Nisan, 2008için arşiv
Nis
2008
Selülit ve su tedavisi
30 Nis 2008 / 09:57 am yazar admin kategori Genel ve GüncelAdnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermotoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Neslihan Şendur, okurlarının selülitle ilgili sorularını yanıtladı:
* Yaz-kış, ayda bir, hamama gidip masaj yaptırırım. Selülitim yok. Sizce bu durum masaj yaptırmamdan mı, yoksa tenimin koyu renk olmasından mı kaynaklanıyor?
Selülitin ten rengiyle bir ilgisi yoktur. Ama masajın kesinlikle faydası olduğunu böylece görmüş oluyoruz. Sıcak-soğuk su masajını da öneriyoruz. Bir dakika sıcak su, bir dakika soğuk su ile vücudunuza masaj yapabilirsiniz. Bu; kan dolaşımını hızlandırır ve ‘damar jimnastiği’ diye nitelendirilir. Sadece soğuk suyun tek başına uzun süre kullanılması uygun değildir. Vücudun dayanabileceği ısıları tercih etmek lazım. Su; kasılmaya ya da haşlanmaya neden olmamalı. Tek başına sıcak su da yararlı değildir; damarlarda genişlemeye neden olur. Suda masaj yapmak ve yüzmek aynı etkiyi yapar.
GERİYE DÖNÜŞÜ YOKTUR
* Geçen yaz çok az selülitim vardı; bacağımı sıkınca ortaya çıkıyordu. Bu yıl bacağımda çok selülit var. Bir düşük yaptım ve o sırada hormon ilacı kullandım. Nedeni bu olabilir mi? Ne yapmalıyım?
Kilo farklılığınız olduysa, selülitleriniz ona bağlı olarak ortaya çıkmış olabilir. Hormonun cinsine bağlı olarak da, ilaç selülit yapabilir. Selülit bir hastalık değildir. Bu nedenle, verilen ilaçlara bağlı olarak oluşmuşsa bile, geriye dönüşü tamamen mümkün olmaz.
* Loğusayım. Hamilelik döneminde vücudumda inanamayacağınız kadar çatlak ve selülit oluştu. Doğum kilolarımdan kurtulunca, bunların hepsi gider mi?
Doğum çatlaklarına ‘ftiria’ adını veriyoruz. Onlar geriye dönmezler. Sadece biraz renkleri soluklaşır. Doğumdan sonra onları, soluk çizgiler halinde göreceksiniz. O mor geniş çizgiler, soluk çizgiler halini alacak ama geriye dönüşü olmayacak. Hamile kalındığı öğrenildikten sonra sürekli derinin esnekliğinin sağlanması gerekir. Deri esnekliği sağlanabilirse, bu tür çatlakların oluşması engellenebilir. Selülitler daha oluşmadan, baştan önlem almak gerekiyor. Doğum kilolarını verdikten sonra selülitler biraz azalabilir ama tamamen kaybolmaları söz konusu değildir.
HAREKET ŞART!
* 35 yaşındayım ve çok yoğun çalışıyorum. Bacağımda dururken selülitler görünüyor. Selülitten kurtulmak için egzersiz yapmaya vakit ayıramıyorum. Krem çözüm olabilir mi?
Masajı kolaylaştıracak kremler kullanılabilir. Kremden daha çok, masajın ve hareketin etkisi var. Oturduğunuz yerden de bazı hareketler yapabilirsiniz. Bir spor merkezine giderek bacak hareketinizi sağlayacak egzersizleri öğrenip, bunları masa başında rahatlıkla yapabilirsiniz.
* 23 yaşındayım. Ergenlik dönemimde çok kiloluydum. Daha sonra tam 20 kilo verdim ama vücudumda selülitler oluştu. Artık ne kadar zayıflasam da, bu selülitlerden kurtulamıyorum. Sizce ne yapmalıyım?
Egzersiz ve bol su, görünümünüzü biraz toparlayacaktır. Kaslar sıklaştıkça ve kan dolaşımı arttıkça selülitler bir parça toparlanabilir. Bir de sabırlı olmak lazım, hemen mucize beklenmiyor. Bu tür sorunların geriye dönüşü ve kabul edilebilir görünümü zaman içinde olur.
* Kızım 12 yaşında. Benim kilo sorunum olmadığı halde, vücudumda önleyemediğim selülitlerim var. Kızımın da ileride böyle bir sorun yaşamaması için şimdiden neler yapmam gerekir?
Yapılabilecek hiçbir şey yok. Önceden olabilecekleri kestiremeyiz. Eğer bu yaşta gölgede selülitle ilgili bir şekil bozukluğu varsa, doktora başvurmanız lazım. Kızınızda hormonal sorunlar olabilir. Erken yaşta görülen selülit sorunları için bir endokrin doktoru ile görüşülmesi yararlı olabilir.
