Wordpress Themes

Mart, 2008için arşiv

31
Mar
2008

Rahim kanserine, rahimin iç yüzeyinde yani endometriumda başladığı için endometriyal kanser de denir. Amerikalı kadınlara musallat olan en yaygın kanser türüdür ve erken yakalandığında hemen her zaman tedavi edilebilir. Genellikle menopozdan sonra 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar. Araştırmacılar kesin sebebini bilmiyorlarsa da menopozdan sonra alınan östrojen takviyesinin katkısı varmış gibi görünmektedir.

Belirtiler

- Menopozdan sonra vajina kanaması;
- Menopozdan önce ağır kanamalı adetler veya iki adet arasında kanama;
- Vajinadan pembe, sulu bir akıntı.
Şişmanlık endometriyal kansere zemin hazırlar. Hatta tedaviyi de (ameliyat ve ışın tedavisi) zorlaştırır.
Günümüzde, östrojen takviyesi yöntemi çok daha düşük dozda östrojeni, ayın belli bir kısmında projesteronla birlikte kullanarak uygulanmaktadır. Bu nedenle, uygun bir östrojen tedavisi görüyorsanız, bu sizin nüfusun geri kalan çoğunluğundan daha fazla kanser riskine sokmaz. Ancak menopoz belirtilerine karşı östrojen tek başına alınırsa kanamaya neden olabilir. Bu kanama endometriyal kanserin sebep olduğu bir kanamayla karıştırılırsa, teşhis gecikir.
Rahim kanserine yakalanma ihtimali yüksek olan kadınlar; hiç doğum yapmamış olanlar, 52 yaşında h~l~ adet görenler, kısırlık veya düzensiz adet problemleri olanlardır. Doğum kontrol hapı kullanan kadınların endometriyal kanser olma ihtimalleri azalır.
TeÅŸhis
Rahim kanseri erken safhalarda belirti göstermez. PAP Smear testi, olayı vakaların yarısından daha azında yakalayabilir ve muayene sırasında da farkedilmez. İlk işaret vajinada kanamadır.
Belirtiler varsa, doktor endometriyal biopsi yapar. Doktor muayenehanesinde genellikle anesteziye gerek olmaksızın, rahimin iç yüzeyinden, analiz edilmek üzere küçük bir parça alır. Rahim kanseri varsa, biopsi çoğunlukla bunu tespit eder.
Daha kesin bir teşhis için kürtaj gereklidir. Doktor rahimin iç yüzeyini hafifçe kazıyarak analiz etmek üzere doku örnekleri alır. Bu işlem için herhangi bir şekilde anestezi gerekir ve bu genellikle hastanede, gece yatmadan, yapılır. Eğer kanser olduğu belirlenirse ve rahimden öteye yayıldığını düşündürecek bir neden yoksa, doktor birtakım testler yaparak başka tümörler olup olmadığını araştırır.
Genellikle yavaş ilerleyen ve teşhis edildiğinde hala yayılmamış olma ihtimali yüksek olan bir türdür. Bu da, yakalanan kadınların çoğunlukla tedavi edilebildiği anlamına gelir. Erken teşhis edildiğinde, en az 5 yıl kurtulma ihtimali % 88dir. Çevredeki dokulara yayıldığında bile bu oran % 75 dir. Nadiren tümörün hızla büyüyen öldürücü bir cins olması halinde, sonuç bu kadar iyi olmayabilir.
Tedavi - Ameliyat
Doktorların çoğu histerektomi (rahmin alınması), tavsiye ederler. Fallop tüplerinin ve yumurtalıkların da alınması gerekir, çünkü kanserin bu organlara da yayılma eğilimi vardır.
Radyasyon
Kanser rahmin ötesine de yayılmışsa, ameliyattan sonra radyasyon tedavisi yapılmalıdır. Bazen ameliyat yerine radyasyon kullanıldığı da olur. Bu, genel anestezi altındayken vajina veya rahime bir alet veya radyum yerleştirilerek yapılan derin bir radyoterapidir. Radyum vücudun içinde birkaç gün kalır ve bu süre içinde hastanede yatılması gerekir. Bazen de birkaç yöntem bir arada kullanılır.
İlaç
Eğer kanser vücudunuzun başka yerlerine metastaz yapmışsa (yayılmışsa), projesteron büyümeyi genellikle durdurur. Bu 2-3 yıl içindir, hatta bazen daha bile uzun olabilir. Başka antikanser ilaçlar da kullanılabilir.

admin

Yorum gönder

31
Mar
2008

Cinsel ilişkiden sonra, adetler arasında veya menopozdan sonra kanama; olağan dışı şiddetli adet kanamaları; vajinadan çok fazla, sulu ve kanlı akıntı veya alt karında kramp gibi sancılar şeklinde şikayetleriniz varsa, hemen doktorunuzu görün, çünkü bunlar zararsız bir rahim boynu polibinin veya rahim boynu kanserinin belirtileri olabilir. Polipler bazen hiçbir semptom göstermezler ve rutin muayene sırasında ortaya çıkarlar.Rahim boynu polipleri üzüm gibi oluşumlardır ve genellikle rahim boynunu girişinden dışarı çıkarlar. Tek bir polip olabileceği gibi salkım halinde de olabilir. Yaygın olarak görülürler ve hamilelik sırasında hormon değişiklikleri nedeniyle ortaya çıkarlar. Rahim boynunda herhangi bir berelenmeden sonra da oluşabilirler. Polipler çok ender olarak kanserleşirler ve küçük bir polip bulgu bile vermeyebilir. Ancak büyükleri kanamaya sebep olabilir ve hamile kalmayı zorlaştırabilirler bu nedenle ameliyatla aldırmayı düşünebilirsiniz.
TeÅŸhis
Polipler bazen habis olabilecekleri için doktorunuz, muhtemelen bir PAP (smear) testi yapacak ve belki de biopsi için doku örneği alacaktır.
Tedavi - Ameliyat
Tek bir polip lokal anestezi ile muayenehanede alınabilir. Birçok büyük polip varsa ameliyat için hastaneye yatmanız gerekecektir. Polipler yeniden büyürse (çok ender olur) bir daha tekrarlamaması için kürtaj olmanız gerekebilir. Bu küçük operasyonda doktor rahmin iç duvarını hafifçe kazır.

