‘Bağırsak Hastalıkları’ kategorisi için arÅŸiv
Haz
2008
Kolit
23 Haz 2008 / 09:41 am yazar admin kategori Bağırsak HastalıklarıKalın bağırsak yangısı. Çeşitli nedenleri vardır. Örneğin bazı mide ve bağırsak yangısı türleri, amipli ve basilli dizanteri, kalın bağırsak veremi gibi hastalıklar kalın bağırsaktaki bu tür yangılanmalara yol açarlar. Crohn hastalığı ve divertikül (bir boşluk ya da borunun herhangi bir noktasında meydana gelen bir cep) yangılanması da kalın bağırsaktaki yerel yangılanmaların nedeni olabilir.
Kolit sözcüğü genel olarak bulaşıcı olmayan kalın bağırsak yangılanmaları için kullanılan bir terimdir. Kasılmalı kolit, karın ağrısı ve ishalle birlikte görülen hafif bir rahatsızlıktır. Karın ağrısının en fazla olduğu anlarda dışkılama ihtiyacı duyulur. Başlıca nedeni ruhsaldır; psikolojik sıkıntı içinde bulunan kimseler rahatsızlığın daha da arttığını görürler. Tedavide dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, hastaya hastalığın niteliğinin anlatılması ve hastalığın kansere ya da ülserli kolite dönüşmemesi için gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Bu hastalığa mukoza koliti de denilir.
İskemi (belli bir bölgenin geçici olarak kansız kalması) koliti, orta yaşlı ve yaşlı erkeklerde görülen bir kalın bağırsak yangılanmasıdır. Kalın bağırsağı besleyen damarların yozlaştırıcı bir hastalığı nedeniyle bu bölgenin kansız kalması sonucu ishal ve karın ağrısı başgösterir. Ülserli kolit, kalın bağırsakla anüste görülen ve çabuk ilerleyen yangılı bir hastalıktır. Her yaştaki kadın ve erkeklerde görülürse de en çok yirmi ile otuz yaş arasında ortaya çıkar. Belirtileri karın ağrısı ve karnın aşırı gerilmesi, kanlı ishal, ateş, kilo kaybı ve sağlığın genel olarak bozulmasıdır.
Hastalığın ivegen aşamasında hasta yataktan çıkmamalı ve dinlenmelidir. Süt ve süt ürünlerinin hastaya yedirilmemesi belirtilerin hafiflemesine yardım eder. Şırıngayla, ağızdan ya da lavman yapmak yoluyla verilen kortikosteroitli ilaçlar tedavide olumlu sonuç verirler.
Haz
2008
Kolera
23 Haz 2008 / 09:39 am yazar admin kategori Bağırsak HastalıklarıVibrio cholerae adını taşıyan bir bakterinin yol açtığı ivegen bulaşıcı bir hastalık. Belirtileri ÅŸiddetli ishal, kusmalar ve hızlı ve büyük miktarda su kaybıdır. Salgın bir hastalık olan koleraya Ganj deltası ile doÄŸu Pakistan baÅŸta olmak üzere, dünyanın bazı yerlerinde sürekli olarak rastlanır; baÅŸka bir deyiÅŸle kolera bu bölgelerin yerleÅŸik hastalığıdır. Kolera adı günümüzde yalnız, Asya kolerası için kullanılır. Daha önceleri, salgın ishalin çeÅŸitli ÅŸekillerini belirtmek için de kolera sözcüğü kullanılırdı. On dokuzuncu yüzyıl baÅŸlarında kolera salgını Hindistan, Afganistan ve Iran’ dan kara yoluyla Avrupa’ya ve deniz yoluyla da Amerika’ya ulaÅŸmıştır. Ayrıca Hac sırasında Mekke’den Mısır ve Kuzey Afrika, İspanya ve kuzey Avrupa’ya ulaÅŸan salgınlar olmuÅŸtur.
Dünya çapındaki büyük salgınların en yaygını 1840-1849 yılları arasında ortaya çıkmış, kara yoluyla yapılan bu salgın sırasında sadece Rusya’da 1 milyondan fazla kiÅŸi ölmüştür. Günümüzde ise Hindistan’da koleradan yılda 200,000 kiÅŸinin öldüğü hesaplanmaktadır. 1971′de doÄŸu Pakistan’da ortaya çıkan büyük salgın, toplumsal düzensizlik dönemlerinin kolera için elveriÅŸli koÅŸullar geliÅŸtirdiÄŸini doÄŸrulamaktadır.
Koleraya yol açan organizmayı ilk kez Alman Dr. Robert Koch 1883′te Mısır’daki salgın sırasında keÅŸfetti. Louis Pasteyr’le birlikte bakteriyoloji biliminin kurucusu olan Koch, önce ÅŸarbon, sonra kolera ve daha sonra verem hastalığı ile ilgili incelemeler yaparak, bu hastalıkların her biri ile bunlara yol açan organizma arasındaki baÄŸlantıyı ortaya koydu.
Koch, herhangi bir hastalıktan bir organizmayı sorumlu tutmak için bazı olguların saptanması gerektiğini ileri sürüyordu. Bugün Koch postulaları denilen bu olgulara göre, organizmanın hasta insanda bulunması, vücut dışında mikrop kültürüne elverişli olması ve sağlıklı bir hayvana aşılanınca hastalığa yol açması gerekir. Vibrio cholerae bütün bu niteliklere sahipti. Koch ayrıca kolera mikrobunun içme suyunda da bulunduğunu saptadı. Daha çok anestezinin öncülerinden olarak bilinen John Snow da aynı gerçeği doğruladı.