* Selülitle mücadelede termaj tekniği öneriliyor. Bu işlemi bu yaz yaptırsam ne kadar süre etkili olur? Yaz sonuna kadar etkisi dayanır mı? Sonra tekrar yaptırmam gerekir mi? Termaj, selüliti tamamen ortadan kaldıracak bir yöntem mi? Yoksa başka bir yöntem var mı?
Kişiyi, selülitten tamamen kurtaracak bir yöntem yok. Radyo frekansı da dolaşımı hızlandırması bakımından bir miktar yardımcı oluyor. Bu yöntem kullanılabilir ama selülitleri tamamen geçirmesi beklenemez. Sorunlu bölgelerinizi her zaman kontrol altında tutmak için klasik selülit yöntemlerine başvurmanız gerekir.
KIYASLAMA YAPMAYIN
* 52 yaşındaki annemde neredeyse hiç selülit yok. Bense 25 yaşındayım ve selülitlerim yüzünden bu yaz nasıl denize gireceğimi bilemiyorum. Annemle aynı şeyleri yiyip içiyoruz ve ben daha hareketliyim. Sizce neden bende selülit var?
Metobolizma ve kan dolaşım hızlarınız farklı olabilir. Bu kişi anneniz bile olsa, kendinizi birebir bir başkasıyla mukayese etmeyin. Anneniz hiç kahve ya da asitli içecek içmiyorsa ve siz içiyorsanız, bu bile başlı başına sizdeki selülitlerin nedeni olabilir. Siz kıyaslamak yerine, önleminizi alın bence.
Nis
2008
Tüyler ve kurtulma yolları
30 Nis 2008 / 09:53 am yazar admin kategori Genel ve GüncelHavaların ısınmasıyla etekler kısaldı, elbiseler dolaplardan çıktı. Tabii bu kıyafetleri rahat rahat giymek için istenmeyen tüylerden de kurtulmak şart! Peki en iyi kurtuluş yolu hangisi? Braun ‘Epilasyon Rehberi’nde bütün yöntemleri tek tek anlattı, seçim sizin!..
Lazer epilasyon
* İşleyişi: Küçük ve yoğun bir ışık huzmesi, cildin dar bölgelerine odaklanır. Işık, tüy yuvalarını yok ederek tüylerin tekrar çıkmasını önler.
* Uygun yerler: Bikini bölgesi, koltuk altı, üst dudak.
* Avantajları: Hızlı bir çözümdür. Tüyler çoğunlukla tamamen yok olur, tekrar çıkanlarsa çok ince ve zayıf olur.
* Dezavantajları: Çok sayıda seans gerektirir ve pahalı olabilir. Ayrıca, işlemden altı hafta önce ve sonrasında güneşe dikkatli çıkmak gerekir. Gebelik veya menopoz gibi hormon değişiklikleri, tüylerin tekrar çıkmasına yol açabilir.
* Dermatoloğun notu: Tüyün rengi cildinizin rengine ne kadar yakınsa, yanma ve iz kalma riski o kadar yüksektir. Bu nedenle ideal bileşim, açık ciltte koyu tüydür.
İplik
* İşleyişi: İnce pamuk ipliği parçaları her bir tüye dolanır, hızla çekilir ve tüyü koparır.
* Uygun yerler: Kaş ve üst dudak gibi küçük, hassas bölgeler.
* Avantajları: Tüyler kökünden alındığı için daha yavaş uzar.
* Dezavantajları: Tüylerin tek tek çekilmesi gerektiği için yavaş bir süreçtir.
* Dermatoloğun notu: İplik yöntemi cildi fazla etkilemediği için, üst dudak veya kaş gibi hassas bölgelerde kullanılmalıdır.
Ağda
* İşleyişi: Sıcak veya soğuk ağda, tüylerin çıktığı yönde cilde uygulanır. Tüy yönünün aksine hızla çekilir, tüyleri de beraberinde çeker.
* Uygun yerler: Bacak, bikini bölgesi, koltuk altı ve üst dudak.
* Avantajları: 3-5 haftaya kadar etkilidir, peeling etkisi yapar.
* Dezavantajları: Acı verebilir. Tekrar ağda yapmak için tüylerin 2 mm uzaması gerekir.
* Dermatoloğun notu: Ağda sırasında cildinizin yüzey hücrelerini de sökersiniz, dolayısıyla cilt kuruyabilir. Ardından rahatlatıcı bir losyon, özellikle de aloe vera içeren bir ürün kullanın.
Islak tıraş
* İşleyişi: Nemlendirilmiş cilt üzerinde kayan bıçaklar. Üç bıçaklı bir başlıkta, bıçaklar yakın bir tıraş sağlayacak şekilde konumlandırılır.
* Uygun yerler: Bacaklar, koltuk altları, bikini bölgesi.
* Avantajları: Kolay ve acısızdır.