admin

Yorum gönder

31
Mar
2008

Aşağıda sıralanmış olan bulgulardan bazısı varsa; oldukça yaygın ve tedavi edilebilir bir vajinal enfeksiyon (Vajinit) veya cinsel ilişkiyle bulaşmış daha ciddi, ama yine tedavi edilebilir bir rahatsızlık geçiriyorsunuz demektir. Bu iki rahatsızlık da hiç bulgu vermeden seyredebilir.
Belirtiler
- Vajinadan olağan dışı bir akıntı;
- Kaşıntı, tahriş;

- Cinsel ilişki sırasında acı duymak;
- Alt karın bölgesinde ağrı;
- Vajinal kanama.
Vajinit genellikle bir enfeksiyonun neden olduğu iltihaplanmadır. Vajinit başka nedenlerle ortaya çıkabilirse de cinsel ilişkiyle de bulaşabilir. Bu yüzden tedavi olması için eşinizi de bir enfeksiyon durumunuz olduğu konusunda uyarmanız gerekir. Belki onun da tedavi olması gerekebilir. Belirtiler geçene kadar cinsel ilişkide bulunmayın. Yaygın görülen vajinit türleri: trikomoniasis, mantar enfeksiyonları ve özgül olmayan vajinitistir.
Trikomoniasis
Bu enfeksiyona bir parazit neden olur. Hiçbir bulgu görünmeyebilir veya kokulu, yeşilimsi san, bazen köpüklü bir akıntınız olabilir. Trikomoniasis genellikle cinsel ilişki yoluyla bulaşırsa da, tuvaletlerden, kullanılmış ıslak havlu veya mayodan da geçebilir.
Mantar Enfeksiyonları
Bu tür enfeksiyonlara bir mantar neden olur. Başlıca semptom kaşıntıdır, ama lor peyniri görünüşünde beyaz bir akıntı da olabilir. Hamileyseniz veya şeker hastası iseniz, eğer antibiyotik, kortikosteroid ilaçlar veya doğum kontrol hapı kullanıyorsanız yahut demir eksikliğiniz varsa mantar enfeksiyonlarının gelişmesi daha kolaydır.
Özgül Olmayan Vajinit
Bu türe daha çok bakteriyel vajinit denir. Aralarında “Gardnerella Vaginalis”in de bulunduÄŸu çeÅŸitli organizmaların ortaya çıkadığı düşünülen bir rahatsızlıktır. Birçok kadında hiçbir bulgu görünmeyebilirse de, bazılarında vajina duvarlarını kaplayan beyaz veya grimsi. balık kokulu bir akıntı ortaya çıkabilir.
TeÅŸhis
Doktorunuz olayın gelişmesini dinler, alt karın muayenesi yapar ve akıntı veya vajina duvarından kazıdığı doku örneklerini laboratuvarda inceleterek olaya neden olan organizmaları tespit eder ve teşhisini koyar. Bazen kan testleri de gerekli olabilir.
Vajinat yaygın ve tekrarlama eğilimi olduğu için de can sıkıcı bir rahatsızlıktır.
İlaç Tedavisi
Trikomonas vajiniti genellikle metronidazol tabletlerle tedavi edilir. Mantar enfeksiyonları genellikle supozituvar şeklinde miconazol veya kiotrimazol ile tedavi edilir. özgül olmayan vajinitte (bakteriyal vajinit) metronidazol, ampisiun veya doksisilin kullanılabilir.

admin

Yorum gönder

31
Mar
2008

Amerika da 70 kadından l inde yumurtalık kanseri görülmektedir. Bu hastalık ölümcül olabilir, ilk safhalarında pek dikkati çekecek bulgu vermez ve genellikle rutin alt karın muayenesi sırasında fark edilir. Erken teşhis edilmezse, sonunda ağrılı bir hale gelir ve tümörün salgıladığı sıvı karnın şişmesine neden olabilir. Yüzde 70-80 vakada hastalık, bu ilerlemiş safhada teşhis edilir.