Kolera basili virgül biçiminde olup, son derece hareketli bir basildir. Salgınlar sırasında bir insandan öbürüne kolayca yayılır ya da yiyecekler, içme suyu ya da herhangi bir madde aracılığıyla başkalarına geçer. Süratle gelişmekle birlikte, karşı tedbirlere dayanma gücü azdır ve kısa sürede ölür. Bu basilin bazı bölgelerde varlığını aralıksız olarak sürdürmesinin başlıca nedeni, o bölgelerdeki kötü sağlık koşullarıdır. İyileşme dönemindeki hastaların aşağı yukarı yüzde beşi, kolera mikrobunu öd keselerinde taşırlar; ancak taşıyıcıların rolü henüz iyice anlaşılamamıştır. Koleranın yerleşik olduğu bölgelerde yılda bir patlak veren salgınların kesin nedeni de bilinmemektedir.
Kolera basili ekzotoksin denen güçlü bir zehirleyici madde meydana getirir; hastalığın bütün belirtilerini bu madde oluşturur. Ekzotoksin dokulardaki sıvıların bağırsaklara girmesine yardımcı olur ve böylelikle vücudun tuz dengesini bozar. Bunun yaptığı etki, çok miktarda ağızdan alman İngiliz tuzunun (müshil olarak kullanılan bir magnezyum sülfat) yaptığı etkinin bir benzeridir. Ekzotoksinin vücudun herhangi başka bir organına zarar verdiği görülmemiştir, kolera basili de bağırsak mukozasının yüzeyindeki kattan daha içeri girmez.
Koleranın kuluçka dönemi çok kısa sürer; bu dönem genellikle beş saat ile üç gün arasında değişir. Hastalık ani ve şiddetli bir sulu ishalle başlar; bu ishal ağrı vermez. Bağırsaktaki dışkılar süratle dışarı atılır; dışkılar açık gri (ya da beyazımsı) olur. Dışkıda ufak tefek mukoza parçalarına da rastlanabilir. İshalin ardından kusmalar başlar; kusma kendiliğinden hiç çaba harcamadan gelir; kusmayla birlikte mide bulantısı ya da öğürme olmaz. Bir yandan ishal, bir yandan kusma, büyük ölçüde sıvı kaybına yol açar; hasta halsiz düşer. Nabız süratli atar, fakat zayıftır. Vücut sıcaklığı normalin altına düşer. Tansiyon düşüktür, soluk derinden olmamakla birlikte hızlı hızlı alınıp verilir. Kusmalar ve dışkılar yoluyla tuz kaybı sonucunda, özellikle bacaklarda, büyük ağrılar veren kramplar başlar. Deri esnekliğini kaybeder, gevşer, buruşur ve yapışkan bir hale gelir. Yanaklar çukurlaşır, karın içeri çöker. Bütün bu belirtilere rağmen, hastada zihinsel bulanıklık yoktur. Sesi zayıftır, güçlükle duyulabilecek kadar az çıkar.
Kolera genellikle zatürree gibi hastalıklara yol açar, böbrek yetersizliği nedeniyle işemenin kesilmesi de sık sık kolerayla birlikte görülür. Böbreklerin çalışmaması sonucu üremi (kanda ürenin fazlalaşması) meydana gelebilir. Bu gibi durumlar ölümü çabuklaştırmada büyük rol oynar.
Şiddetli kolera hastalıklarında görülen belirtiler, besin zehirlenmelerinde ve bir ölçüde öbür zehirlenme durumlarında ortaya çıkan belirtilere benzer; aradaki tek fark, kolera hastalığında hiç ağrı duyulmamasıdır. Salgınlar sırasında bile, çok küçük belirtiler gösteren, nispeten hafif durumlara rastlanır. Hastalık üç ile altı gün içinde büyük bir hızla gelişir ve eğer yeterli tedavi uygulanmazsa hastaların yüzde 70 kadarını öldürür. Yeterli tedavi uygulanırsa hasta süratle iyileşir. Salgınlar sırasında ve hastalığın yerleşik olduğu bölgelerde hastalığın teşhisi kolay olmakla birlikte, tek tek görülen durumlar çeşitli sorunlar ortaya çıkarır. Mide ve bağırsak hastalıkları belirtileri gösteren bir kişide ve özellikle koleranın yerleşik olduğu bölgelerden yeni dönen kimselerde kolera olup olmadığı büyük bir titizlikle araştırılmalıdır. Kolera teşhisi kolera mikrobunu ortaya çıkarmak amacıyla, dışkıların doğrudan doğruya mikroskopla ya da mikrop kültürüyle incelenmesi sonucu konur.
Salmonella grubundan organizmaların yol açtığı basilli dizanteri ve besin zehirlenmesi kolerayla karıştırılabilir. Ama bu gibi hastalıklarda genellikle karın ağrıları, bağırsak kazıntısı, mide bulantısı ve öğürmeler görülür; kolerada ise böyle durumlara rastlanmaz. Şiddetli bir sıtmada da, mide bağırsak hastalıkları belirtileri ve büyük bir bitkinlik görülür. Dışkıların incelenmesi ve kan tahlili sıtmayı kolaylıkla koleradan ayırt eder.
Eğer ölüm olmazsa, hastalık daha fazla ilerlemez ve yedinci günden itibaren hasta iyileşmeye başlar. Hastalığın tedavisi hastaya, vakit geçirmeden yeteri kadar sıvı vermeye dayanır. Dışkılama ve kusma yoluyla kaybedilen su, sodyum ve potasyumdan suyun ve sodyumun yeniden kazandırılması için hastaya damardan fizyolojik tuz çözeltisi verilir. Başlangıçta tuzlu madde, nabız normal duruma gelinceye kadar, dakikada 50 ile 100 ml. kadar verilir. Daha sonra kusmalar ve dışkılarla kaybedilen sıvı miktarına eşit miktarda verilir.
Hastaya yeteri kadar sıvı vermeme çok tehlikelidir. Hastalığın ilk saatlerinde, ağır bir hasta saatte bir litre su kaybeder. Gereğinden az sıvı verilmesi hastada böbrek yetersizliğine, bu da ölüme yol açar. Vücudun kaybettiği potasyum ağızdan verilir; ağır hastalara ise damardan verilen tuz eriğine ilave edilerek verilir. Ayrıca hastaya antibiyotik de verilir, (antibiyotiklerin içinde en etkili olanı tetrasilindir). Böylece hastalığın başlangıcında kolera basilinin öldürülmesi sağlanmış olur.