* Dezavantajları: Tıraş cildinizi çok pürüzsüzleştirse de, bu pürüzsüzlüğün korunması için sık tekrarlanmalıdır.
* Dermatoloğun notu: Tıraşta sabun ve su kullanmak yeterli olmaz; çünkü cildin kuruyup pul pul olmasına yol açabilir. Nemlendirici bir tıraş jeli kullanmak gerekir.
Tüy dökücü krem
* İşleyişi: Cilt yüzeyindeki tüyleri kimyasal olarak eritir. Krem uygulandıktan sonra 10 dakikaya kadar bekletilir, ardından hafifçe ovalayarak tüylerle birlikte temizlenir.
* Uygun yerler: Üst dudak, bikini bölgesi ve koltuk altları.
* Avantajları: Basit ve acısızdır.
* Dezavantajları: Bazen uygulaması zor olabilir. Ciltte tahriş ve alerjik durum oluşturabileceği için, genel kullanımdan 24 saat önce küçük bir bölgede test yapılması gerekir.
* Dermatoloğun notu: Bu ürünlerin içeriğindeki kimyasallar, tahrişe ve alerjiye yol açabilir
Nis
2008
Tende çatlaklar ve tedavisi
30 Nis 2008 / 09:50 am yazar admin kategori Genel ve GüncelÇatlaklar, kozmetik dünyasında daima önemini koruyan bir konudur. Tabii yalnız kozmetik dünyasını değil, birçoğumuzu düşündüren, güç durumda bırakan bir sorundur. Bunlar hızlı kilo alıp verme, gebelik, kortizon kullanımı, hormonal nedenlerle oluşabilir. Kadınlarda olduğu gibi erkeklerin de başına gelebilir. Ayrıca hem beyaz hem esmer ciltlerde ortaya çıkabilir.
Gebeliklerde oluşur
Kilo alınca gerilen, alışılmadık ölçüde genişleyen ve sınırları zorlanan deri dokuları çatlayıverir ve beyaz çizgilerle dolar. En kolay etki altında kalan yerler mide, karın, kollar, bacaklar, göğüsler ve kalçalardır. Neredeyse bütün gebeliklerde, en azından karın bölgesinde çatlamalar oluşur. Çatlakları önlemek, tedavi etmekten daha kolaydır. En azından ilk belirtileri görüldüğünde bir şeyler yapmaya çalışırsak, başarı şansımız çok daha yüksek olur. Özellikle gebelik çatlakları, henüz pembe veya mor renkte iken, tedavi edilmeleri mümkündür. Beyazlaştıktan sonra iş işten geçmiş olabilir.
Suya doyurun
Özellikle vücudunuzda yapısal olarak yağ çıkıntıları varsa, kilo aldığınızda en fazla bu kısımlar yağ toplar ve deri içeriden gelen basınca dayanamayıp çatlar. Ona bol bol nem vermek, deriyi içten ve dıştan suya doyurmak, esnekliğini arttırmak gerekir. Kremler ve losyonlar önemlidir. Aloe vera, A ve E vitaminleri, kakao yağı çatlamaya niyeti olan ciltleri korurlar. Onu nemlendirirler, beslerler ve sağlıklı hücrelerin çoğalmasına yardımcı olurlar. Bunları uygulamadan önce hafif bir peeling yaparsanız cilde nüfuz etmelerini kolaylaştırırsınız.
Gerçekçi olmalıyız
Çatlakların tedavisi için ne yazık ki henüz kesin bir çözüm bulunabilmiş değil. Çatlağın rengi, yüzeyin gerginliği, çatlağın kaç senedir var olduğu göz önüne alınarak birçok yöntem denenmektedir. Mikrodermabrazyon, Foto IPL, Fraksel lazer ve karbondioksit tedavileri çatlak tedavisinde etkin olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemler doğumdan kısa bir süre sonra uygulandığında, çatlakları gidermekte veya azaltmakta başarılı olmaktadır. Beyaz tenlerde fraxel lazer gayet iyi sonuçlar veriyor. Esmerlerde TCA peeling ve karboksi terapi daha etkili oluyor. Öte yandan kozmetik boyama, lazer cerrahi gibi farklı uygulamalar da yapılmaktadır. Kremlere gelince… Bunların en iddialısı, içinde peptid hormonu olanlardır. Buna rağmen, esas olarak çatlakların yeni başladığı dönemlerde yardımcı olmaktadır. Bazı durumlarda liposuction ile veya doğrudan cerrahi kesi ile sorunlu bölgeler azaltılabilmektedir. Özetle… Siz fazla kilo alıp vermekten kaçının ve çatlaklarla karşılaşırsanız gecikmeden bir dermatoloğa başvurun.
Nis
2008
Suyun Faydaları
30 Nis 2008 / 12:12 am yazar admin kategori Genel ve GüncelAç karnına içildiğinde organizmayı zararlı toksinlerden arındıran su* bebeği olan kadınlarda süt üretimini artırıyor
Selülitin oluşumunun önlenmesinde önemli rol oynayan su* zayıflamaya yardımcı oluyor* besin maddeleri ve oksijeni taşıyarak organ ve dokuları koruyor.