Belirtiler
- Başlangıçta genellikle hiçbir belirti yoktur;
- Karnında hafif rahatsızlık ve hafif hazımsızlık;
- şişkin karın ve karnın altında ağrı (hastalığın son safhasında)
Yumurtalık kanseri genellikle menopozdan sonra gelişir. Hiç hamile kalmamış veya hamile kalmak konusunda sorunları olmuş kadınların yumurtalık kanserine yakalanmaları olasılığı daha fazladır. Tersine, çok çocuğunuz olmuşsa veya doğum kontrol hapı kullanmışsanız bu olasılık daha azdır. Ancak her iki durumda da yıllık alt karın muayenesi çok önemlidir. Çünkü erken teşhis ve tedavi çok daha fazla iyileşme şansı sağlar.
TeÅŸhis
Alt karın muayenesinde yumurtalıklarda bir kitle fark edilirse, doktor birtakım testler ister. Karın içinin durumunu anlamak için ultrasonografi, (yumurtalık kisti baskı yaparak şekillerini bozacağı için) kolon, böbrekler ve üreterlerin (böbrekleri mesaneye bağlayan kanallar) röntgen filmleri, yumurtalıkların durumunu görebilmek için (doktorun karında bir kesik yapıp içeriye bir alet sokarak yaptığı) laparoskopi gerekebilir. Doktor laparoskopi sırasında tümörden (habis olup olmadığını anlamanın tek yolu) küçük bir parça alabilir. Yumurtalık tümörlerinin dörtte üçü habis değildir.
Yumurtalık kanseri erken teşhis edilirse 5 yıl sağ kalma şansı yüzde 60-80 dir. Bu kanser türü erken dönemde teşhis edilemediği için tamamıyla iyileşme oranı yüzde 30-40 dır. Her şeye karşın günümüzde geniş çaplı bir ameliyat ve kemoterapi ile ilerlemiş vakalarda da kadınlar çok daha uzun yaşayabilmektedirler.
Tedavi - Ameliyat
Eğer tümör erken teşhis edilmişse ve hasta çocuk doğurmak isteyen genç bir kadınsa, sadece bir tümörün olduğu yumurtalık ve onun fallop tüpü alınır. Ancak en sık görülen tümör her iki yumurtalıkta da ortaya çıkar. Durum böyleyse veya hastalık yayılmaya başlamışsa; doktor yumurtalıkları, rahmi, fallop tüplerini, yakındaki lenf düğümlerini ve yumurtalık kanseri genellikle omentuma sıçradığj için omentumu (bağırsakları örten zar) alır. Operatör bunlardan başka kanser hücreleri aramak üzere karnın içindeki birçok yerden doku örnekleri ve karın sıvısı örneği alır.
Radyasyon
Ameliyatı genellikle radyoterapi veya kemoterapi izler. Doktor tümörün hepsini çıkaramamışsa, radyoterapi bunu küçülterek kemoterapiye daha fazla şans tanır.
Kemoterapi
Onkolog (kanser uzmanı) birçok ilacı bir arada kullanarak tedavi uygular. Kemoterapiden sonra genellikle tümör küçülür. Ancak 12-18 ay sonra, hastalık ilaçlara bir direnç geliştirdiği için yeniden büyümeye başlar. Bu durumda ikinci kemoterapi uygulamasında başka bir ilaç bileşimi kullanılır.

admin

Yorum gönder

31
Mar
2008

Bazen hamileliğin başlangıcında, döllenmiş yumurtanın çevresindeki, normalde plasentayı meydana getirecek olan dokudan hidatiform mol denilen nadir görülen selim bir tümör meydana gelir. Bu vakalarda bebek ölür (doğumdan veya düşükten sonra rahimde plasenta dokusu kalırsa da, birkaç yıl sonra hidatiform mol ortaya çıkabilir).Belirtiler
- Hamilelik sırasında rahmin normalden daha hızlı büyümesi;
- Vajinada kanama, şiddetli bulantı ve kusma, bebeğin hareketsiz olması;
- Vajinadan çıkan üzüm görünüşlü dokular;
- Yüksek tansiyon.
Yukarıdaki belirtiler varsa mümkün olduÄŸunca çabuk doktora gidin. Tümörün çıkarılması ÅŸarttır. Çok çabuk büyük ve çok iri bir hale gelebilir. Ayrıca, yüzde 80 den fazlası selim ise de; yüzde 1 5i civar dokulara zarar veren bir ÅŸekle dönüşebilir. Bu tümör selim olduÄŸu halde rahim duvarının içine iÅŸleyerek kanamaya ve baÅŸka ciddi sorunlara neden olabilir. Hidatiform mol vakalarından sonra (% 3 oranında), çok hızlı büyüyen ve vücudun diÄŸer bölgelerine de hızlı dağılan bir Habis tümör olan “koriokarsinoma” ortaya çıkabilir.
Hidatiform mol, pek genç olmayan kadınlarda daha sık görülür. ABD de her 2000 hamilede bir bu durumla karşılaşılır. Dünyanın başka yerlerinde daha da fazla olması olasıdır.
TeÅŸhis
Doktorunuz, bebeÄŸin normal olduÄŸu baÅŸka tür bir hamilelik komplikasyonuyla karıştırmamak için ultrasonografi çeker. Hidaditiform molün salgıladığı “korionik gonadotroprin” hormonu kan ve idrar testlerinde görülebileceÄŸi için bu testlerin yapılması gerekli olabilir.

Hidaditiform Mol Ne Kadar Ciddidir?
Yayılmayan tümör rahatlıkla alınabilir. Yayılan selim oluşum ve habis tümörler de tedavi edilebilir. Koriokarsinoma için tamamen iyileşme oranı yüzde 75-85 dir.
Tedavi - Ameliyat
Mol genellikle, kürtaja benzer bir yöntem olan vakumla alınabilir. Sonra doktorunuz, kandaki normale dönmesi gereken, korionik gonadotropin seviyesini takip eder. Normale dönüş olmaz ise, saldırgan bir hidaditiform mol vakası veya koriokarsinoma var demektir. Doktor rahmin alınmasını önerebilirse de kemoterapiyi düşünmesi daha yüksek bir olasılıktır.
Kemoterapi
Mol civar dokulara zarar veren tümör durumunda, hem de koriokarsirıoma da kemoterapiyle iyi sonuç alınır. Daha iyisi, tedaviden sonra yeniden çocuk sahibi olabilir ve büyük bir ameliyattan kurtulmuş olursunuz.

