
  5. İdrar yollarında tıkanıklık: Kanser, prostat büyümesi, taşa bağlı tıkanma
  6. Ameliyatlardan, özellikle büyük ameliyatlardan sonra
  7. İlaçlar: İlaçlara bağlı akut böbrek yetmezliği sık karşılaşılan bir sorundur,  bu nedenle ilaçlar kesinlikle doktor denetiminde kullanılmalıdır.
  8. Depreme bağlı kas zedelenmeleri
Kronik böbrek yetmezliğinin nedenleri
  Türk Nefroloji DerneÄŸinin verilerine göre;Â
  1. Nefrit: Böbrek iltihabıdır.
  2.Şeker hastalığı
  3. Hipertansiyon
  4. Taş, tıkanma, tümör gibi idrar yolu hastalıkları
  5. Böbrek kistleri
  6. Diğer nedenler
Belirti ve bulgular
  Gece idrara kalkma, halsizlik, nefes darlığı, çarpıntı, idrar miktarında azalma, hipertansiyon, el, ayaklar ve göz etrafında ÅŸiÅŸmedir. Böbrek yetmezliÄŸinin erken dönemlerinde belirtiler çok silik olabilir, tek belirti sık gece idrara kalkma olabilir. Gece idrara kalkma akÅŸam çok sıvı (çay, su, karpuz…) alanlarda veya prostat hastalığı olanlarda da görülebilir. Gece idrara kalkan bir hastada baÅŸka bir neden yoksa bunun nedeni böbrek yetmezliÄŸi olabilir. Bu nedenle sık sık gece idrara kalkanların mutlaka böbrek yetmezliÄŸi yönünden araÅŸtırılmaları gereklidir. Bu amaçla kan ve idrar incelemeleri yapılmalıdır.
  Tanı
  Böbrek yetmezliğinin tanısı kanda üre veya kreatinin isimli maddelerin ölçülmesi ile mümkündür. İdrar incelemesi, radyolojik yöntemler, kanın biyokimyasal incelemesi ve diğer laboratuvar incelemeleri böbrek yetmezliğinin nedenini anlamaya yöneliktir.
  Tedavi
  Akut ve kronik böbrek yetmezliklerinde tedavi farklıdır. Böbrek yetmezliği tedavisi hastanın özelliğine ve böbrek yetmezliğine yol açan hastalığa göre değişir. Tedavi kesinlikle bir doktor denetiminde olmalıdır. Tedavide en önemli nokta eğer var ise kan basıncı düşüklüğü veya yüksekliğinin kontrol altına alınmasıdır. Beslenme, sıvı ve tuz dengesinin sağlanması ve ilaçlar diğer tedavi yöntemleridir.
  Akut böbrek yetmezliği olan hastaların böbrekleri iyi ve yeterli tedavi ile genellikle düzelir. Böbrek yetmezliği ilerler ve kalıcı hale gelirse başka tedavi yöntemleri gerekir:
  1. Diyaliz
  2. Böbrek nakli