Sağlığın korunması ve canlılığın sürdürülebilmesi için gerekli en önemli maddenin su olduğunun vurgulandığı sitede* vücudun yüzde 55-75’lik kısmını suyun oluşturduğu* suyun ****bolizmanın düzenlenmesinde ve vücuttaki tüm reaksiyonlarda görevli olduğu belirtiliyor.
Gün boyu içilecek 2 litre suyun* enerji oluşumunu artıracağı ve zayıflamaya yardımcı olacağı* besin maddeleri ve oksijeni taşıyarak organ ve dokuları koruyacağının bildirildiği sitede* şu bilgiler yer alıyor:
“Aç karnına içilen su* organizmayı zararlı toksin maddelerden arındırıyor. Bağışıklık sisteminin görevini yapabilmesi için su gerekiyor. Bu özelliği ile zinde ve dinç kalmada yardımcı oluyor. Cildin nem ve elastikiyetinin düzenlenmesinde rol oynayan su* kadınların korkulu rüyası haline gelen selülit oluşumunun önlenmesinde ilk sırayı alıyor. Su* emziren kadınlarda* süt üretimini artırıyor.”
Sıcak havalarda vücut sıcaklığını düzenleyici olarak çalışan suyun gün içinde 10-12 bardak tüketilmesi* su içmek için susamanın beklememesi gerektiği vurgulanıyor.
Su miktarında azalma oldukça* vücutta depolanan yağ miktarının artmaya başlayacağının ifade edildiği sitede* şunlar kaydediliyor:
“Vücut özellikle geceleri su almadığı için* sabahları uyanınca hemen bir bardak su içilmesi gerekiyor. Öğlen ve akşam yemeklerinden önce içilecek bir bardak su* iştahı bastırıp* mideyi dolduruyor ve sindirime iyi geliyor. Spor yapmadan önce içilen bir bardak su da yine ****bolizmayı çalıştırırken* kas glikojeninin tükenmesinin önüne geçiyor. İdrarla zararlı maddelerin atılmasını sağlayan su* tükürük ve mide salgısında bulunarak* besinlerin sindirilmesinde görev alıyor. Hücre ve kas dokularını güçlendiriyor. Zararlı maddeleri dokulardan uzaklaştıran su* cildi gerginleştirip* parlaklık kazandırıyor.”
Nis
2008
Çayı Yemekle Birlikte İçmeyin
30 Nis 2008 / 12:08 am yazar admin kategori Genel ve GüncelAdnan Menderes Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdal Beşer* çayın yemekle birlikte tüketilmemesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Beşer* çayın yemeklerle birlikte içildiğinde kan düzeyi üzerindeki etkilerini belirleyen bir çalışma yaptıklarını belirtti.
Çayın* yemeklerden en az bir saat önce ya da en az bir saat sonra içilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Beşer* şöyle konuştu:
‘Çay yemekle birlikte tüketilmemeli. Çayın basit bazı kurallara uyulmadan içilmesi halinde başta kansızlık gibi çeşitli olumsuz etkileri görülebilir. Ancak bilinçli içilmesi halinde bazı yararları da var. Yemeklerden bir saat sonra içilen çayın kan düzeyi üzerinde olumsuz etkisi olmuyor. Günde ortalama 5-6 fincan şekersiz çay şekersiz içilebilir. Yaşlılara ve ergenlere günde 1-2 fincandan fazla çay önermiyoruz. Çünkü çayda bulunan kafeinin kalsiyum-mineral dengesi için olumsuz etkileri olabilir.’
Prof. Dr. Beşer* çayın açık ve limonla içilmesini önerdiklerini* mide ülserine yatkın olanların çaydan sakınmaları gerektiğini bildirdi.
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ İLE YAPILAN ARAŞTIRMA
Prof. Dr. Beşer* çayın vücuttaki kan düzeyi üzerindeki etkilerini saptamak üzere* 200 üniversite öğrencisi üzerinde araştırma yaptıklarını söyledi.
Öğrenciler arasında çayı hatalı tüketenlerin kan düzeylerinin daha düşük bulunduğunu belirten Prof. Dr. Beşer* sözlerini şöyle sürdürdü:
‘Yapılan çalışmada* köfte ve hamburgerin yanında çay ve kahve içenlerde* çayın* kan düzeyini arttırıcı maddenin yüzde 64’ünü* kahvenin ise yüzde 39’unu bloke ettiği tespit edilmiştir. Çay deyip geçmemek lazım. Ayrıca kan düzeyini artırıcı* mercimek* pekmez* yumurta ve et gibi gıdalarla C vitaminli besinler tüketildiğinde kan düzeyinin artacağını* bunun da çocuklarda zeka düzeyini artıracağını söyleyebiliriz. Kan düzeyinin artması* daha az hastalanmaya neden olur.’