admin

Yorum gönder

31
Mar
2008

Memedeki yumruların büyük bir çoğunluğu habis değildir. Ne var ki, bir kısmı da habistir. Onun için bir şişkinlik fark ederseniz doktorunuzu arayın. Adet döneminizin sonunda iseniz birkaç gün beklemeyi tercih edebilirsiniz, çünkü yumru adet kanamasından sonra kaybolabilir, bu da onun zararsız bir kist olduğunu gösterir.Belirtiler
- Memelerde bir veya daha çok yumru, ağrılı veya ağrısız olabilir;
- Meme başlarından yeşilimsi veya saman rengi bir salgı çıkabilir.
Selim bir durumun ortaya çıkardığı kistlere fibrokistik değişiklikler denir. (Bu duruma bazen kronik kistik mastitis, meme displazisi veya selim meme hastalığı da denir.) Kist, adet döneminin sonuna doğru, vücudunuz daha fazla sıvı tutmaya başladığında büyüme eğilimi gösteren sıvı dolu bir torbacıktır. Bazı kistler çok küçük olurlarken bazısı tavuk yumurtası kadar büyük olabilir. Bastırıldığında büyükler hafifçe şekil değiştirebilir ve cilt altında biraz hareket edebilir.
Kistlere neyin sebep olduğu bilinmiyor. Genellikle menopozdan sonra kaybolduklarına göre, büyük ihtimalle yumurtalık hormonlarıyla bir ilgisi olabilir. Memedeki yumrular kist veya kanser değilse, büyük ihtimalle fibroadenomlar (veya adenofibromlar) denilen ve daha çok genç kadınlarda görülen selim tümörlerdir. Bir fibroadenomun dokunulduğunda ele sert, düzgün, lastik gibi gelen, belirli bir şekli vardır. Cilt altında oynayabilir.
Başka tip yumrular da vardır. Şişlik bir enfeksiyondan veya ağır bir yara nedeniyle ortaya çıkabilir. Yumrunun sebebi lipom da (yağlı doku tümörü) olabilir. Özellikle süt kanallarında birini tıkıyorsa, kiste sebep verebilecek İntraduktal Papilloma da olabilir. Bu oluşumların hiçbiri habis değildir.
TeÅŸhis
Doktorunuz başlıca kaygısı memenizdeki yumruların kanser olmadığından emin olmaktır. Eğer ele kist gibi gelen bir tek şişlik varsa, doktor ince bir iğne kullanarak içindeki sıvıyı çekmeye çalışabilir. Sıvı alınırsa yumru kaybolur bu da onun bir kist olduğunu gösterir. Bu sıvı habislik belirtisi aranmak üzere, laboratuvara gönderilerek analiz ettirilir. Eğer ailenizin geçmişinde meme kanseri varsa, bu testin mutlaka yapılmasını isteyebilirsiniz.
Eğer yumru ele kist gibi gelmiyorsa veya kist gibi olsa bile doktorunuz içindeki sıvıyı çekemiyorsa, mamogram (özel bir meme röntgeni) yaptırmanızı önerebilir. Eğer yumru yeterince büyükse, ultrasonografi de bazen yararlıdır. Sıvı alınamayan yumru da kist olabilir.
Eğer mamografi veya ultrasonografi içi boş bir kist değil de sert bir bölge gösteriyorsa, ikinci adım yumrunun ya bir kısmının veya hepsinin çıkarılarak mikroskop altında incelenmesi için biyopsi yapmaktır. Dokunun içinden çok küçük bir parça alınarak yapılan iğne ile biyopsi, doktorun muayenehanesinde ve lokal anestezi ile uygulanabilir. Ameliyat şeklinde yapılan biyopside yumrunun tümü kesilip çıkarılarak habis olup olmadığı incelenir (mamografi veya ultrasonografi yanıltıcı olabilir, iğne ile yapılan biyopside ise habis bir tümörün habis olmayan bir noktasından parça alınmış olabilir). biyopsi ameliyat şeklinde ise hastanede lokal anestezi ile veya bayıltılarak uygulanır.
Eğer habis değillerse, arada bir rahatsızlık vermenin dışında zararsızdırlar. Yapılan son araştırmalara göre, eğer memenizde fibrokistik değişimler varsa, kansere yakalanma ihtimaliniz herhangi birinden fazla değildir (daha eski çalışmalar ihtimalin hafifçe yüksek olduğunu söylüyordu). Ancak memesinde yumrular olan bir kadının habis bir tümörün oluştuğunu fark etmesi daha zordur.
ilaç Tedavisi
Kadınların çoğu aspirin gibi hafif ağrı kesiciler alırlar. Memeyi iyi bir şekilde taşıyacak bir sutyenin, hatta gece de, giyilmesi etkili olabilir. Danazol veya bromokriptin birçok kadının göğüs ağrılarını geçirirse de, hem hoş olmayan yan etkileri vardır hem de pahalıdır. Bazen E vitamini kullanılsa da yararlı olduğunu belirten somut kanıt yoktur.
Ameliyat
Kistler sadece kist olduklarının belirlenebilmesi için tetkik edilirler, yoksa çok acı vermedikleri ve içindeki sıvı boşaltıldıktan sonra yeniden büyümedikleri takdirde çıkartılmalarına gerek yoktur. Fibroadenoma veya diğer selim tümörler büyük veya ağrı verici değillerse kalabilirler. Lumpektomi (yumruların çıkarılması) hastanede yapılır ve genellikle gece kalmayı gerektirmez.
Beslenme
Sigara içiyor ve kafeinli maddeler tüketiyorsanız, bunları tamamen bırakmak veya azaltmak isteyebilirsiniz. Kanıtlar kesin değilse de, bazı kadınlar sigara ve kafeinli maddeleri bıraktıklarında memelerindeki yumruların küçüldüğünü bildirmişlerdir.