Tedavide iyi bakım büyük bir önem taşır. Hasta sürekli olarak oldukça sıcak bir yatakta yatırılmalı ve tuvalete gitmek için ayağa kalkmasına izin verilmemelidir. Hastalığın etkin döneminde hiç bir yiyecek vermemelidir. Bütün kirli çamaşırları, yatak takımları, eşyaları dezenfekte edilmeli ve üstündeki fazla giysiler çıkarılmalıdır. Nekahat devresinde hasta en az iki hafta her türlü, çabadan kaçınmalıdır.
Kolera, çoÄŸunlukla iyi olanaklarından bütünüyle yoksun, geri kalmış, fakir ülkelerde görülür. Bu koÅŸullar altında ölüm oranı yüzde 70′e kadar yükselebilir. Koleranın yerleÅŸik olduÄŸu bölgelerde bile, eÄŸer yiyeceklerin son derece temiz olmasına dikkat edilirse ve içme suyu kaynatılırsa hastalığın önüne geçilebilir.
Koleraya karşı aşı uygulamak mümkün olmakla birlikte örneÄŸin ABD’de kolera hastalığı bulunan ülkelerden dönenler artık, aşılanmamaktadırlar. Bunun gerekçesi, aşının saÄŸladığı bağışıklığın çok kısa olmasıdır.
Haz
2008
Kabızlık
04 Haz 2008 / 11:33 am yazar admin kategori Bağırsak HastalıklarıKalın bağırsağın yavaş çalışması sonucu seyrek dışkılama. Kabızlık kişiye göre değişir; bir kişi için kabızlık sayılan bir durum bir başkası için normal olabilir. Bir insanın normal olarak günde bir kez dışkılaması gerekirse de iki, üç hatta dört günde bir dışarıya çıkan ve bu durumdan zarar görmeyen sağlıklı insanlar da vardır.
Önemli bir nedeni olmayan sıradan kabızlıklarda baş ve bel ağrıları ve bitkinlik gibi belirtiler görülmez. Ancak otuz beş yaşın üstünde bir kimsede birdenbire kabızlık görülürse ve ayrıca sancı, göden bağırsak kanaması, koyu renkli dışkı ve kilo kaybı da olursa durum ciddiye alınmalı ve gerekli incelemeler yapılmalıdır.
Kabızlığa göden bağırsakla kalın bağırsaktaki bozukluklar, bağırsak çeperinde beliren urlar, metabolizma aksaklıkları ve bazı ruhsal bozukluklar yol açabilir. Vücuda yeterince su ve sıvı alınmaması ya da besin değeri düşük yiyeceklerle beslenmek de kabızlık yaratan etkenlerdir.
Kabızlık göden bağırsakta (özellikle yatalak ve yaşlı hastalarda) çok miktarda dışkı birikmesine sebep olduğundan bazı tehlikeli durumlara yol açabilir. Süreğen kabızlığı önlemek için müshil kullanılması zorunlu hale gelirse de bazı hastaların uzun süre bu tür ilaçları kullanmaktan ötürü kabız olduklarını da unutmamak gerekir. Sağlıklı bir insanın müshil kullanmasına gerek yoktur. Dışkılamanın her sabah gerçekleşmemesi önemli bir sakınca doğurmaz. Dışkılamada zorluk çeken kişilerin biraz jimnastik yapmaları ve meyve yemeleri olumlu sonuçlar verir. Sağlıklı insanlar kabızlıktan şikayet etmezler.
Bağırsakları normal etkinlik gösteremeyen hasta insanlarda kabızlık olağan bir durumdur. Çünkü hasta insanlar normal olarak almaları gereken besinlerin ancak çok küçük bir miktarını yiyebildikleri için, bağırsaklarının normal çalışması beklenmez. Ayrıca kodein içeren ve ağrı ve öksürüğe karşı kullanılan ilaçların çoğu da kabızlık yapar. Bu tür kabızlık ilaç bırakılınca kendiliğinden geçer.
Haz
2008
İleyit
04 Haz 2008 / 11:23 am yazar admin kategori Bağırsak Hastalıklarıİleum (ince bağırsağın son bölümü) un yangısı. İleumu yerel veya genel olarak etkileyebilir. Crohn hastalığı olarak da bilinen yerel ileyit, bir mikrop bulaÅŸması” sonucu ortaya çıkar. Bu tür yangılanmaya yol açan organizma henüz saptanmamıştır; ancak veremlilerde yerel ileyite daha sık rastlanmaktadır.
İleyitin mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal, kansızlık ve ödem gibi belirtileri vardır. Bağırsak çeperi kalınlaşarak, bağırsak tıkanıklığına ve derin ülser yaralarına yol açar. Bu yaralar ileumun bir fistülle bağırsakların diğer bölümlerine, sidik torbasına veya deriye açılmasına sebep olur. İleum yangılandığında besinleri gerektiği gibi soğuramadığından, hastada beslenme yetersizlikleri görülür.
İleyit tedavisi perhize ve ağrı dindirici ilaçlara dayanır. Bazı durumlarda vitamin ve mineral alınması ve kan nakli yapılması gerekli olabilir. Tedavide steroit hormonlar da yararlı olmaktadır. Bu tedavi yöntemlerinin yeterli olmadığı durumlarda ameliyat uygulanır
Haz
2008
Dizanteri
04 Haz 2008 / 10:11 am yazar admin kategori Bağırsak HastalıklarıDizanteri sözcüğü çoğu kez yanlış olarak ishalin şiddetli bir şekli diye tanımlanır. Gerçi ishal sindirim sisteminin hemen her yerinde bozukluklara ve enfeksiyonlara sebep olursa da, bu hastalığın pek az örnekleri dizanteri sayılır.