Nis
2008
Sivilce ve tedavisi(akne)
25 Nis 2008 / 03:17 am yazar admin kategori Genel ve GüncelTANIMLAMA :
Akne ( Sivilce) derideki yağ bezlerinin,erkeklik hormonu (Androjen) tarafından uyarılması ile oluşan,içi cerahat dolu veya siyah noktalar ihtiva eden,nadiren nedbe dokusu ile iz bırakarak iyileşen bir deri hastalığıdır.
Görülme sıkılığı:
Adolesanların yaklaşık 100 %’ü az ya da çok derecede etkilenir ancak, sadece% 15′i doktora başvurur.
Cinsiyet:
Erkek= Kadın (erkeklerde daha ağır seyretme eğilimi vardır.)
BELİRTİ VE BULGULAR
• Kapalı komedonlar (beyaz noktalar)
• Açık komedonlar (siyah noktalar)
• Kızarıklık ve ödemin eşlik ettiği ya da etmediği püstüller (kistler)
• Nedbe dokuları
• Lezyonlar, alın, yanak ve burun üzerinde ortaya çıkar ancak sırt ve göğüs ortasına kadar yayılabilir.
NEDENLERİ
Erkeklik hormonu yağ bezlerinin ucunun siyah noktalarla tıkanmasına yol açan keratin döngüsünü uyarırlar. Yağ bezlerinin ürettiği peynirsi madde (sebum) tıkaçın ardında birikmeye başlar.Bakteri varlığında, biriken muhteva iltihaplanarak sivilce oluşur.
RİSK FAKTÖRLERİ
• Ergenlik çağına giriş.
• Erkek
• Bazı ilaçlar( Doğum kontrol hapları,iodidler, bromidler, lityum, fenitoinler, kortizon)
• Temizleyici kremler, nemlendiriciler, yağlı fondötenleri içeren birtakım yağlı kozmetikler.
• Deri yüzeyinin herhangi bir şekilde kapatılması.
• Sıcak , nemli iklimler
TEDAVİ
GENEL ÖNLEMLER
• Siyah noktalarla tıkanmış alanların boşaltılması
• Temizleme- yumuşak bir sabunla günde birkaç defa hafifçe yıkamak yüzeyel yağlanmayı kontrol edecektir. Daha sık yıkanması deriyi tahriş eder.
• Yağsız güneş koruyucuları- bazı tedavi olmayan vakalarda ultraviole ışınları ile bir miktar iyileşme sağlanmakla birlikte, tedavide kuilanıjan ilaçlar Ultraviole ile ters etkileşim gösterir. Uzun dönem Ultraviole ye maruz kalmak kalıcı deri hasarına neden olur.
Nis
2008
Astım krizi nedir, nasıl anlaşılır..?
25 Nis 2008 / 02:55 am yazar admin kategori Enfeksiyon HastalıklarıAstımla ilgili belirtilerin ortaya çıkması astım krizi veya astım atağı olarak bilinir. Astım krizi deyimi daha çok, ağır ve hastane tedavisini gerektirecek ciddi durumlar için kullanılır. Ancak, nefes açıcı spreylerin birkaç kez kullanılmasıyla geçecek kadar hafif astım krizleri de olabilir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, okurları için yazdı.
Astım krizleri çok ani olarak başlayabileceği gibi, birkaç gün içinde yavaş yavaş da gelişebilir.
ASTIM KRİZLERİNİN TİPİK ÖZELLİKLERİ
-Astım krizlerinin üç temel özelliği vardır:
-Havaların değişken olduğu dönemlerde daha sık görülür.
-Belirtiler gece sabaha karşı şiddetlenir.
-Krizleri doğuran çeşitli faktörler vardır: Alerjenler, sigara dumanı, viral enfeksiyonlar, keskin kokular…gibi.
ASTIM KRİZLERİNİN ÖNCÜ BELİRTİLERİ
Bazı hastalar astım krizinin başlayacağını önceden hissedebilirler. Birçok hastada, boğazda yanma, hapşırık krizleri, burun tıkanıklığı, su gibi burun akıntısı, gıcık şeklinde öksürük gibi burun ve boğazla ilgili öncü belirtiler vardır. Burun, çene, ense ve saçlarda kaşıntı hissi de astım krizlerine öncülük edebilir. Bazı astımlılar ise enseme, kol, bacak ve sırtta kızarma, terleme ve ağrı gibi belirtileri kriz habercisi olarak bildirmişlerdir.
Özellikle, çocuklardaki astım krizlerinde nezle, farenjit… gibi üst solunum yollarının viral enfeksiyonlarının çok büyük önemi vardır. Çocuğun önce burnu akar, hapşırır veya boğazı ağrır ve hemen o gece veya ertesi gün öksürük, hırıltı, nefes darlığı… şikayetleri başlar.