admin

Yorum gönder

31
Mar
2008

Her 10 kadından biri hayatının bir noktasında meme kanserine yakalanır. Erken anlaşıldığında başarıyla tedavi edilebildiği halde, meme kanseri yine de akciğer kanseri hariç, diğer bütün kanserlerde olduğundan daha fazla kadının ölümüne neden olmaktadır.Belirtiler
- Memede bir yumru veya sertleşme, ağrılı
veya hassas olmayabilir;
- Memeden duru veya kanlı bir akıntı;
- İçeri çekilmiş meme başı;
- Memelerin dış hatlarındaki değişiklik, örneğin bir memenin diğerinden daha yüksek olması gibi;
- Meme derisinde düzleşme veya çukurlaşma;
- Kırmızılık veya portakal kabuğu gibi pütürlü görünüş.
Bazı çalışmalar kadınların kansere yakalanma ihtimalini arttıran bazı faktörleri belirlemiştir. Eğer anneniz, teyzeniz veya kız kardeşinizde özellikle genç yaşta veya her iki memede de kanser görülmüşse, başka kadınlara göre kanser olma ihtimaliniz daha yüksektir. Hiç çocuğunuz olmamışsa veya ilk çocuğunuzu 35 yaşından sonra doğurmuşsanız kanser olma ihtimaliniz yüksektir. Eğer bir memenizde kanser varsa, diğerinde de olma riski artar. Bu ihtimal yaşla da artar.
Bütün bu risk faktörlerine karşın yapabileceğiniz fazla bir şey yoktur. Ancak yukarıda belirtilen semptomlara karşı uyanık olursanız habis bir tümörü çok küçükken belirlemek mümkün olabilir. 20 yaşından sonra her kadın ayda bir defa memelerini kendisi kontrol etmelidir.
20 ile 40 yaş arasındaysanız en az 3 yılda bir defa doktora muayene olmalısınız. 40 yaşının üstündeyseniz bu muayenenin yılda bir yapılması gerekir. Birçok kanser uzmanı 40 yaşının üstündeki her kadının 40ında başlayarak 1-2 yılda bir mamografi yaptırmasının şart olduğuna inanmaktadırlar. 50nin üzerindeki kadınlar yılda bir mamografi yaptırmalıdırlar.
TeÅŸhis
Doktorunuz memelerinizi dikkatle inceleyecektir. Meme başlarını hafifçe sıkarak akıntı olup olmadığına bakacak, koltuk altlarınızda lenf modüllerinin büyüyüp büyümediğini kontrol edecektir. Çünkü kanser lenf yoluyla da dağılabilmektedir. Bundan sonraki adım mamografidir.
Eğer memenizdeki bir yumru ultrasonografide kist olarak tanımlanmışsa, doktorunuz ince bir iğneyle kistin içindeki sıvıyı çekmeye çalışabilir. Bu sıvı analiz edilerek habis hücrelerin varlığı araştırılabilir. Sıvı çekildiğinde yumru yok olursa bu basit bir kisttir. Bir kitlenin habis olmadığını anlamanın en emin yolu ameliyatla kitlenin tümünü çıkarıp biyopsi yapmaktır. Yumrudan sıvı çekilemezse, sıvı çekildikten sonra yumru tekrar büyürse veya çekilen sıvıda kan ya da habis hücreler bulunursa, doktorunuz ameliyatla kitlenin alınıp biyopsi yapılmasını tavsiye edecektir.
İçine kolay girilebilen bir kitleye iğneyle biyopsi uygulamak, doktorun muayenehanesinde lokal anesteziyle yapılabilir. Ameliyatla kitleyi çıkartmayı gerektiren biyopsi için hastanede lokal veya genel anestezi uygulanır. Doktor pataloğun mikroskobik ve biyokimyasal olarak inceleyebilmesi için yumruyu bütün olarak çıkarır. Sonuçlar pozitifse, kitle habistir. Değilse size selim olduğu söylenir. biyopsilerin yüzde 80 inde kitle selim bulunur.
Meme tümörünün kendisi öldürücü değildir. Hastalık metastaz yaparak öldürür. (Metastaz lenf sistemi veya kan yoluyla vücudun başka yerlerine dağılmak, demektir). Bundan anlaşılacağı üzere, meme kanseri, tümör küçükken ve habis hücreler komşu lenf düğümlerine atlamadan, erken teşhis edilirse yüzde 90 tedavi şansı vardır. Ancak vakaların yarısında, kanser keşfedildiğinde vücudun diğer kısımlarına da atlamış bulunmaktadır. Her şeye rağmen hastalık, ilaç, radyoterapi ve ameliyat yardımıyla yıllar boyu kontrol altında tutulabilmektedir.
Tedavi
Ameliyat
Ameliyatın meme kanserinde başlıca tedavi olmasına karşın, memenin ne kadarının alınması gerektiği konusunda pek çok tartışma vardır. Günümüzde ameliyat çoğunlukla radyoterapi, hormon terapi veya kemoterapiyle birlikte uygulanmaktadır.
Hemen hemen bütün meme kanseri operasyonlarında, doktor ameliyatın bir bölümü olarak, koltuk altındaki lenf düğümlerinden bir kaçını da alır. bunlarda habis hücrelerin varlığı araştırılır. Lenf bezlerinde habis bir tümörün varlığı veya yokluğu ameliyat sonrası tedaviyi belirleyen en önemli faktördür.
Radyasyon
Doktor kanserin lenflere ulaştığını tespit etmişse, ameliyat sırasında kaçan kanserli hücreleri öldürmek için göğüs bölgesine radyasyon uygulanmasını önerebilir. Sonuçta kemiklerde kanser ortaya çıkarsa, radyasyon ağrıları rahatlatmak için kullanılır.
Hormon Tedavisi
Eğer meme kanseri tekrarlarsa, uzak bölümlerde tümörler ortaya çıkarsa veya kanser ameliyat edilemeyecek kadar ilerlemişse, hala hormon alarak hayatı uzatabilmek ve şikayetleri azaltmak mümkün olabilir. Bazı tümörler hormon tedavisine veya östrojeni etkisiz kılan ilaçlara ya da bazen ilave bir doz östrojene cevap vermektedirler. Çoğunlukla kullanılan antiöstrojenler, tamoxifen, androjenler (erkeklik hormonu) ve progesterondur.
Hormon tedavisi tümörün büyümesini veya küçülmesini sağlayabilir. İnsana kısmen veya tamamen rahatlama getirebilir. Eğer bir hormon artık etkili olmuyorsa başkası yardımcı olabilir. Hormonlar etkilerini kaybettikleri zaman, doktorunuz kortikosteroid leri yalnız veya kemoterapi ile birlikte uygulayabilir.
Kemoterapi
Kemoterapide verilen antitümör ilaçlar, hormonlardan daha toksik (zehirleyiciydirler ve hepsi bağışıklık sistemini bastırarak insanı enfeksiyonlara karşı korumasız bırakırlar. Radyasyonda da görülen; bir çok hoş olmayan yan etkileri vardır; bulantı, ishal ve bitkinlik gibi. Ayrıca, geçici olarak saçlarınızın tümünü veya bir kısmını kaybedebilirsiniz. Ancak, kemoterapi çoğunlukla metastazı yavaşlatabilir. Bazen tam olarak teskin ederse de genellikle erteleme geçicidir. Kemoterapinin, menopoza girmemiş kadınlarda daha etkili olduğu görülmektedir. Doktorlar çeşitli ilaçları değişik birleşimler yaparak kullanmakta, bazen kortikosteroid veya tamoksifeni de ilave etmektedirler.