Dizanterinin, basilli dizanteri ve amipli dizanteri olmak üzere başlıca iki türü vardır. Kalın bağırsağın iç yüzeyinde yaralara yol açan dizanteri vücutta kan ve su kaybına sebep olur; kanlı ve sulu dışkılar meydana getirir. Dizanterinin yalnız bulaşma yoluyla meydana geldiği kabul edilirse de, dizanteriye benzer hastalıklar doğuran başka nedenler de vardır. Dizanterinin belli başlı iki türü olan basilli ve amipli dizanteri, sağlığa aykırı koşullar allında yaşayan topluluklarda her zaman görülebilir.
Özellikle basilli dizanteri, tarih boyunca sık sık görülmüş, bazen dizanteriden ölenlerin sayısı savaÅŸlarda ölenlerin sayısını geçmiÅŸtir. Hippokrates, M.Ö, 380′de dizanterinin İran ordusunun büyük bir kısmının ölümüne sebep olduÄŸunu yazar. Bunun gibi, ortaçaÄŸda Haçlı seferleri sırasında binlerce kiÅŸi aynı hastalıktan ölmüştür. Yakın çaÄŸlarda ise, I. ve II. Dünya Savaşı boyunca salgınlar görülmüş; bu salgınların savaÅŸ esirleri ve mülteci kamplarındaki kiÅŸiler üstünde olumsuz etkileri olmuÅŸtur. Dizanteri hapishanelerde, hatta hastanelerde bile görülür. Tropikal ülkelerden dönen yolcular basilli dizanteri mikrobu taşıdıkları için, hava ulaÅŸtırmasının artması da basilli dizanterinin yayılmasında etken olmuÅŸtur.
Amipli dizanteri ise genellikle salgın şeklinde görülmez. Tedavi edilmezse hastalık uzar ve yan etkilerinden bazıları (karaciğer apsesi gibi) ölüme yol açabilir. Dünya nüfusunun yüzde onunda dizanteri amipi (Entamoeba histolytica) olduğu sanılmaktadır; bu oran tropikal ülkelerde yüzde yetmişi bulur. Günümüzde amipli dizanteriye ılıman iklimli ülkelerde pek rastlanmamakla birlikte, bu hastalık sağlık koşullarının kötüye gittiği akıl hastanelerindeki hastalarda hala görülmektedir.
MİKROP TAŞIYICILARDAN KORUNMA
Dizanterinin en yaygın şekli olan basilli dizanteriye Shigella cinsi bakteriler sebep olur. Bu basilin belli başlı dört türü vardır. Bunlar Shigella dysenteriae, Shigella flexneri, Shigella boydu ve Shigella sonneidir. Bu bakterilerin bulaştığı yiyecekleri yiyenler veya içecekleri içenler hastalığa yakalanırlar. Bakteriler çoğalabilmelerine elverişli tek yer olan, kalın bağırsağa vardıkları zaman, bağırsak çeperini zedelemeye başlarlar ve bazen geniş yaralara yol açarlar. Bazen Salmonella cinsi bakteriler de kalın bağırsakta yaralar meydana getirerek dizanteriye sebep olurlarsa da, bu az rastlanan bir durumdur. Salmonella bakterileri, daha çok tifo ve paratifonun etkenleridir; bazıları da besin zehirlenmesine yol açar. Bu durumlarda zarar gören ince bağırsaktır: Bazı Salmonella enfeksiyonları, insanlardan geçen Shigella enfeksiyonlarının tersine, hastalıklı hayvanlardan geçer.
Basilli dizanteriye yakalanan hastaların dışkılarında sayısız bakteri bulunur ve bunlar koşullar elverişli olursa kolayca başkalarına hastalık geçirebilirler. Hasta iyileştikten sonra bakteriler dışkılarda bir veya iki hafta daha kalır. Bazı enfeksiyonlarda hiç bir belirti görülmez. Bu durumlarda mikrobun bulaşmış olduğu kimseler, kendileri hasta olmadan başkalarına hastalık taşıyabilirler.
Amipli dizanteriye dizanteri amipi adıyla bilinen birhücreli hayvan sebep olur; bu hayvan kalın bağırsağın iç yüzeyinde zararsız bir asalak gibi yaşar. Bilinmeyen bazı koşullarda bağırsak çeperine girerek yaralar açar. Yaralar bazen çok derin olur ve bağırsak zarını yırtar.
Asalaklar, bağırsaktan kapı toplardamarlarına oradan da karaciğere geçebilirler ve böylelikle karaciğerde çoğalarak bir apse meydana getirirler.
Amipli dizanteriye yakalanan hastaların dışkılarında çok sayıda amip bulunur; fakat bunlar çok geçmeden öldükleri için başkalarına bulaşmazlar; amipler yutulsa bile midedeki asit onları yok eder.
Ancak mikroplu ve kistli amipler yutulduğu zaman enfeksiyon meydana gelir. Bu kistler, amiplerin aksine, dört çekirdeklidir ve kalın zarları sayesinde elverişli koşullar altında iki ay kadar yaşayabilirler. Bunları, kalın bağırsak çeperinin yüzeyinde zarar vermeden yaşayan amipler üretir. Amipli enfeksiyonların çoğu hiçbir belirti göstermez ve hasta da hastalığının farkına varmaz. Ama enfeksiyon her an dokulara geçebilir ve dizanteriye ya da karaciğer apsesine sebep olabilir. Bu gibi hastalıklar, özellikle karaciğer apsesi, hastanın mikrop kapmasından yıllar sonra ortaya çıkabilir. Mikrop taşıma süresi bazen 25 yıla kadar uzayabilir. Dizanteri amipi bazen hayvanlara (köpek vb.) bulaşırsa da, hastalık insanlara hep insanlardan geçer.
Balantidiyumlu dizanteri kirpiklisi (Balantidium coli) adı verilen birhücreli ise, balantidiyumlu dizanteri veya kirpikli dizanteri denen dizanteriye sebep olur. Bu asalak öbür birhücreli hayvanlardan daha iridir ve vücudunu kaplayan kirpikler (cilia) aracılığıyla hareket eder. Bu organizmanın insanlarda meydana getirdiği enfeksiyonların kaynağının domuz olduğu sanılmaktadır; çünkü bu asalak en çok domuzlarda yaşar.