ASTIMIN DERECELENDİRİLMESİ
Astımın belirtilerinin ağırlığı ve görülme sıklığına göre üç derecesi vardır.
-Hafif astım: Hastalar günlük olağan etkinliklerini rahatlıkla yapabilirler, ancak ağır eforlarda zorlanma olabilir. Haftanın 1-2 günü ilaç tedavisi ile düzelen belirtiler vardır. Geceleri gelen astım krizleri ayda 1 veya 2′den fazla değildir.
-Orta derecede astım: Öksürük ve hırıltılı solunum her gün olmasa bile uzun süreli olarak hep vardır. Haftada en az 1-2 kere yoğun ilaç tedavisini, yılda 2 kez de hastanede tedaviyi gerektirecek kadar ağırlıkta krizler olur. Bu hastalarda, haftanın birçok gününde gece uykudan uyandıran nöbetler de vardır.
-Ağır astım: Öksürük ve hırıltılı solunum bazen çok şiddetlenerek her gün vardır. Bu hastaların her 3-4 ayda bir hastaneye yatırılarak ve bazen de yapay solunum uygulanarak tedavileri gerekir. Hemen her gece uykudan uyandıran astım krizleri görülür, hatta çoğu günler uyumak hiç mümkün değildir. Günlük hareketler de ileri derecede kısıtlanmıştır.
AĞIR ASTIM KRİZİ NASIL ANLAŞILIR ?
Bazı astım krizleri hastanın yaşamını tehlikeye sokacak kadar ağır olabilir. Böyle hastaların bir an önce hastaneye kaldırılmaları gerekir. Bu ağır krizler, çoğu kez, düzenli tedavi görmeyen hastalarda yavaş yavaş gelişir. Bazen de, birkaç saat, hatta birkaç dakika içinde bile ağır astım krizleri gelişebilir.
Hem hastalar ve hem de yakınları tarafından iyi bilinmesi gereken ağır astım krizinin başlıca belirtileri şunlardır:
-Dudaklarda, tırnak yataklarında ve dilde morarma olması
-Şuur bozukluğu, uyuklama hali
-Nefes alma sayısının dakikada 25′ ten fazla olması
-Göğüs duvarı ile karın duvarı hareketlerinin uyumsuz olması
-Kalp atışlarının (nabzın) dakikada 120′ den fazla olması
-Nefes alırken kaburga aralıklarının içeriye doğru çekilmesi
-Kolları bir yere dayayarak ve yardımcı solunum kaslarını kullanarak solunum yapılması
-Konuşurken kısa bir cümleyi bile bir kerede söyleyememek
-Kan basıncının çok yükselmesi veya giderek düşmeye başlaması
-Hastanın aşırı bir korku ve panik içinde olması, terlemesi.
Nis
2008
Ben deyip geçmeyin!
25 Nis 2008 / 02:52 am yazar admin kategori Genel ve GüncelBenler derinin rengini veren melanin maddesini yapan hücrelerden oluşurlar. Benler sayıları kalıtsal olarak belirlenir, çocuklukta çıkmaya başlar ve ergenlik döneminde renkleri koyulaşıp çapları büyür. Benlerin bir kısmı doğumsal olabilir. Ancak sonradan ortaya çıkanlarda özellikle genetik yapıya ek olarak ultraviyolenin, yani güneşin etkisi çok büyük
Güneşin benlere etkisi var mı?
Benler güneşi gördükçe hem sayıları artıyor ham da yapıları bozulup, dejenere olabiliyorlar. Özellikle ani ve yüksek dozdaki güneş çok önemli. Yani yanık yapacak boyutta, kızarma, soyulma vs. gibi durumlar, deri kanserine dönüşme riski oluşturur.
Benlerin tehlikeli olup olmadıklarını görünüşlerinden anlamamız mümkün mü?
Belli bir ölçüde anlamak mümkün. Bir kişide çok sayıda ben bulunması, ailesinde özellikle deri kanseri bulunması, açık ten rengi bulunanlar özellikle risk altında. Bir bende değişiklik olması da çok önemli. Benlerin birden bire ortaya çıkması, hızla büyümesi, farklı renk tonları içermesi, sınırlarının düzensizleşmesi, kaşınması ve kanaması durumunda mutlaka bir dermatolog tarafından muayene edilmesi gerekir. Bunun için benleri analiz edip düzenli olarak takip etmek gereklidir. Risk faktörleri bulunan kişilerin her yıl düzenli olarak bir hekim tarafından takip edilmesi gerekir.
Benlerin takipleri nasıl yapılır?