admin

Yorum gönder

31
Mar
2008

Genç kızlıkta başlayan adet dönemi kırk yaşlarının sonlarında sona erer. Bu olaya menapoz adı verilir. Menapozdan sonra üreme organları bir dizi değişikliğe uğrarlar. Bu değişiklikler yumurtalıkların hormon salgılamasında görülen azalmaya bağlıdır. Dölyatağı daha küçülür, dölyolundaki sırtlar ortadan kalkar, dölyolu duvarları düzleşir. Salgılar daha az asit içermeye başladıkça mikrop kapma tehlikesi de o kadar artar. Çevre dokular gittikçe daha az esnek özellik kazanır. Menapozdan sonra dölyolundan gelen kanamaya tehlikeli gözüyle bakılmalıdır. Olası bir hastalık karşısında doktora gitmek gerekir.

Adet dönemi genel olarak 28 gündür. Ne var ki bu kaba bir ortalamadır ve kadınların adet süreleri büyük ölçüde değişir. Kimi kadının adet süresi 21 günken, kimilerinin 42 gün olabilir. Bundan başka bir kadının her adet dönemi de birbirine uymayabilir.


Dölyatağından dölyoluna akıntı süresi genellikle dört ya da beş gündür. Bu süre içinde kişiden kişiye büyük değişiklikler söz konusudur.


Adet görme; insan diÅŸisini diÄŸer canlı türlerinin diÅŸilerinden ayıran baÅŸlıca özelliklerden biridir. Hayvanlar içinde yalnızca maymunlarda bu özellik görülür. Yüzyıllar boyunca adet görme tıbbı ilgilendirmiÅŸ ve bu konuda çeÅŸitli görüşler ileri sürülmüştür. Eski Yunanlılar “erkek tohumu”nun bir sıvı içinde kadının gövdesine yerleÅŸtirildiÄŸini iyi biliyorlardı. Ama bir “diÅŸi tohumu”da gerekliyse, bu nasıl oluyordu? Sonunda tümüyle yanlış bir yargıya, adet dönemindeki sıvının bu diÅŸi tohumu içerdiÄŸi yargısına vardılar.

Adet görme birbirinden ayrı iki organın, yumurtalığın ve dölyatağının faaliyetlerine bağlı bir süreçtir. Yumurtalığın başlıca iki görevi ; gebeliği sağlayan yumurtacıkların üretilmesi ile cinsiyet hormonlarının salgılanmasıdır. Yumurtalıkların ürettiği ve adet dönemini denetleyen hormonlar bildiğimiz gibi östrojen ve progesterondur. Bu hormonların gövdenin çeşitli bölümleri üzerinde etkileri vardır. Ancak en büyük etkileri dölyatağının endometrium adı verilen dokusunda görülür.

Ayın farklı zamanlarında bir kadından endometrium parçaları alınırsa aralarında büyük değişiklikler olduğu görülecektir. Adetten hemen sonra dölyatağını kaplayan tabaka ince bir tabakadır. Buna karşılık iki adet dönemi arasında bu doku yeniden kalınlaşır. Adet kanaması sırasındaysa, doku parçalarının tam bir biçimi olmadığı ve kanla karıştığı görülür. Buradan da anlaşıldığına göre dölyatağındaki endometrium dokusu iki adet zamanı arasında bir dizi değişiklik geçirmektedir. Ve zaten tüm değişikliklerin olabilmesi için gerekli olan döneme adet dönemi denmektedir. Adetle birlikte endometrium dokusunun büyük bir bölümü parçalanır, ancak geriye kalan küçük bölüm hızla gelişerek eskisinin yerini alır. Söz konusu hızlı büyüme ve dokunun gelişmesi yüzünden adet döneminin bu bölümüne siyah dendiği de olur. Bu dönem adet süresinin yarısı kadardır. Adet döneminin ikinci yarısında alınan bir ömekte çeşitli salgı bezleri görüldüğünden bu döneme salgısal dönem adı verilir. Adet dönemi salgı döneminin sona ermesiyle birlikte biter. Kan da dölyatağı tabakasından tümüyle ayrılır.