Bazı solucan çeşitleri de dizanteriye ve dizanteri belirtilerine yol açarlar. Bunların içinde en önemlisi şistomiyasise yo! açan Schistosoma mansonidir. Bu asalak bağırsak toplardamarlarında yaşar ve yumurtalarını burada yapar. Bu yumurtalar bağırsak çeperini delerek bağırsağa girerler, oradan da dışkılara geçerler. Bağırsak çeperi küçük urlar veya polipler meydana getirerek tepki gösterir; polipler sonradan yara olur ve kanar.
DİZANTERİ SALGINI
Şiddetli bir enfeksiyon olan basilli dizanteri, 24 saat ile bir hafta arasında değişen kuluçka devresinden sonra hastayı yatağa düşürür. Hastalık karın ağrılarıyla birdenbire başlar. Hasta gitgide daha fazla dışarı çıkma gereksinmesi duyar. Bazı durumlarda birkaç saat içinde kuvvetten düşerse de, dışkılarda dizanteri belirtileri bir veya iki gün sonra görülür.
Hastalığın en ileri durumunda hasta günde 20-40 defa dışarı çıkabilir ve ateÅŸi 40°C’ye kadar yükselir. Vücutta su kaybı baÅŸlar; bu su kaybı kan kaybıyla birlikte hastayı son derece zayıf düşürür. Ağız kurur, nabız azalır, sinir sistemi de etkilenir. Hastalık hastanın hayatına mal olabilir. Özellikle Uzak DoÄŸu’da rastlanan ve Shigella dysenteriaelerin sebep olduÄŸu enfeksiyonlar en kötü enfeksiyonlardır. Shigella sonneinin meydana getirdiÄŸi enfeksiyonlar ise en hafif dizanteri türüdür. Bu organizma ılıman iklimli ülkelerde oldukça sık salgınlara yol açarsa da, hastalık ancak iki veya üç gün sürer; yalnız ÅŸiddetli bir ishal görülür, dışkıda hemen hemen hiç kan görülmez, ama dışkı mikroskopla incelenirse kırmızı kan hücreleri göze çarpar. Shigella flexneri ile Shigella boydu ise orta derecede ÅŸiddetli hastalıklara sebep olurlar; bu hastalıklarda ishalin ÅŸiddeti fazla deÄŸildir.
Genel olarak kalın bağırsağın iç zarı bütünüyle yangılanır ve yaralarla kaplanır. Hastalık en fazla bir hafta sürer, bağırsak çeperi çabucak iyileşir ve çok az bir yara izi kalır. Shigella bakterileri kan dolaşımına girmez; ancak diz eklemlerinde ağrı ve şişlik yapan eklem yangısı olabilir. Bazı hastalarda, hastalıktan sonra kalın bağırsaktaki yara izi azar ve bu durum, bağırsak bakterilerden temizlendikten sonra da bazen aylarca sürer ve şiddetli ishallere yol açar; dışkılarda çoğu zaman mukus bulunur.
YÜRÜYEN DİZANTERİ
Amipli dizanteri, kistlerin yutulmasından üç dört gün sonra kalın bağırsağa yerleşirse de, belirtilerin hepsinin ortaya çıkması haftalarca bazen yıllarca sonra olur. Yaralar daha çok kalın bağırsağın kör bağırsak ve göden bağırsağı kısımlarında meydana gelir. Basilli dizanterinin tersine, yaralar yerleşik ve bazen çok derin olurlar. Belirtiler yaraların sayısına ve yerleştikleri yerlere göre değişir; genellikle hastalık derece derece ilerler ve başlangıçta hastayı yatağa düşürmez; bu nedenle yürüyen dizanteri diye tanımlanır. Dışkı sulu ve zaman zaman da kanlıdır. Eğer yaralar göden bağırsakta ise kan tazedir; hasta basilli dizanterideki gibi ağrılı dışkılıyorsa ve yaralar kör bağırsakta ise kan kimyasal yönden bozulmuştur ve dışkıya çikolata rengi ve çok kötü bir koku verir.
Bazı şiddetli durumlarda yaralar bütün kalın bağırsağa yayılır ve hastalık o zaman basilli dizanteriyi andırabilir. Genel olarak ağrılar yavaş yavaş artar; çoğu zaman ateş veya halsizlik olmaz. Hasta bazen kendiliğinden iyileşir, ama çoğunlukla zayıf düşer ve tedaviyi gerektirir. Yaralar derin olursa kan damarları aşınır ve büyük kan kaybı olur, ya da bağırsak çeperi delinebilir ve bağırsağın içindekiler karın zarına gider. Yürüyen dizanteri bağırsakta bir çeşit yangılı ur olan «ameboma»nın oluşmasına da yol açar; eğer bu ur çok büyürse bağırsağı tıkayabilir.
Amipli dizanterinin yo! açtığı en önemli hastalık karaciğer apsesidir; bu apse kesinlikle bilinmeyen bazı nedenlerden ötürü kadınlardan çok erkeklerde görülür. Karaciğer apsesi bazen dizanteri hastalığı sırasında da meydana gelebilir; ama daha çok amipli dizanteriye yakalandıktan aylar hatta yıllar sonra ortaya çıkar. Karaciğer apsesi olan birçok hastalar daha önce kanlı ishal geçirmemiş olabilirler. Bu gibi hastalarda amipler bağırsakta uzun zaman zararsız bir şekilde yaşarlar ve oradan kan dolaşımı yoluyla karaciğere ulaşırlar.