Uzun yıllardan beri benlerdeki değişimler dermatoskop yardımıyla takip ediliyordu. Ancak son yıllarda kullanılan dijital dermatoskoplar bu olayı daha kolaylaştırdı. Dermatoskop yardımıyla pigmentli lezyonlar 30 kat büyütülür ve bilgisayar bu benleri bazı kriterler ve matematiksel analizlerle değerlendirir, ben haritalaması yapılır. Dijital dermatoskop bilgisayar ortamında ben haritalamalarının saklanmasına yardım eder. Böylece yeni çıkan benler ve benlerdeki değişiklikler periyodik olarak takip edilir. Periyodik takipler sonucunda riskli değişiklikler erken dönemde tespit edilebilir.
Hastanın benlerinin görüntüsünü tekrar aldığımızda da benler üzerinde herhangi bir değişim olup olmadığını görebiliriz. Dijital dermatoskop çocuk, yaşlı gebe, her yaş grubunda ve herkeste hiçbir zarar vermeden rahatlıkla kullanılabilen bir cihazdır.
Kimler risk altında?
Kolayca güneşte yanan açık tenli kişiler özellikle deri kanseri için yüksek risk altındadır.
Fazlaca deri lekeleri ve benleri olması
Ailede deri kanseri görülmüş olması veya güneşte derinin su toplaması
Aşırı güneşlenme ve açık havada fazla kalmak
Peki, kanser riskini ortadan kaldırmak için ne yapmalıyız?
Yılda bir gibi belli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmeli. Özellikle çok sayıda beni olanlar için geçerli bu. Bunun yanında güneşten korunmak çok önemli. Güneş dışında bir de benlerin çarpma, vurma, sürtme koparma gibi tahrişlerden ve zedelemelerden kaçınmak gerekir.
Ben aldırmanın tehlikesi var mı?
Genelde benler çıkarılınca kanser olunduğuna inanılır, ama benin tamamının vücuttan atılmasıyla hiçbir şey olmaz. Benden ve onun tehlikesinden kurtulmanın en sağlıklı yolu budur. Ama ben vücut üzerinde dururken kesilir, koparılır ya da takılıp düşme gibi nedenlerden koparsa, bu tehlikelidir.
Ben aldırmak basit bir işlem mi?
Evet. Benin çevresine iğneyle lokal anestezi yapılır. İşlem yarım saat kadar sürer.
__________________
Doğumla birlikte ya da doğumdan sonra renkli leke ve kabarık çıkıntılar şeklinde gelişen ”ben”lerin sayısının artması, renginde ve boyutunda değişiklik meydana gelmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiği bildirildi.
Bursa’da görev yapan Doç. Dr. Ersoy Hazneci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, vücut rengini veren maddeyi (melanin) sentezleyen hücrelerin (melanositler) oluşturdukları iyi huylu deri oluşumlarına ”ben” denildiğini söyledi.
Hazneci, ”ben”lerin ilk 30 yılda çıkış sıklığının artarak devam ettiğini, 40′lı yaşlarda ise en üst düzeye ulaştığını dile getirerek, bu yaştan sonra ”ben” oluşumunun yavaşladığını vurguladı.
Bir insanın onlarca ”ben”inin olabileceğini ifade eden Hazneci şöyle konuştu:
”Gözlemler, ben sayısının 100′ün üzerinde olanlarda ben kanseri riskinin arttığını göstermektedir. Güneş ise benlerin oluşumunda ve mevcut benlerin kansere dönüşümünde en önemli faktördür. Benlerimizi takip ederek, kanser riskinin artıp artmadığını az da olsa anlayabiliriz. Benimizin renginde, boyutunda, normal deri ile birleştiği sınır çizgilerinde oluşan değişiklikler dikkatlice incelenmelidir. Ben üzerinde kaşıntı, ağrı, kanama, yara açılması, boyutlarında ve görüntüsünde hızlı değişiklikler de kanser şüphesi uyandırmalıdır. Değişiklik saptadığımızda mutlaka cilt hastalıkları uzmanlarına başvurmak gereklidir. Doktorunuz benlerinizi inceleyerek, gerekli görürse biyopsi alarak kanser varlığı konusundaki şüpheleri kesin sonuca ulaştıracaktır.”
BENLERDEKİ DEĞİŞİKLİK YA DA SAYILARINDAKİ ARTIŞ
Doç. Dr. Ersoy Hazneci, yetişkinlerdeki yeni benlerin dermatologlarca değerlendirilmesinin doğru bir yaklaşım olacağını belirterek, ”Yeni çıkan benlerin şekil, boyut ve renkleri diğer benlerinizden farklıysa ya da ben sayısında hızlı (aylar içinde onlarca ben) artış olması halinde mutlaka bir dermatoloğa başvurulmalıdır” dedi.