Yumurtalıklar da bir dizi dönemsel deÄŸiÅŸiklik geçirirler. Yumurtalıkların yüzeyinde çok sayıda ve çeÅŸitli boyutlarda küçük “kistler” vardır. Bunlara yumurtalık bezcikleri denir ve her biri bir yumurtacık (ovum) taşır. Adet döneminin ortasında ötekilerden daha büyük olan bir bezcik büyümeye baÅŸlar. Yumurtalığın yüzeyinde yer alan bu bezciÄŸin çapı iki santimetre kadar büyüyebilir. Bezcik , döllenme amacıyla fallop kanalına yumurtacık bırakır. Adet döneminin sonraki aÅŸamasında bezcik beyazımsı sarı renkteki hücrelerle dolar. Renginden dolayı bu oluÅŸuma sarı organ (corpus luteum) adı verilir. EÄŸer yumurtacık döllenmiÅŸse sarı organ gebelik boyunca, doÄŸuma kadar yumurtalıkta kalır. EÄŸer döllenmemiÅŸse ancak on gün kadar yaÅŸayabilir.


GeliÅŸen bezcikler, östrojen salgılarlar. Östrojen de endometriumun geliÅŸip kalınlaÅŸmasına yol açar. GeliÅŸme döneminin sonunda bezcikler koparlar ve yumurtlama olayı gerçekleÅŸir. EÄŸer döllenmiÅŸ yumurta kalınlaÅŸma döneminde endometriumla temas ederse bu bölgeye yerleÅŸmesi olanaksızlaşır. Böyle bir doku, yumurtacığın yerleÅŸmesi için gerekli olan bir dizi deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸrayamaz. Bununla birlikte yumurtacık fallop kanalından dölyatağına giderken (bu bir haftayı alır) endometrium sarı organın etkisi altına girer. Bu organ hem progesteron, hem de östrojen üreten bir salgı bezidir. Hormonların böylesine birlikte hareket etmeleri büyüyen endometriumun salgısal döneme geçmesini saÄŸlar. İşte bu ikinci aÅŸamada dölyatağı döllenmiÅŸ yumurtayı banndırabilecek özelliÄŸe kavuÅŸur. DöllenmiÅŸ yumurta yerleÅŸtikten sonra büyük bir olasılıkla sarı organ denilen corpus luteum’a hormonal mesajlar göndermektedir. Bu iletiÅŸim corpus luteum’un büyümesine ve daha büyük miktarda hormon salgılamasına yol açmaktadır. Bu mesaj gerçekleÅŸmezse corpus luteum parçalanır. Bu durumda endometriuma hiç bir hormon ulaÅŸmaz ve bu yüzden direnme gücü kaybolur. Böylelikle endometriumun büyük bir bölümü parçalanır. Bu arada adet dönemi akıntısı baÅŸ gösterir. Adet döneminin sona ermesiyle birlikte yumurtalıkta bir baÅŸka bezcik büyümeye baÅŸlar. Östrojen tekrar dölyatağı astarının kalıntılarını etkiler ve bir sonraki adet döneminin geliÅŸme aÅŸaması baÅŸlamış olur.


Ergenlik döneminden menopoza kadar tüm üretken yaşamı boyunca bir kadın sürekli olarak bu dönemlerden geçer. Bu dönemler yalnızca gebelik olayıyla birlikte kesilir ve eğer anne çocuğunu emzirirse doğumdan sonra birkaç ay daha adet görülmez. Doğum yapmamış bir kadının tüm cinsel olgunluk süresi boyunca dört yüz dolayında adet gördüğü sanılmaktadır. Bu sürenin uzunluğu kuşkusuz ergenlik yaşına bağlıdır. Ergenlik yaşının sürekli olarak düştüğü de bir başka gerçektir. Yirminci yüzyılda kızlar geçtiğimiz yüzyıla göre birkaç yaş önce adet görmektedirler. Adet dönemindeki ilk akıntının, kızların gebe olabilme yeteneğine kavuştuklan yaşlarda görülmesi koşul değildir. Örneğin ilk birkaç adet görmede yumurtacıkların bezciklerden ayrılmadığı sanılmaktadır. Bir başka deyişle ilk birkaç adette yumurtlama görülmez. Bu yaştaki kızlara cinsel ilişkinin tanındığı kimi toplumlarda, kızların gebe kaldığı çok ender görülmektedir.

Eğer adet görme düzenli biçimde sürüyor ve rahatsızlık vermiyorsa bu olayla ilgili bağnaz tepkiler çok daha az görülür. Ne var ki adetle ilgili düzensizlikler pek yaygın özellikte değildir. Bu düzensizlikler gövdenin başka bölümlerindeki bezlerde görülen düzensizliklere, gövdenin her bir hücresinde yer alan kalıtımsal kromozomlara, doğuştan olan eksikliklere bağlı olabilir. En yaygın düzensizlikler kadınların çoğunda adet dönemlerinde görülen gerilim ve bunalımlarla ilişkilidir. Adet sırasındaki akıntıyla ilgili ağrının da etkisi görülür. Yıllarca süren araştırmalara karşın bilim adamları kadınların adetle ilgili yakınmalarının nedenlerini tam olarak saptayamamışlardır. Adet döneminden önce de çoğu kadında gerilim, sıkıntı, başağrısı gibi rahatsızlıklar olur. Hastalarına düzenli adet görüp görmediğini soran doktorlar genellikle olumlu yanıt alırlar. Kadın da gerçekten düzenli aralıklarla adet gördüğünü sanmaktadır. Ancak gerçekte durum böyle değildir. Böyle bir şeyi öne süren kadın adet günlerini düzenli bir biçimde saptadığında yanıldığını görecektir. Her adet döneminin bir ya da iki gün bile olsa geç ya da erken başladığını görecektir.