Karaciğer apsesinin belirtileri ateş ve göğsün sağ tarafının aşağı kısmıyla karnın sağ tarafının üst kısmında duyulan ağrılardır. Hasta kendini çok kötü hisseder ve çoğu kez sarılık olur. Apseler bazen çok büyür ve karaciğerin genişlemesine yol açar; daha sonra apse deriyi delerek diyafram yoluyla sağ akciğere ulaşabilir. Bu sonuncu durumda sağ omuzda ağrı hissedilir ve hasta öksürdüğü zaman içinde geniş ölçüde ölü karaciğer dokusunun yer aldığı kahverengimsi bir salya çıkarır. Delinme bazen karın zarı veya kalp dış zarında da meydana gelebilir. Çok az görülmekle birlikte amipler kan dolaşımı yoluyla beyne de varabilirler; beyinde öldürücü apse meydana getirirler.
ZOR BİR TEŞHİS
Kalın bağırsaktaki mikroplanmanın varlığını saptamak için herşeyden önce asalağın kendisini veya solucanlı enfeksiyon durumlarında asalağın yumurtalarını elde etmek gerekir. Bu, çoğu zaman hastanın dışkısının sıcakken incelenmesini gerektirir. Basilli dizanteride bakteriler özel bir ortamda geliştirilerek incelenir. Shigella organizmasının saptanması 48 saatlik bir süre alabilir. Bir salgın sırasında eğer dışkı mikroskopla incelenir ve yangılı hücreler görülürse, doğruya yakın bir şekilde hastalığa teşhis koymak mümkün olur.
Amipli ve kirpikli dizanteride hareket eden asalaklar görülebilir; amipli enfeksiyonlarda kırmızı kan hücrelerini yiyen amiplere rastlanır. Amipli enfeksiyonun başlıca belirtisi dışkıda görülen kistlerdir. Bunlar özel konsantrasyon yöntemleriyle görülür; solucan yumurtalarını meydana çıkarmak için de aynı yöntemden yararlanılır, Başka bir yöntem de kalın bağırsağın aşağı kısmına sokulan içi oyuk bir tüple bağırsak çeperinin doğrudan doğruya incelenmesidir. Bu aletin küçüğüne proktoskop, büyüğüne ise sigmoidoskop adı verilir. Proktoskopla bağırsağın aşağı kısmı, sigmoidoskopla da bütün göden bağırsak incelenir. Amipli ve basilli yaraların görünüşleri farklı olmakla birlikte, bu teknik, cerrahın doğrudan doğruya yaralardan parçalar alarak onları incelemesini sağlar.
Daha önce de belirtildiği gibi kalın bağırsakta, bulaşma yoluyla geçmediği halde dizanteriye benzeyen başka hastalıklar da görülür. Bunların içinde en yaygını hafif bir ishalle birlikte ortaya çıkan basur memeleridir; basurlardan bazıları proktoskopla kolayca görülebilir. Öbür hastalıklar arasında çeşitli urlar ve yaralara yol açan kolit yer alır.
BAKIM VE TEDAVİ
Dizanteri, asalağı öldürmeye yarayan ilaçla tedavi ve genel tedavi olmak üzere iki yolla tedavi edilebilir. Ağır bir hastanın kurtulması için çoğu kez bu ikinci tedavi şekli uygulanır; vücuttaki sıvı ve onu meydana getiren tuzların kaybı ağızdan veya bazı ciddi durumlarda damardan verilen suyla giderilir. Kan kaybı çok fazla olursa hastaya kan verilir, ağrılar ve ağrılı dışkılama kasılmayı önleyici ve ağrı dindirici ilaçlar vb. ile tedavi edilir.
İlaçla tedavide, basilli dizanteri için sülfonamitler ve antibiyotikler kullanılır; . bu arada Shigella organizmaları, özellikle Shigella sonnei güç kazanır, ama bu organizmanın yarattığı enfeksiyon çok hafif olduğu için, mikrop öldürücü ilaçları gerektirmeksizin, yalnız hastayı kuvvetlendirici tedbirler alınarak da tedavi edilebilir. Amipli dizanteride genellikle hastaya birkaç gün emetin enjekte edilir; ayrıca bağırsaktaki enfeksiyonu kesinlikle önlemek için de ilaç verilir.
Karaciğer apsesini tedavi etmek için yapılacak ilk iş irinin iğneyle mümkün olduğu kadar alınmasıdır. Çok geniş bir apseden bir litre kadar irin çıkabilir. Daha sonra emetin şırınga edilir ve ayrıca klorokin verilir. Yok edilmesi en güç olan amipli enfeksiyon,hasta olup da hiç bir belirti göstermeyen taşıyıcıda bulunan hastalıktır; bunun için birçok ilaç kullanılırsa da hiçbiri yüzde yüz kesin sonuç vermez. Kirpikli dizanteri, tetrasiklin gibi antibiyotiklerle tedavi edilir. Bu enfeksiyonların hiç birine karşı henüz bağışıklık sağlanamamıştır, içme suyunun kaynatılması koruyucu tedbirlerin başında gelir. Ayrıca klorlu tabletler de kullanılabilir
Haz
2008
Crohn Hastalığı
04 Haz 2008 / 09:54 am yazar admin kategori Bağırsak Hastalıklarıİnce bağırsağın son bölümü (ileum)nün süreğen olarak yangılanması. Bu süreğen yangılanmanın yol açtığı belirtilerin tümüne Crohn hastalığı adı verilir. İnce bağırsağın son bölümünde başlayan yangılanma, hastalık ilerledikçe kalın bağırsağa doğru yayılır. Bu yangının nedeni bilinmemektedir.
Aniden başlar ve genellikle zaman zaman beliren ishal şeklinde kendini gösterir. Karın ağrısı da görülebilir. Hastada kilo kaybı, ateş yükselmeleri dikkati çeker. Bağırsağın röntgen filmlerinin alınması, bağırsak çepe rinde ülserleşme olduğunu, girinti ve çıkıntı ların düzensiz bir biçim aldıklarını gösterir.
Hastalık geliştikçe, bağırsaklar arasında çeperin delinmesi sonucu fistüller oluşur. Fistüller sadece bağırsaklar arasında değil, bağırsaklarla sidik torbası ve dölyolu, bazen de deri arasında gerçekleşebilir. Bu tür delinmeler ve daralmalar, bağırsak içinde besin maddelerinin normal şekilde yol almalarını da engelleyebilir. Bu durumda bağırsak tıkanması söz konusu olur. Aynı zamanda çeperdeki ülserleşme sonucunda kan kaybı kansızlığa (anemi) yol açar.