Düzenli olarak tüm vücut benlerinin kontrol edilmesi gerektiğine dikkati çeken kaydeden Hazneci, şöyle devam etti:
”Sistemli bir şekilde yukarıdan aşağıya tüm deri bölgeleri her ay kontrol edilmeli ve değişikliklerin (renk, çap, asimetri, yara) olup olmadığına bakılmalıdır. Varsa dermatoloğa başvurulmalıdır. Yılda bir kez benlerimizin dermatologlarca kontrol edilmesi uygun olacaktır. Artmış riske sahip kişilerin 6 ayda bir dermatologlarca kontrolü uygundur. Bir bende kanser riski varsa dermatologlar tercihen tümünü veya bir kısmını basit bir girişim ile alarak incelenmek üzere patologlara gönderecektir. Sonuç olumlu gelirse tekrar bir operasyon gerekmeyecek, benleriniz takip edilmeye devam edilecektir.
Nis
2008
Beyin Kanamasi
23 Nis 2008 / 01:54 am yazar admin kategori Genel ve GüncelBEYIN KANAMASI
Lutfen cok dikkatle okuyunuz.
Mangal yaparken aniden Sinem’in ayagi takildi ve dustu. Hemen Ambulans’a haber vermek istedilerse de Sinem buna karsi cikti - kendisini iyi hissettigini ve dusmesine sepep olarak da ayakkabilarinin yeni oldugunu gosterdi.
Biraz titrek ve solgun gorundugunden, arkadaslari ustunu basini temizlemeye yardimci oldular ve onune dolu bir tabak koydular, cunku elindeki tabagi dusurmustu. Sinem aksama kadar digerleriyle birlikte eglenmeye devam etti. Esi aksam oldugunda hepimizi arayip
Sinem’in hastaneye
kaldirildigini haber verdi. Aksam saat 23:00′te Sinem vefat etmis. Meger Mangal yaparken Beyin Kanamasi gecirmis.
- Eger herhangi biri bunun bir Beyin kanamasi oldugunu anlasaydi Sinem bugun hayatta olurdu.
Lutfen asagidaki yaziyi dikkatle okuyunuz:
Bir Noroloji Uzmani soyle der: Onemli olan Beyin kanamasi teshisini koymak ve 3 saat icerisinde bunu tedavi ettirmek, ki bu hic de kolay degil.
Beyin kanamasi oldugunu anlamak icin asagidaki dort adimi uygulamak gerekir:
Beyin
kanamasi semptonlarini anlamak cok zor olabilir. Fakat
bu konuda bilgisiz olup beyin kanamasi geciren kisiye mudahale edilmezse, beyini cok ciddi zararlar gorebilir.
Doktorlar, artik herkesin asagidaki 4 adimi uygulamakla, bunu kolayca anlayabilecegini soylemektedir.
1- Kisinin gulumsemesini istemek (eger yapamazsa = Felc demektir)
2- Kisinin cok basit bir cumle soylemesini istemek (”Bugun cok guzel bir gun”) gibi.
3-Kisiden her iki kolunu birden kaldirmasini
istemek.
4-Kisiden dilini disari cikartmasini istemek. Eger yamulmussa bu da felc gecirdigine isarettir.
Eger kisi bu dort adimdan birini yerine getiremiyorsa - “lutfen” derhal acil Servise haber veriniz ve Doktora telefonda durumu izah ediniz.
Unlu bir Kardiyolog - “Eger bu aciklama 10 kisiye ulasirsa, emin olun ki en az birkisinin hayati kurtulur” demis
Nis
2008
Hayat Kurtaran 3 Vitamin
23 Nis 2008 / 01:50 am yazar admin kategori Genel ve GüncelBilim adamları tarafından açıklanan 3 araştırma vitaminlerin mucizevi özelliklerini ortaya koydu. Buna göre C vitamini kanser riskini azaltıyor, D vitamini ömrü uzatıyor, E vitamini ise kadınlarda damar tıkanıklıklarını önlüyor. İşte sonuçlar:
C vitamini:
ABD’de Johns Hopkins Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre, C vitamini ve diğer antioksidanlar, ’HİF-1’adı verilen proteini nötralize ederek, bazı kanserli tümörlerin gelişimini engelliyor. Kanser hücrelerinin yaşamlarını sürdürebilmeleri HİF-1 adı verilen proteine bağlı bulunuyor.
D vitamini:
Fransa ve İtalya’da yapılan araştırmalar ise düzenli D vitamini alanların, almayanlara oranla daha uzun yaşayabileceklerini belirledi. 60 bin hasta üzerinde yapılan araştırmada, düzenli D vitamini alanlarda ölüm riskinin yüzde 7 oranında azaldığı tespit edildi. Bu vitamin aynı zamanda sağlıklı dişler, kemikler, sinir hücreleri ve bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde de önemli rol oynuyor.
E vitamini:
E vitamininin, damar tıkanıklığı vakası tespit edilen kadınların yüzde 21’inin üzerinde olumlu etkisi tespit edildi. Uzmanlar kesin olmamakla beraber E vitamini ve damar tıkanıklıkları arasında bağlantı bulunabileceğini fakat bunun için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtiyorlar.