Adet döneminin süreleri de kadından kadına deÄŸiÅŸir. DoÄŸum kontrolündeki tehlikesiz günler yönteminin (”ritm yöntemi”) insanı yanıltmasının bir nedeni de budur.

Günümüzde dölyatağı fizyolojisi üstüne geniş bir bilgiye sahibiz. Bu yüzden adet dönemleri düzensiz, ağrılı ya da hiç gerçekleşmeyen kadınlarla ilgili olarak yapılacak çok şey var. Ama kesin olarak bilinen bir şey varsa o da normal süren adetlerin birden kesilmesinin en önemli nedeninin gebelik olduğudur.Yumurtacığın döllenmesi ancak yumurtlama döneminde ya da bu döneme yakın bir zamanda cinsel ilişki gerçekleşirse olur. Doğum kontrolündeki tehlikesiz günler yöntemi de bu olaya dayanır. Spermler üreme alanında birkaç gün yaşayacaklarından iki adet arasında kalan üç haftanın birinci ve son haftaları yine de tam emin süreler değildir. Ne var ki pekçok çift bu süreleri emin kabul ederek cinsel birleşmeyi yeğlemektedirler.

admin

Yorum gönder

31
Mar
2008

Adenomiosisde rahim iç yüzeyinin dokusu olan endometriyal doku, rahimin kastı duvarlarının içinde (duvar dokusunun içinde) büyümeye başlar. Bu oluşuma daha çok doğum yapma çağının sonuna doğru ve çocukların doğumundan sonra rastlanır. Adenomiosis birçok kadın-da hiç semptom göstermez.

Belirtiler
- Adet kanaması süresince devam eden ve yaş ilerledikçe artan, kramp şeklinde sancı;
- Uzayan ve fazla miktarda adet kanaması.
Genellikle alt karın muayenesi sırasında doktor, rahmin büyüdüğünü ve yumuşadığını fark eder. Doktorun bulguları ve yukarıda belirtilen belirtiler bir araya gelince, zararsız olmasına karşın Çok sancı verebilen adenomiosisin varlığı belirlenir.
Tedavi
Eğer menopoz yakınsa, doktor ağrı kesiciden başka bir şey vermeyebilir; çünkü bu sorun genellikle menopozdan sonra kaybolur. Ağrılar çok şiddetliyse ve menopoz da çok uzak görünüyorsa, doktor rahimin alınmasını tavsiye edebilir.

admin

Yorum gönder

29
Mar
2008

HASTALIĞIN NEDENİ?

Hastalığın ortaya çıkış nedeni tam olarak bilinmiyor. Bazı bilim adamları düşme, çarpma, özellikle trafik kazası gibi travmaların merkezi sinir sistemine etki ederek FM’ e yol açtığını ileri sürmektedirler. Her zaman büyük bir travma olması gerekmez. FM’ li hastalarda kaslarda küçük bir travmanın yani basit bir incinmenin bile FM’i tetiklediği görülmüştür. O yüzden uygun olmayan egzersizlerin veya kötü duruş pozisyonlarının bu hastalığı artıracağı unutulmamalıdır.
Beyin ve çevre sinirleri arasındaki iletimde görev alan bazı kimyasal maddelerde eksiklik veya bozukluk olduğu söylenmektedir. Bu madde serotonin ve onun prekürsoru olan triptofandır. Serotonin insanda dinlendirici özelliğe sahip olup uykunun gerçekleşmesi ve ağrılı uyaranın algılanmasında rol oynayan önemli bir iletkendir. FM’ li hastaların diyetlerine triptofan eklendiğinde hastalığın şiddetinde azalmalar kaydedilmiştir .
FM hastalığında ailesel yatkınlık ve kalıtsal özellikler bulunmuÅŸtur. Yani FM’li bir annenin çocuklarında  benzer sorunlar görülebilir. Hatta beraber yaÅŸamanın getirdiÄŸi bir hastalık olarak karı ve kocada aynı hastalık beraberce ortaya çıkabilir. 

Aşırı streslerin merkezi sinir sisteminde, kimyasal iletimde bozukluğa yol açtığı söylenmektedir. Ailesel stresler, çocukluk çağında veya daha sonraki yaşamda cinsel örselenme, evliliğin kötü sonlanması, ağır yaşam ve iş koşulları FM’ i tırmandırmaktadır. Bazı virüslerin FM’ e yol açtığı iddia edilmektedir. Örneğin Lyme hastalığı veya çok ağır geçen bir gripal infeksiyon sonrası FM gelişmesinden esinlenerek infeksiyon ile FM ilişkisine dikkat çekilmektedir. FM’ de yerel kan akımı azalmasına bağlı olarak yorgunluk geliştiği ve adale esnekliğinde azalma olduğu gösterilmiştir. Buna göre olayın asıl gerçekleştiği yer adale dokusudur. Orada kasılma söz konusudur. Bu bölgede kan dolaşımı yeterli değildir ve kas dokusu yeterince oksijen alamamaktadır.

admin

Yorum gönder

Araba Resimleri Fenerbahce Resimleri Resimler Guzel Resimler turk car spor haberleri sarki sozleri