Hastalığın tedavisi için beslenmeye dikkat etmek gereklidir. Sütlü besinlerle, bağırsak çeperini mekanik ve kimyasal bir şekilde zedeleyen besinlerin yenmemesi gerekir. Hastaya vitaminlerin verilmesi uygundur. Sülfamit sınıfı bazı ilaçlar, hastalığın gelişimi üzerinde olumlu etkiye yol açmışlardır. Bazı olaylarda listüllerin giderilmesi, tıkanmış bağırsak bölümlerinin çıkarılması için ameliyat yapmak gerekebilir
Haz
2008
Bağırsak Asalakları
04 Haz 2008 / 09:13 am yazar admin kategori Bağırsak HastalıklarıAsalakların insan vücudunda en çok zarar verdikleri organların başında bağırsaklar gelir. Bağırsağı sadece en son gelişme alanı olarak kullanan asalakları değil, aynı zamanda burada geçici bir süre için bulunup sonra başka organlara gidip yerleşen asalakları da bağırsak asalağı saymak doğru olur.
Bağırsaklarda asalakların en yaygınların dan olan kökbacaklıların amipler takımından dizanteri amibi (Entamoeba hystolytica) insanda amipli dizanteriye (ishal) yol açabilir. Kalın bağırsaklarda yaşayan balantidiyumlu dizanteri kirpiklisi (Balantidium coli) de balantidiyumlu dizanteriye yol açar. İpliksoluncan lar (Nematoda) ağızlarında bulunan kancaların ve salgıladıkları, kanın pıhtılaşmasını engelleyici maddelerin yardımıyla insanın bağır sak duvarına yapışır ve kan emerler. Bu nedenle kansızlığa yol açarlar. Bunlardan kancalı kurt (Ancylostoma duodenale) güney Avrupa ve Ortadoğuda yaygın olarak bulunur.
Dışkı ile dışarı atılan yumurtalar içinde bulunan larva, zamanla gelişerek bu alana yalınayak basan insanların derisini delip, kan yoluyla önce akciğerlere, oradan solunum boruları yoluyla ağıza ve nihayet oradan da ince bağırsağa ulaşır. Sağarsak solucanı (Ascaris bumbricoides) insan bağırsağında yaşayabilen başka bir asalaktır. Kancalı kurttan farklı olarak larvaları, deriyi delip içeri giremezler. İnsan ancak bu asalağın yumurtaları ile bulaşmış besinleri yerse, bağırsağında açılan yumurtadan çıkan larva bağırsak duvarını delip kan dolaşımına geçebilir.
Sivrikuyruk (Enterobius vermicularis) adı verilen ipliksi solucan, genellikle körbağırsakta gelişebilen bir bağırsak asalağıdır. Dişisi yumurtlayabilmek için anüsten dışarı çıkar; bu genellikle gece vakti gerçekleşir. Apış arasında yumurtladıktan sonra dişi ölür, yumurtalardan hemen çıkan larvalar insanın parmağına bulaşarak ağzına ulaşır lar. Domuz kurdu (Trichinella spiralis) do muz etinin çiğ ya da az pişmiş yenilmesi so nucu insana geçer. İnsanın ince bağırsağına ulaştığında et sindirilince açığa çıkan larvaları önce ishal ve benzeri bağırsak şikayetlerine yol açar. Sonra bağırsak duvarını delerek kan yoluyla çizgili kaslara ulaşır ve orada bir süre yaşayıp etraflarında kist meydana getirerek ölürler.
Daha çok uzakdoğuda yaygın olan dev bağırsak kelebeği (Fasciolopsis buski) yumurtasından çıkan larva, bir su sümüklüböceğinin vücuduna girip çoğalarak redia denen larvalar meydana getirir. Bu larvalar da zamanla cercaria adını alan larva şekline dönüşerek sümüklüböceği terkedip insanın yiyeceği su bitkilerine yapışırlar; bunları çiğ yiyen insanların bağırsağının duvarına özel vantuzlarıyla yapışarak burada ülsere, ishale yol açarlar. Yassı solucanların şeritgiller (Cestoda) sınıfı birbirine benzeyen az ya da çok sayıda bölümlerden meydana gelir. Bunlardan domuz tenyası (Taenia solium) az pişmiş domuz eti yiyen insanların bağırsağında bu ette bulunan larvanın keseli kurt (cysticercus) halinden, erişkin hale dönüşmesi ve bağırsak duvarına yapışan başı aracılığıyla kan ve be sinleri emmesi yoluyla zarar verir.
Zaman zaman «proglottide» adı verilen bölümlere koparak içlerinde bulunan binlerce yumurta ile dışkı içinde dışarı atılırlar. Bu dışkı ile bulaşmış otları yiyen domuzların bağırsak duvarını delen larva, bu hayvanların kaslarına ulaşır. Cüce tenya (Hymenolepsis nana) sıçanların dışkısı ile bulaşmış besinlerin yenilmesi ile vücuda girer, bağırsak duvarında gelişip erişkin duruma gelir ve domuz tenyası gibi zarar verir. Köpek tenyası (Echinococcus granulosus) genellikle koyun etinde birçok larva bulunan kistler meydana getirir.
Köpek, koyun etini çiğ yerse bu kistler onun bağırsağında erişkin asalak haline dönüşürler. Bunlardan oluşan yumurtaların bulaştığı otları yiyen koyunların bağırsaklarına ulaşan yumurtadan çıkan larva, bağırsak duvarını delerek kan yoluyla hayvanın çeşitli organlarına ulaşır. Köpek tükürüğü ile bulaşan elini ağzına götüren insanların da köpeğin ağzındaki yumurtayı kendi sindirim kanallarına iletebilmeleri mümkündür. Böylece insan bağırsağından geçerek çeşitli organlara ulaşan larvalar, bu organlarda kistler meydana getirerek, önemli ve cerrahi tedavi gerektiren bozukluklara yol açarlar. Geniş tenya (Diphyllobotrium latum) az pişmiş balık etinin yenmesi ile insan bağırsağına ulaşan bir asalaktır. Bağırsak duvarından kan emerek zarar verir.
Görüldüğü gibi bağırsakta zararlı etkisi olan asalaklar çok çeşitli olup bunların açtıkları zararlar çok değişiktir. Bağırsak hastalıklarına yol açan diğer etkenler arasında bağırsak asalakları da bu nedenle önemli bir yer tutarlar
Haz
2008
Bağırsak Tıkanması
04 Haz 2008 / 09:11 am yazar admin kategori Bağırsak HastalıklarıBağırsak içinde bulunan maddelerin bağırsak kanalı boyunca ilerlemesini kısıtlayan ivegen (akut) ya da süreğen (kronik) durumlar. Çeşitli nedenler bağırsaklarda tıkanmaya yol açabilir. Bağırsağın bir bölümünün bir fıtık kesesinin içine girip sıkışması, bağırsağın bir bölümünün kendi ekseni etrafında dönmesi, bağırsağın bir bölümünün kanalındaki sert bir cisim ya da bağırsağa dışardan basınç yapan bir ur, bir yangı sonucu oluşmuş yapışıklık bu nedenlerin en yaygınlarıdır.
Bağırsak tıkanmasının yol açabileceği belirtiler tıkanıklığın yerine göre değişmekle beraber, dışkılayamama, aşırı bağırsak şişmesi, ağrı, karında aşırı duyarlık, bağırsak hareketlerinin gözle görünür hale gelmesi gibi şikayetler yaygındır.
Özellikle ivegen bağırsak tıkanmasında şikayetler fazladır. Bağırsakların normal bir şekilde çalışmamaları nedeniyle, bağırsaklardaki zehirli maddeler, geçirgen halen gelen bağırsak duvarlarından geçerek kana karışırlar ve vücutta genel bir zehirlenme başgösterir. Hızlı nabız, kuru ve rengi koyulaşmış bir dil, susama bu zehirlenmenin başlıca belirtileridir. Bazen ateş de yükselir. Bağırsak tıkanıklığı cerrahi girişimle iyileştirilir.
Delinmeler genellikle aniden gelen ve bıçak saplanmasını andıran şiddetli bir ağrının hissedilmesine yol açar. Bağırsak delinmeleri karın boşluğuna yayılan mikroplu ve azdırıcı maddelerin karın boşluğunda yangıya yani peritonite yol açmalarına sebep olur. Gerekli cerrahi tedavi ve antibiyotik tedavisi uygulanılmazsa peritonit hastanın çok kısa bir süre içinde ölmesine yol açar
Haz
2008
Bağırsak Kanaması
04 Haz 2008 / 09:10 am yazar admin kategori Bağırsak HastalıklarıTifo gibi, bağırsak iç yüzeyinde yangıya ve giderek bağırsak duvarında incinmeye yol açan mikroplu hastalıklar. Çeşitli nedenlerle oluşan ülserler, bağırsak duvarındaki damarların aşınmasına ve sonuçta bağırsak boşluğuna kan dolmasına yol açabilir. Aniden ve hızla gerçekleşen bütün iç kanamalarda olduğu gibi, dolaşım sistemine ait belirtiler dikkati çeker.
Dolaşım sistemindeki kan azalınca beyine yeterli oksijen taşınamaz ve bu nedenle bilinç bulanıklığı, baş dönmesi hatta bayılma gerçekleşir. Kalp daha hızlı çalışarak dokulara belirli bir süre içinde daha fazla kan ve böylece oksijen ulaştırmaya gayret eder. Kan damarlarının dolgunluğu azaldığından tansiyon düşer. Dolaşım sistemine ait bu belirtiler yanında, bağırsak duvarında aşınmaya ve damarın delinmesine yol açan hastalığa ait belirtiler de bulunur. Bu hastalığın ülser olması halinde, hasta daha önce özellikle açken karnında yanmalar ve sancılar hisseder.
Kısa bir süre içinde oluşan büyük çapta kanamalar yanında, uzun bir süre içinde gerçekleşen küçük kanamalar da görülebilir. Bu durumda belirtiler ani kanamalardakinden farklıdır. Bazen durum ancak ileri derecede bir kansızlığın sebebini ortaya çıkarmak için dışkıda kan varlığının aranması sonucu anlaşılır. Büyük çapta kanamalarda, dışkı ile karışmış kan siyahlaşır. Az miktarda kanama, ancak dışkıya bazı kimyasal ayraçlar eklenerek anlaşılır.
Bağırsak kanamalarının tedavisi etkene göre değişir. Genellikle dolaşım sistemi belirtilerini düzeltecek kadar kan verilir. Bir süre ağız yerine damardan besleme uygulanır; kanın pıhtılaşma yeteneğini çoğaltıcı, mide asitliğini azaltıcı ilaçlar, sinir sistemini düzenleyici maddeler kullanılır. Bu tedbirlerle önlenemeyen kanamalar cerrahi girişimle iyileştirilir.
Haz
2008
Bağırsak Delinmesi
04 Haz 2008 / 09:09 am yazar admin kategori Bağırsak HastalıklarıBağırsak duvarında çeşitli nedenlerle bir delik açılması. Bağırsak içindeki sindirilmiş ya da yarı sindirilmiş besinlerin, sindirici maddeler bulunan sıvıların, bakterilerin karın içinde (periton boşluğunda) yayılmalarına yol açar.
Bağırsak delinmelerinin en olağan nedeni ülserlerdir. Bağırsağın damarlarının çeşitli nedenlerle tıkanması, bu damarlarla beslenen duvar bölümünün çürüyüp dökülmesi ve dışardan uygulanan darbeler de delinme sebepleri arasında yer alırlar. Körbağırsak takısı en çok apandisit adını alan yangı nedeniyle delinir.



